NECATİ KAYHAN
- Ahmet Güdücüoğlu

- 30 Ara 2025
- 3 dakikada okunur
Bazı insanlar vardır beraber olduğunuz ortamlarda içiniz ısınır, O geldiğinde neşeniz, yaşama daha bir sıcak bakmanız artar. O kişiyle birlikte olduğunuzda karamsarlığınız kaybolur, bahar coşkusu gibi bir sevinç kaplar yüreğinizi. İnsani duyguların giderek yara aldığı günümüzde Onun gibi insanların dostluğuna sahip olmak çok değerli. Bu güzelliklerin farkında olmamakta ayrı bir hüzün kaynağı. Çocukken mahallede arkadaşlarla saklambaç oynardık. Yakayı ele verir, ebe olurdum. Her defasında, bir türlü yerini bulamadığım bir iki arkadaş olurdu ve ben hüzünlenirdim. Sanki saklanan bir daha ortaya çıkmayacak, geri gelmeyecek, sonsuza kadar saklı kalacak gibi gelirdi. Onları kaybetme duygusu içimi sızlatırdı. Sonra büyüdüm, yaşlandım ve hala hayatım boyunca birileri mahsustan saklanıyor ve geri gelmiyorlar gibi geliyor. Hele ölümleriyle bizleri kendilerine hasret bırakanların sadece buram buram özlemleri kalıyor yüreğimde. Saklanmayın, yeter artık yakarışımın cevap bulması en büyük mutluluğum olurdu. Ama sadece hayalden öte gidemeyen bir buruk mutluluk. Sevgili Necati Hocamı kaybettiğimizde içimdeki mutluluk kaynaklarından birinin yok olduğunu anladım. Eskilerin dediği gibi sizi neşelendiren, mutluluk dağıtan insanların peşinden ayrılmayın ön görüsüyle Necati Kayhan Hocamı hep sevdim, peşinden ayrılmamaya çalıştım. Yakın zamanda geçirdiği ameliyat biraz O nu yorsa da neşeli kişiliğinden vazgeçmedi. 60 yılların naifliğinde, sevecen çocukluğumun örnek aldığı Yaşar Abimin sevgili arkadaşıydı. Şimdiki Yenice Benzinliğinin tam karşısında eskiden yer alan hanın sahibiydi Babası. Sen kimsin diye sorduklarında Hancı Murtaza’nın oğluyum derdi kendine has yorumuyla. Zamanının en iyi futbolcularındandı. Yeşilova da, Kara gücünde futbolunu sürdürdü. Sonra kurulan Lüleburgazspor’da futbolcu olarak birçok başarılara imza attı. Ayni yaşta olan rahmetli Yaşar Abim ile yaptıkları gazete satıcılığını hiç unutamam. Şimdiki Zübeyde Hanım Parkının olduğu yerde bulunan Gazeteci Necmi Abi’den satmak için aldıkları gazeteleri koydukları karton askılıktan yaptıkları gazeteyi en hızlı kim çeker yarışlarını nemli bir hüzünle hatıra sandığımda saklarım. Daha sonra iyi bir eğitimci oldu. Birçok öğrenci yetiştirdi. Fakat hala şimdi olduğu gibi yüreği her zaman Lüleburgazspor sevgisi ile dolu idi. Alt yapılardan başlayıp bir sürü genç arkadaşımızı Takımımıza ve Türk Futboluna kazandırdı. Rahmetli Sabri Hocayla birlikte Fenerbehçe ve Beşiktaş’ı kupadan elediğimiz Takımımızın teknik sorumlularıydılar. Hala geçilemeyen bu başarı, iki Hocamızın en güzel madalyalarıdır.
