Kıbrıs’tan kalan izler…
GAZİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN!
“Vurulan arkadaşım benden su istedi, mataram boştu”
Kocatepe’nin vurulmasına tanık oldu
Savaş sürerken ailesi onun öldüğünü sandı
Kıbrıs Barış Harekâtı’na 20 yaşında katılan Gazisi Rıfat Çelik, 52 yıl önce yaşadıklarını gazetemize anlattı. İslahiye’den başlayan harekât hazırlığından Kıbrıs’a çıkarma yaptığı güne, çatışmalarda kaybettiği silah arkadaşlarından ailesine “öldü” haberinin gitmesine kadar pek çok anısını paylaşan Çelik, savaşın üzerinden yıllar geçmesine rağmen bazı geceler yaşadıklarını yeniden gördüğünü söyledi. Çelik’in anlattıkları, Türk askerinin savaşın en sert anlarında dahi insanlığını ve merhametini koruduğunu bir kez daha ortaya koydu.




1953 doğumlu Kıbrıs Gazisi Rıfat Çelik, 19 Eylül Gaziler Günü dolayısıyla Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında yaşadıklarını anlattı. Askerliğinin birinci yılında, Gaziantep’in İslahiye ilçesinde görev yapan Çelik, harekâta gönderileceğini önceden bilmediğini söyledi.
O dönem usta asker olduğunu ve makineli tüfek kullandığını belirten Çelik, harekâttan önce yaşananları şöyle anlattı:
“Bir gece bizi gece tatbikatına götürdüler. Yürüyerek gittik. Nereye gittiğimizi bilmiyoruz. Tam teçhizatlıyız, sırt çantalarımız üzerimizde. Götürdüler, götürdüler, götürdüler. Sabaha karşı geri getirdiler. Hangi arazide nereye gittiğimizi bilmiyoruz. Bize de ‘Eşyalarınızı hiç bozmayın, aynı şekilde kalsın. Yine bir akşam gideceğiz’ dediler. Meğer harekâta hazırlık yapılıyormuş, bizim haberimiz yok.”
Çelik, o sırada izin kullanmak istediğini de söyledi. Köyünde önemli bir işi bulunduğunu belirten Çelik, yüzbaşısından izin istediğini ancak kısa süre sonra kendisini bekleyen görevin ortaya çıktığını anlattı.
“İzinler kapanmıştı. Ben de memlekete gitmek istiyordum. Yüzbaşının yanına gittim, ‘Komutanım, ben izine gitmek istiyorum’ dedim. Bana ‘Oğlum, seni izine gönderirim. Ya annenle babanla görüşmeden geri dönersin ya da 10 günlük iznini yapıp gelirsin’ dedi. Ertesi sabah içime bir şey doğdu. Komutanıma baktım, bir şeyler yazıyor, not alıyor. ‘Ben izine gidemeyeceğim’ diye düşündüm. Sonra çıktı, elindeki listeden 43 kişinin ismini okudu. Ben de o 43 kişinin içindeydim.”
Çelik, üç REO aracıyla Adana’ya götürüldüklerini, ardından sivil otobüslere bindirilerek Mersin’e sevk edildiklerini söyledi. Kıbrıs’a gideceklerini de burada öğrendiklerini ifade etti.
“Adana’dan sivil otobüslere bindirdiler. O zaman söylediler, Kıbrıs Barış Harekâtı’na gidiyoruz. Bize bütün silahları, mermileri verdiler. Mersin’e gittik. Akşam ezanı vakti 11 tane gemi hareket etti. Deniz çok dalgalıydı. İki gemi battı, dokuz gemi kaldı.”
“KOMUTANIMIZ BİZE SAVAŞI ANLATTI”
Çelik, gemide kendilerine komuta eden Manisalı binbaşının askerleri güvertede topladığını ve yaptığı konuşmayı bugün bile hatırladığını belirtti.
“Bizi güverteye topladı. Yaklaşık 40 yaşındaydı, biz 20 yaşındaydık. Bize ‘Bana ağabey deyin, amca deyin, baba deyin, arkadaşım deyin, hiç problem yok’ dedi. Sonra bir sürünün bir başı olduğunu, baş giderse sürünün dağılacağını anlattı. Yani onu dinlememizi istedi. ‘Sabah 3-3.30 gibi adaya varacağız. Ben emir vermeden kesinlikle ateş etmeyin. Onlar ateş etse bile bekleyeceğiz, uçakların gelmesini bekleyeceğiz’ dedi.”
