top of page

BALKAN TÜRKÜLERİ 

Bizim yöremiz türkülerini incelediğimizde neşenin bile hüzünle yoğrulduğu melodilere tanık oluruz. Balkan coğrafyasında yıllarca süren savaşlar ve sonucunda oluşan göçler, göçmenlikler hep türkülerimize yansımıştır.

Genel olarak baktığımızda Dünya üzerinde yaşayan her halkın, kendi yaşamının anlatıldığı bir hüznü, çaresizliği vardır. Çünkü bu insana dair olandır. Ama biz yaratılan turistik imajlar, medya yönlendirmeleri ve kolaycı bakışlar yüzünden bazı toplumların neşesini, bazılarınınsa hüznünü göremeyiz.  Sevdanın, yoksulluğun, sınıf çelişkilerinin, bireysel farklılıkların ve en önemlisi de göçlerin yaşandığı her toplumda kaçınılmaz olarak hüzün de vardır. Diğer birçok Balkan halkı gibi, Balkanlar da yaşayan Türkler de son 150 yıldır yoğun göçler ve toplumsal travmalar yaşadılar. Bu durum türkülerin sözlerine o denli yansımasa da melodilere açıkça yansır.

 Füruzan’ın ‘’Balkan Yolcusu’’ isimli güzel bir eseri var (Yapı Kredi Yayınları, 2016). Füruzan bu kitabında eski Yugoslav topraklarında kalmış yaşlı bir nine ile sohbet eder. Yazar, yaşlı nineye sen neden göç etmedin diye sorar. Yaşlı ninenin cevabı oldukça etkileyicidir: “Bir vakitler burada bir umman vardı, o umman çekildi gitti. Bırak da bari buralarda o ummanın hatırası bu küçücük göletler kalsın ”Ninenin kastettiği o ummandan kalan göletlerin güzelliğini, değerini anlamamak elde değil.O umman o yataklardan çekilirken ne acılar çekilmiştir bilir misiniz?Ayrılıklar,hastalıklar,sürgün olmanın dayanılmaz acısı hep kalplerde derin izler bırakmıştır.Bu travmaların oluşturduğu hüzün dolu izler Rumelilerin kalplerinde unutulmayacak yaralar açmıştır.”Muhacirler,kaybedilmiş toprakların aziz hatıralarıdır “Mustafa Kemal Atatürk’ün bu güzel sözü bir çok şeyi anlatıyor.   İşte bu acılar hep Rumeli türkülerinde ses bulmuştur. Bu nedenle hep hüzünlüdür Rumeli türküleri, hep hazindir Rumeli türküleri, hep insanın yüreğini sızlatır Rumeli türküleri. Bu Rumeli türkülerinden birini, en hüzünlü, en hazin, en dokunaklı türküsünün hikayesini anlatmak istiyorum. Bu türkü “Saba’’ makamındadır. İnsanın tüylerini diken diken eden “Saba’’ makamından tıpkı şafak vakti gibi, tıpkı seher rüzgarı gibidir. Bu türkü Balkan türkülerinin aynı zamanda da en güzelidir. Seferberlik ilan edilmiştir, oğlan tam sevdiceğiyle evlenecekken silahaltına alınır, kızımız oğlan gitmeden ona kenarında bir parça yeşil işlemesi olan mendilini verir. Ve gidiş o gidiştir. Oğlan bir daha da geri dönemez. Sonra, zihinlerden, yüreklerden, gönüllerden hiçbir zaman düşmeyen bir türkü ortaya çıkar. Çaresiz dertlere düşenlerin türküsüdür bu türkü: “Mendilimin yeşili’’ Bizler genellikle bu türkünün ilk iki kıtasını biliriz. Son iki kıta nedense hiçbir yerde de yer almaz.  Şöyle başlardı türkü:''Mendilimin yeşiliBen kaybettim eşimiAl bu mendil sende dursunSil gözünün yaşınıAman doktor canım gülüm doktor derdime bir çareÇaresiz dertlere düştüm doktor bana bir çare''

 

 

bottom of page