Kimsenin kimseye vakti olmayan bir zamanda, düşünmeden tereddüt etmeden gidebileceği bir yakını olmalı insanın. “Ah, kimsenin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya…” demişti Gülten Akın. Bu düşünce içerisinde danışılacak, paylaşılacak bir derdin olduğunda çekinmeden sığınılacak bir liman olmuştur Necati Hocam. Mizahi yönünün büyüklüğü ile birlikte toplumu kucaklaması, herkesi gülümseyerek selamlaması bizlere gittikçe uzaklaştığımız değerlerin yüceliğini hatırlatıyor. Her sabah çok sevdiği esnaf arkadaşlarını ziyaret etmesi, ederken de sohbetleriyle etrafa neşe kıvılcımlarını yayması, insanları mutlu etmesi özenilecek bir davranış biçimidir. Hele dostları için düzenlediği kuru fasulye partilerinde, bir yemek davetinin nasıl sıcacık bir törene döndüğünü görebilirsiniz.
Hep neşeli görmeye alıştığımız Hocam’ı mütevazı kişiliği, özgüveni ve dolu insan sevgisi ile tanıyoruz. Tüm insanları seven,kucaklayan,küçümsemeyen ve kibir soğukluğunu asla limanına sokmayan birisidir. Çoğumuz kibir denizinde boğulmuşuz da haberimiz yok. Değirmenimiz susmuş, unumuz bitmiş. Fırınlarımızda kararmış, kalplerimiz gibi. Hocam böyle bir kendini beğenmişlik denizinde hiç boğulmadı. Herkese yardımcı olmaya çalıştı. Lüleburgazspor’da sporculuğundan sonra antrenörlük ve yöneticilik yaptı. Deplasman maçlarının birine giderken yolda trafik kazası geçirdi, ayağını kırdı, fakat kimsenin kalbini kırmadı. Spor Kulübü veya çeşitli derneklerinin yaptıkları gecelerde, bu etkinliklerin sunuculuğunu yaptı. Profesyonel sunucu gibi elinden mikrofonu bırakmadan gece bitene kadar koşuşturdu. Kasabamızda birçok amatör takımı çalıştırdı. Gençlere spor sevgisini aşılamaya gayret gösterdi. En son Özerspor takımını on üç yıl gibi bir süre çalıştırdı. Zorluklardan yılmadı, gençleri spor yoluyla eğitmeye çalıştı. Rahmetli Özer Kardeşim ve Bahattin Başkanın gayretleriyle çok başarılı bir spor kulübü çalışması ortaya koydular.“Gördüm babaların ağlamasını
Dalları düğüm düğüm
Gövdesi kahve falı
Bir zeytin ağacını köklemek var ya
Sökmek var ya sarp yamaçtan ardıcı
Kazma vurmak beş yüz yıllık meşeye
Acısı duymak var ya kopmanın
Babaların ağlaması işte o
Babaların ağlaması öyle zor”
Hasan Hüseyin Korkmazgil
O Şehrimizin hafızasına hep sahip çıktı. İlk Lüleburgazspor fotoğraf sergisini O açtı. Eski sporcuların bir araya gelmesini, özlem gidermelerini sağladı. Bunları yaparken sadece sevgiyi, saygıyı paylaşmayı amaç edindi. Bir eğitimcide olması gerek kitap okuma alışkanlığını devamlı geliştirdi. Yaşadıklarını, düşüncelerini mizahı bir yaklaşımla yerel gazetelerimizde paylaştı. Bir dönem Hocam, Metin Abim ve benim paylaştığımız radyo spor programlarındaki neşeli sohbeti hala unutamam. Dediğim gibi Necati Hocam bizden farklıydı, insanları sevmesiyle, sevgiyi paylaşmasıyla, gülen ve güldüren yüzüyle. Küçük basit şeylerle kolayca kederlendiğimiz yaşamımızda, bizlerin yaşamı sevdirecek, geldiğinde bir ışık gibi yüreğimizi aydınlatacak Hocam gibi insanlara ihtiyacımız var. Eskiden sadece kışların soğuk olduğu günlerden insanların, kalplerin soğuk olduğu günlere geldik. Kalbimi her daim ısıtan, mutluluk dağıtan Necati Hocamı tanıdığım için çok şanslıyım. Allah rahmet eylesin. Sen bir suydun oysa/sen bir ilaçtın./Hoşça kal canımın içi,/Hoşça kal.


