top of page

YIKIM ANATOMİSİ (2)

               YIKIM ANATOMİSİ (2)

(Dünden Devam)

Seçim sonrası gerçek ortaya çıktı döviz, enflasyon ve zamlar tarihi bir rekor kırdı; anında NAS’tan vaz geçerek dini, imanı unutup faize sarıldılar.                                                                         

Memur ve işçi maaşına zam yapar gibi yapıp ağızlara bir parmak bal çaldılar; emekliyi, dulu, yetimi bütçe müsait değil diyerek açlığa mahkum ettiler.

Buna rağmen sınırları kevgire çevirerek ülkeye soktukları, adeta bir kavimler göçüne dönüştürerek demografik yapıyı tahrip ettikleri ve içinde kimlerin olduğu meçhul 10 milyonun üzerinde mülteciye milletin alın teri olan 50 milyar doları(belki de daha fazlası) harcarken bütçe hesabı yapmadılar.

Böylelikle %98’i yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veren, geçimden başka bir şey düşünmesini istemedikleri, hayattan koparılarak günlük yaşatılan ve sürekli yardım edilmiş bir toplum yarattılar. Sosyal hayatı yok edip ruh sağlığı alarm veren vatandaşı çaresizlik içinde evlerinde oturmak zorunda bıraktılar.

Ekonomiyi iflasın eşiğine getirdiler ve sonunda mecbur kalıp bir zamanlar düşman ilan ettikleri körfez ülkelerine giderek varlıklarımız üzerinden örtülü pazarlıklar yaptılar ve onursuzca para dilendiler.

İşsizliğin, açlığın, sefaletin, derinleşen ekonomik kriz ve körfez zihniyeti detaylarının üstünü örtmek için de başta muhalefet tartışmaları olmak üzere toplumu oyalayacak birbiri ardına sıralanmış yapay gündemler yarattılar.

Değerli dostlar, olanları sakın yadırgamayın ve iktidarı normal bir siyasi aktör olarak görmeyin.

Çünkü onlar Türk milletine, Türk devletine ve kurucu değerlere daha başından itibaren düşmandılar..

Bu yüzdendir ki 22 yıldır başta büyük önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kahraman ecdada ve milli değerlerimize hakaret eden kim varsa sürekli baş tacı ettiler.

Andımızı yasaklatıp T.C. ibarelerini, Atatürk resimlerini, büstlerini ve heykellerini baş aşağı ettiler.

İstiklal Marşı’nda oturanların, keşke Yunan kazansaydı diyen hainlerin önünde hep reverans yaptılar.

T.C. Devleti ve Cumhuriyet’in garantisi olan Lozan Antlaşması, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Anayasa’nın ilk dört maddesini sürekli sorun ettiler.

Amerika’nın Yunanistan Dedeağaç limanına yaptığı devasa askeri yığınağa ve işgal edilerek birer askeri üs haline getirilen Ege adalarına yıllarca göz yumdular.

Ülkeyi yönetiyormuş gibi yapıp talimat üzere içeriden dönüştürdüler ve darülharp (darülharp=Müslüman olmayan bir hükümdarın egemen olduğu yerler. Müslümanlarla gayrımüslümler arasında henüz barış akdedilmemiş olan memleketler.)mantığı içinde koskoca bir harabe yarattılar.. Dışarıdan kuşatılmasını ise sineye çekip hep seyirci kaldılar..Taraftarı ikna etmek ve safları sık tutmak için de Osmanlı sosuna batırılmış, din ceketi giydirilmiş; ecdat ve İslam’la alakası olmayan çakma bir düzeni sürekli olarak mehter, ezan, sela ve tarihi diziler eşliğinde dayattılar..

Nihayet kapatılacak bir parantez olarak gördükleri Cumhuriyet’i 100. yılında hedefe koyup arzu ettikleri çarpık düzeni meşru hale getirecek yeni bir ANAYASA telaffuz ettiler.. Sıra geldi bu telaffuzu kuvveden fiile geçirerek olan altın vuruşu yapmaya.!!

Ve ardından yedi düvelin yapamadığını tek başlarına yaparak bu topraklarda kendi vatanlarını kurmaya ve Yugoslavya’da olduğu gibi özerk yapıların ve dışa bağlı devletçik teşebbüslerinin önünü açmaya.

Eğer Anayasa genel seçimlerden önce değiştirilirse yapılmış olan yerel seçimin ve bundan böyle yapılacak hiçbir seçimin yasal hükmü kalmaz.. Buna millet izin verir mi bilinmez!

“Şimdi anladınız mı bir vasiyet niteliği taşıyan gençliğe hitabenin neden kaleme alındığını ve büyük önderin ne kadar ileri görüşlü olduğunu.”

Ne demişti son bölümünde?

“…..iktidara sahip olanlar, gaflet (aymazlık) ve dalalet (sapkınlık) ve hatta hıyanet (hainlik) içinde bulunabilirler..

Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin (işgal güçlerinin) siyasi emelleriyle tevhit edebilirler (birleştirebilirler)..

Millet, fakr’u  zaruret (ileri derecede yoksulluk) içinde harap (yıkılmış) ve bitap (yorgun) düşmüş olabilir.                                                                                                                                                                                                    Ey Türk istikbalinin evladı!

İşte, bu ahval (durum) ve şerait (koşullar) içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

Yerel seçim galibiyetinin ve zafer sarhoşluğunun rehavetine kapılarak bundan sonra hiçbir şey olmaz demek yanlış olur.! Büyük önderin sözlerini her an kulağımıza küpe etmekte yarar vardır!

Şunu asla unutmamak gerekir ki sü(sü=asker,er) uyur, düşman uyumaz!

Yarından tezi yok her türlü şahsi ve siyasi meseleleri, ideolojik görüş ayrılıklarını, şişmiş olan egoları bir kenara bırakarak; birlik, beraberlik ve Müdafaa-i Hukuk anlayışı içinde geniş tabanlı bir ‘milli mutabakat ittifakı’ kurmak artık vatani bir zaruret haline gelmiştir.

Mazereti ne olursa olsun aksini yapan bir siyasi anlayış; ucu dışarıda olan gizli işbirlikçidir, iktidarın bir başka versiyonudur, mevcut projenin nöbetçi taşeronudur!

Herkes aklını başına almalıdır zira emperyalizm, yıllarca önce emek harcadığı böylesi zorlu bir yıkım projesini tek bir parti ya da tek bir adama endekslemez; alternatifi mutlaka vardır!!

Önümüzdeki süreçteki gelişmeler kimin kim olduğunu ve bağlantılarını gösterecektir; tabii ki milli hassasiyete sahip olan vatan evlatlarını da.                                                                                                             

ALINTI- Sayın Dr. Vecdet ÖZ’ e teşekkürlerimle ….   

                                                            

bottom of page