ÇATILARDAKİ GÜNEŞ ENERJİSİ
- Vicdan ALADAĞ

- 4 Mar
- 2 dakikada okunur
Avrupa çatılarındaki güneş enerjisi, AB’nin elektrik talebinin % 40’ını karşılayabilir
Yayımlanan yeni bir çalışmaya göre, Avrupa Birliği (AB) genelindeki binaların çatılarına kurulacak güneş enerjisi sistemleri, 2050 yılına kadar bölgenin uzun vadeli elektrik ihtiyacının yaklaşık % 40’ını karşılayabilecek potansiyel taşıyor.
Bu, AB’nin iklim ve enerji hedeflerine ulaşmasında çatı tipi fotovoltaik (fotovoltaik=güneş hücreleri ya da güneş panelleri sayesinde Güneş’ten elektrik elde etme yöntemi) sistemlerin kritik bir rol oynayabileceğini gösteriyor.
Çalışma, 271 milyon yapıyı kapsayan yüksek çözünürlüklü yeni bir bina stok’u modeli kullanılarak hazırlandı. Bu model AB çapında hem konut hem de konut dışı binaların çatı alanlarını tek tek değerlendirerek güneş enerjisi potansiyelini belirledi. Sonuçlara göre, mevcut fotovoltaik teknolojisiyle çatılara toplamda yaklaşık 2,3 TWp(TW=terawatt=1 Trilyon watt) kurulu güç yerleştirilebilecek ve bu sistemler yılda yaklaşık 2750 TWh elektrik üretebilecek. Bu miktar, %100 yenilenebilir bir enerji sisteminde AB’nin elektrik ihtiyacının dörtte birini fazlasıyla karşılayabilecek düzeyde. Araştırmada, potansiyelin büyük bir kısmının konut binalarından kaynaklandığı; yaklaşık 1800 GWp(GW=gigawatt=1 milyar watt ) gücün bu segmentten sağlanabileceği belirtiliyor. Geri kalan 500 GWp ise ticari ve sanayi yapıları gibi konut dışı binalara ait çatılarda değerlendirilebilir.
2030 hedeflerinde çatı güneş enerjisinin rolü
Çalışma, 2030 yılına kadar AB’nin PV (PV=fotovoltaik) kurulu gücü hedefi olan 700 GW’ın yarısından fazlasının sadece konut dışı binaların çatılarına kurulacak sistemlerle karşılanabileceğini ortaya koyuyor. Özellikle 2 bin metrekarenin üzerindeki geniş çatı alanlarına sahip büyük yapılar yaklaşık 355 GW potansiyelle bu hedefe önemli katkı sağlayabilir. Bazı üye ülkelerde (örneğin Kıbrıs, Finlandiya ve Danimarka) konut dışı çatı potansiyelinin ulusal hedeflerin neredeyse tamamını bile karşılayabileceği tespit edildi.
Mevcut durumda AB’de çatı tipi fotovoltaik sistemleri yalnızca çatıların yaklaşık % 10’unda kurulu durumda. Buna rağmen 2024 itibarıyla toplam 339 GWp’lik güneş enerjisi kapasitesinin % 61’i çatı sistemlerinden geliyor. Bu da binaların güneş enerjisinde ne kadar önemli bir rol oynayabileceğini gösteriyor. Çalışma aynı zamanda binaların AB’de enerji tüketiminin yaklaşık % 42’sini ve enerji kaynaklı sera gazı emisyonlarının % 36’sını oluşturduğunu vurguluyor. Bu bağlamda çatı tipi fotovoltaik sistemlerinin yaygınlaştırılması, hem karbon emisyonlarını azaltma hem de elektrik faturalarını düşürme açısından önemli fırsatlar sunuyor. Türkiye’de durum
Türkiye açısından da dikkat çekici bir potansiyele sahip. Türkiye, yüksek güneşlenme süresi, genç bina stok’u ve hızla artan elektrik talebiyle çatı tipi güneş enerjisi uygulamaları için elverişli ülkeler arasında yer alıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’nin toplam güneş enerjisi kurulu gücü son yıllarda hızla artarken, bu kapasitenin önemli bir bölümü halen arazi tipi santrallerden oluşuyor. Oysa sanayi tesisleri, ticari binalar, organize sanayi bölgeleri, lojistik merkezleri ve konut çatılarında değerlendirilebilecek geniş bir atıl alan bulunuyor. Çatı tipi güneş enerjisinin yaygınlaşması, Türkiye’de hem dağıtım şebekesi üzerindeki yükü azaltma hem de ithal enerji bağımlılığını düşürme açısından stratejik önem taşıyor. Ayrıca, elektrik fiyatlarındaki artış ve karbon düzenlemeleri (CBAM gibi) (CBAM= AB sınırları dahilinde ticari malların üretimi esnasında oluşan karbon maliyetlerine eşdeğer bir maliyetin AB ülkelerine ithal edilen mallara da uygulanmasına dair bir sistem) göz önüne alındığında, özellikle sanayi kuruluşları için çatı üstü PV( fotovoltaik sistem) yatırımları rekabet gücünü artıran bir unsur haline geliyor.
Uzmanlara göre, izin süreçlerinin sadeleştirilmesi, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve öz tüketim odaklı modellerin desteklenmesi halinde, Türkiye’de çatı tipi güneş enerjisi Avrupa’daki benzer örneklerde olduğu gibi elektrik talebinin kayda değer bir bölümünü karşılayabilecek bir rol üstlenebilir. Bu durum, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda bina sektöründen kaynaklanan emisyonların azaltılmasına da doğrudan katkı sağlayabilir.