Ancak Çelik’in anlattığına göre adaya yaklaşırken şartlar değişti. Karşı taraftan ateş açıldı ve gemiler hedef alınmaya başladı.
“Uçaklar daha gelmemişti. Bize ateş etmeye başladılar. Gemiyi vuracaklar, batıracaklar. Mecburen geri kaçtık. Atıyorlar ama isabet ettiremiyorlar. Sonra uçakları bekledik. Saat 5 oldu, dört tane uçak geldi.”
Çelik, çıkarma yaptıkları bölgenin bugünkü görüntüsünden farklı olduğunu belirterek karaya ulaşmak için yaklaşık 200 metre boyunca suyun içerisinde yürüdüklerini söyledi.
“Girne tarafına çıkarma yapacağız. O zaman orada bugünkü iskele yoktu. Geminin altı kuma vurdu. Biz belimize kadar, hatta yer yer daha yüksek suyun içinde yürüdük. Yaklaşık 200 metre gittik. Sırtımızda çantalar, silahlar, mühimmat vardı.”
Makineli tüfeğini iki parçaya ayırarak taşıdığını anlatan Çelik, üzerlerindeki yük nedeniyle çantalarının önemli bölümünü denize bıraktıklarını söyledi.
“Çantalarımızda çadır kazıkları, battaniyeler, yiyecek, konserveler vardı. Hepsini attık. Çünkü artık ilerlememiz gerekiyordu. Makineli tüfeği iki parçaya ayırıyorduk. Birini arkadaşım taşıyordu, birini ben taşıyordum.”
Çelik, karaya çıkmalarının da kolay olmadığını söyledi. Bölgedeki mevzilerin doğal örtüyle gizlendiğini belirten Çelik, uçakların bölgeyi bombaladığını ve ardından çıkarma yaptıklarını anlattı.
“VURULAN ARKADAŞIM BENDEN SU İSTEDİ, MATARAM BOŞTU”
Kıbrıs’a çıktıktan sonra başlayan çatışmalarda silah arkadaşlarını kaybettiklerini anlatan Çelik, hayatını kaybeden bir arkadaşının son anlarından birini şöyle anlattı:
“Çatışma başladı. Mermi atıyorlar. Yanımdaki arkadaşım vuruldu. Benden su istedi. Matarama elimi attım ama mataramda su bitmişti. Çok iyi hatırlıyorum, su yoktu. Arkadaşım öldü, rahmetli oldu. Şok geçirdim. Manisalı başka bir arkadaşım vardı, beni kolumdan kuvvetlice tuttu, kendime geldim. Ondan sonra toparlandım ve göreve devam ettim.”
Çelik, savaş sırasında yanında bulunan arkadaşlarının bir bölümünün hayatını kaybettiğini, bu kayıpların kendisi için unutulması mümkün olmayan anılar olduğunu söyledi.
KOCATEPE’NİN VURULMASINA TANIK OLDU
Çelik, harekât sırasında Kocatepe gemisinin vurulması olayını da anlattı. “Biz daha denizdeyken karşı taraftan iki savaş gemisi geliyordu. Kocatepe’ye Yunan bayrağı çekmesi söylendi. Türk gemisi Yunan bayrağı çekti. Pilotlar da gemileri Yunan gemisi sandı. Kaptan, pilota ‘Biz Türk’üz, sakın bizi vurma’ diye söylüyor. Pilot Ankara’yı arıyor, ‘Bizim o sahada gemimiz var mı?’ diye soruyor. ‘Yok’ cevabı geliyor. Ondan sonra bizim gemiye de bomba atılıyor.” Çelik, Kocatepe’de yaklaşık 200 askerin bulunduğunu ve saldırı sırasında çok sayıda askerin hayatını kaybettiğini söyledi.
“Gemide yaklaşık 200 kişi vardı. 80 kişi sağlam kaldı, 120 kişi hayatını kaybetti. İkinci kez vuracaklardı. O sırada Türkçe konuştuklarını telsizden duyuyorlar. İkinci saldırı yapılmadı. Kurtulanlar daha sonra İngilizlerin barış gücüne sığındı.”
