top of page

Topraktan sanata!

“Su kabağına hayat veren eller”

Halk Eğitim Merkezi’nde kurslar veren usta öğretici Zeynep Üçkan Akbaş, su kabağını lambadan çantaya, kişiye özel tasarımlardan dekoratif eserlere dönüştürüyor. Sağlıkçı kimliğinden sonra sanatla yolunu bulan Akbaş, hem kursiyerlerine terapi gibi bir ortam sunuyor hem de kadınların el emeğini kazanca dönüştürmesine öncülük ediyor. Topraktan çıkan kabağı hayal gücüyle işleyen Akbaş, Osmanlı’dan günümüze uzanan bu geleneği modern tasarımlarla geleceğe taşıyor.

Su Kabağı İşlemeciliği Usta Öğreticisi Zeynep Üçkan Akbaş, kabakları topraktan alıyor ve otantik eserlere dönüştürüyor.

4 yıldır bu meslekle uğraşan Akbaş aslında sağlıkçı olduğunu ama Lüleburgaz’da bu alanda iş bulamadığı için bir süre mesleğini icra edemediği o dönemde su kabağı işlemeciliği ile tanıştı.

Kabaktan lambalar, anahtarlıklar, çantalar ve çeşitli dekoratif ürünler tasarlayan Akbaş, Halk Eğitim Merkezi’nde verdiği kurslarla da bu alana ilgisi olan meraklılarına işin inceliklerini öğretip, onlarla beraber eserler yaratıyor.

Çalışmalar kapsamında aile fotoğrafları, kişinin fotoğrafları kabağa eklenerek kişiye özel tasarımlar ortaya çıkarılırken, yakma tekniği kullanılıyor.

Ayrıca kabaktan çıkan her parçayı çöpe atmak yerine değerlendirmeye özen gösteriyorlar.

Zeynep Üçkan Akbaş, su kabağının Osmanlı döneminde mutfakta besinleri korumak amaçlı bir saklama kabı olarak kullanıldığını söyledi.

Ayrıca, cenazelerde cenazeyi yıkamak amaçlı da kullanıldığını, şimdiyse daha modernize edilerek mekanlarda aydınlatma olarak kullanıldığını aktardı.

Akbaş, kabağın en son haline geliş sürecini, topraktan alınıp temizlenip oyulmasından sonra hayal gücü ile tasarımlar planlanıp sonrasında taslaklar ile çalışmaya başlayıp eseri ince ince işleyerek son haline getirdiklerini dile getirdi.

Halk Eğitim Merkezi Müdürü Kasım Konak ve Müdür Yardımcıları Berkan Öksüz, Sebahattin Aydoğdu, Vedat Köprülü’ye bir teşekkürü borç bildiğini söyleyen Akbaş, atölyelerinin çok güzel olduğunu ve kendileri için bir velinimet olduğunu sözlerine ekledi.

Eğitmen Akbaş, kadınlara destek olup bu yaptıkları eserleri öğrenmekle kalmalarını istemediğini, el emeği ürünleri satabilmelerini isterken, ileride hayalinin daha büyük bir atölye açmak ve daha geniş kitlelere yayılmak olduğunu dile getirdi.

“KURSİYERLER MEMNUN”

Kursiyerlerden Sema Erdoğan ise, Halk Eğitim Merkezi’ne başka bir kurs için başvuruda bulunacakken ilgisini su kabağı işleme sanatı çektiğini diğer kursu unutup bu kursa yazıldığını dile getirdi.

Her sene 6 aylığına yurtdışından Türkiye’ye gelen kursiyer Gülşen Yavuz da bir arkadaşının yönlendirmesi ile bu kursa başladığını anlattı.

Başka bir kursiyer olan Hamide Umut, kabak sanatı ile uğraşmayı hep istediğini ama makinayla bir sanat yaratabileceğini hiç aklına getirmediğini, sonrasında ise bu kursu görünce heyecan ile kursa başvurduğunu söyledi. Ayrıca kursa katıldığını dönemlerde meme kanseri süreci geçirdiğini ama kursu hiç aksatmadığını ve burada şifa bulduğunu aktardı. Hamide Umut, “Arkadaşlarımın desteği ile çok güzel bir terapiydi benim için, hala öyle” dedi.

Vaktinin çoğunu evde geçirdiğini söyleyen kursiyer Ülker Gülen de daha önceleri torunlarına ve yaşlı bakıcılığı yaptığını ama artık kendine vakit ayırması gerektiğini düşünüp kursa başladığını belirtti.

Duygularını ‘’Bu çok değişik bir duygu. Böylesine ince işçilik gerektiren bir sanatı yapıyorsunuz ve bunu ben yaptım diyorsunuz” şeklinde ifade etti.


bottom of page