İKİNCİ HAREKÂTTA YARALANDI
Çelik, ilk harekâtın ardından ikinci harekâta da katıldığını ve bu süreçte havan mermisinden yaralandığını belirtti. “İlk harekâtı bitirdik. Ben de orada havan mermisinden bir sıyrık aldım. Sonra ikinci harekât başladı. 14-15 Ağustos dönemiydi. İkinci harekâtı da bitirdik.”
İkinci harekâtın ardından birlik hareketi sırasında yeniden saldırıya uğradıklarını anlatan Çelik, bu kez çok daha ağır yaralandığını söyledi. “ REO arabasına bindik. Önümüzde de bir cip gidiyordu. Dağ tarafından bir havan attılar. Bizim arabanın ön tarafına isabet etti. Şoför hayatını kaybetti. Biz üç arkadaş arabanın üstündeydik. Mermi vurunca araba bizi savurdu.”
Çelik, patlamanın ardından iki parmağının ve belinin yaralandığını, bir parmağındaki hasarın ise kalıcı olduğunu söyledi. “İki parmağım kırıldı, belim de kırıldı. Bir parmağım sakat kaldı. Sağ kulağım da duymuyor. Bütün bunlara rağmen hayatta kaldığıma şükrediyorum.”
SAVAŞ SÜRERKEN AİLESİ ONUN ÖLDÜĞÜNÜ SANDI
Çelik’in Kıbrıs’ta savaştığı günlerde ailesi ise oğullarından haber bekliyordu.
Savaşa giderken askerlerin ailelerine haber ulaştırabilmesi için kendilerine küçük cep defterleri verildiğini belirten Çelik, adreslerini yazıp mektuplar bıraktıklarını ancak bu mektupların ailelerine ulaşmadığını söyledi.
“Komutan bize ‘Burada dolmuş taksiler var, herkesin cebinde bir cep defteri var. Adresinizi yazın. Bir tarafına da savaşa gittiğimizi yazın, şoförlere verin, onlar gönderir’ dedi. Yazdık, verdik ama bizim mektuplar gitmemiş.”
Aradan yaklaşık bir ay geçtikten sonra köyüne giden bir kişinin ailesine Rıfat’ın öldüğü yönünde haber verdiğini anlatan Çelik, annesinin büyük üzüntü yaşadığını söyledi.
“Babam dört buçuk yıl askerlik yapmış, jandarmaymış. Askerlik işlerini biliyor. ‘Öyle şey olmaz. Bir şey olsa bunun künyesi gelir’ demiş. Annem ağlıyor. Babam annemi sakinleştirmeye çalışıyor. Sonra askerlik şubesine gittiler.”
Ailenin oğullarının durumunu öğrenmek için yaptığı başvuru sonucunda Kıbrıs’taki birliğe ulaşıldığını anlatan Çelik, o anı da unutmadığını söyledi.
“Bir telefonla beni buldular. Herkes mevzide, herkes tetikte. Telsizden ‘Rıfat Çelik’ diye bağırıyorlar. İki tane Rıfat var. Diğeri de Samsunlu. Ben çıktım mevziden, komutanın yanına gittim. ‘Gel’ dedi. Koşa koşa gittim.” Komutanının ailesinin kendisinden haber beklediğini söylediğini belirten Çelik, ailesine ulaştırılmak üzere hemen bir mesaj yazdığını anlattı.
“Komutanım, ‘Sen mektup atmadın mı buraya girerken? Annen baban merak ediyor’ dedi. Ben de ‘Ben sağım, savaştayız, iyiyiz’ diye yazdım. O mesajı gönderdik. Bizimkiler de rahatladı.”
“400 RUM ESİRE YEMEK GÖTÜRDÜK”
Çelik, savaş sonrasında yaklaşık 400 Rum esirin bulunduğu bölükte görev yaptığını ve esirlere yemek götürdüklerini anlattı. “Yaklaşık 400 esirimiz vardı. Her gün onlara yemek götürüyorduk. Bizim aşçımız yemek yapıyordu. Erzak yetişmeyince tümenden destek geldi. Kap verdik, erzak verdik, onlar da kendileri yemek yapmaya başladılar.”
BAF’TAN KAÇAN AİLENİN ANLATTIKLARI UNUTULMADI
Çelik’in hafızasında kalan en ağır anılardan biri ise savaş nedeniyle Baf’tan kaçan yaşlı bir çiftle karşılaşması oldu. “Osman amca diye bir adam vardı. Baf’tan gelmişler. Mallarını, mülklerini orada bırakmışlar. Yanlarına sadece kendilerini ve taşıyabildikleri parayı almışlar.”
Çelik, Osman amcanın üç kızından söz ettiğini, kızlarından birinin hamile olduğunu ve ailesinin savaş sırasında yaşadıklarını anlattığını söyledi. “Adamın üç kızı vardı. Biri lise son sınıftaydı, biri ortaokula gidiyordu. Bir kızı da evliydi ve yedi aylık hamileydi. İşkence etmişler hamile olan kadına. Onların anlattığı şeyler beni çok etkiledi. İnsanların orada ne şartlarda yaşadığını, ne işkenceler gördüğünü anlattılar.”
Çelik, Kıbrıs’ta yaşadıklarının bugün de hayatında iz bıraktığını söyledi. “Daha çok anlatacak şeylerim var. Anlatırım da anlatamam.” Bazı geceler yaşadıklarının yeniden aklına geldiğini anlatan Çelik, “Geceleri o günleri hatırlayarak aniden uyanıyorum.” dedi.
“GAZİNİN SİYASETİ OLMAZ”
Çelik, gazilerin sorunlarının siyasi görüşlerden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini de vurguladı.
“Gazinin siyaseti olmaz. Bizim A partimiz, B partimiz, C partimiz yok. Bizim siyasetle işimiz yok. Gaziler için önemli olan haklarımızın verilmesi.”
Bugün gazilerin özellikle sağlık hizmetlerinde yaşadığı sorunların çözülmesini isteyen Çelik, özel hastanelerde ücret konusunda yaşanan sıkıntıların kendileri açısından önemli olduğunu belirtti.
“Bana para vermesinler, sağlığımı versinler. Benim kendime harcayacak kadar param var. Bizim için en önemlisi sağlık.” Çelik ayrıca gazi kartlarının Lüleburgaz’da şehir içi ulaşımda da kullanılmasını istediğini söyledi. Türkiye’nin farklı yerlerinde gazi kartını kullanabildiğini belirten Çelik, Lüleburgaz’da ayrıca kart çıkarılması gerektiğini ve mevcut gazi kartının kentte de geçerli olmasını talep etti.
Gazilerin çocuklarına yönelik istihdam hakkı, savaş madalyası ve yeşil pasaport gibi konularda da talepleri olduğunu belirten Çelik, bu konuların da gündemde tutulmasını istedi.
Çelik, Türkiye Muharip Gaziler Derneği Lüleburgaz İlçe Temsilciliği’nin mevcut yerinin de yetersiz olduğunu söyledi. Cami bahçesindeki alanın küçük olduğunu belirten Çelik, gazilerin toplantılarını rahatça yapabilecekleri uygun bir mekâna ihtiyaç duyduklarını ifade etti.
“ASKERİYE BİZE DAHA ÇOK SAHİP ÇIKIYOR”
Çelik, yıllar geçmesine rağmen askerlerle olan bağının devam ettiğini de anlattı.
Görevleri nedeniyle yurt dışında bulunan bir yarbayın 20 Temmuz gecesi kendisini görüntülü arayarak Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yıl dönümünü kutladığını söyleyen Çelik, bu tür davranışların kendileri için çok anlamlı olduğunu belirtti. “Bu bir saygı, gurur. Askeriye bize daha çok sahip çıkıyor. Bizi arayan, hatırlayan komutanlarımız var. Yıllar geçse de o bağ kopmuyor.”
Rıfat Çelik, bugün geriye dönüp baktığında 20 yaşında çıktığı o yolculuğun hayatının en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu söylüyor. O günlerde nereye gittiklerini bile bilmeden yola çıkan 43 askerden biri olarak Kıbrıs’a giden Çelik; savaşta arkadaşlarını kaybetti, yaralandı, ailesine öldüğü haberi gitti, aç kaldı, esirlerle ve savaştan kaçan sivillerle karşılaştı.
Aradan 52 yıl geçti. Çelik bugün 73 yaşında. Ancak anlattığı her olayda yeniden o günlere dönüyor.
Çelik’in anlattıkları, 19 Eylül Gaziler Günü’nün yalnızca gazileri anmakla sınırlı olmayan anlamını da ortaya koyuyor. Çünkü onun için gazilik, savaşın bittiği gün sona eren bir görev değil; kaybedilen silah arkadaşlarının hatırasıyla, yaşananların izleriyle ve yıllar sonra bile devam eden anılarla taşınan bir hayat.



