TÜRKİYE COP31’İN EV SAHİBİ
- Vicdan ALADAĞ

- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur
Türkiye, COP31’e ev sahipliği yapacak: Uzmanlara göre “kapsayıcı ve dönüştürücü bir zirve” olabilir
Brezilya’nın Belem kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi COP30 zirvesinde, iki yıldır süren diplomasi trafiğinin ardından Türkiye’nin 2026 yılında COP31’e ev sahipliği ve başkanlık yapması kararlaştırıldı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının yürüttüğü müzakereler sonucunda alınan karar, Türkiye’nin iklim diplomasisindeki en önemli adımlarından biri olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre bu ev sahipliği, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeleri ortak hedeflerde buluşturabilecek kapsayıcı bir zeminin oluşmasına katkı sağlayabilir.
BM çatısı altındaki “Batı Avrupa ve Diğerleri” (WEOG) grubunda sağlanan uzlaşmayla Türkiye, COP31 başkanlığını üstlenecek, müzakere başkanlığını ise Avustralya yürütecek. Pre-COP toplantısının bir Pasifik ülkesinde yapılması kararlaştırılırken, konferansın ana oturumlarının Antalya’da, Liderler Zirvesi’nin ise İstanbul’da düzenlenmesi planlanıyor. Türkiye, böylece 196 ülkenin liderlerini ilk kez ev sahipliği yapacağı bu dev organizasyonda ağırlayacak.
Türkiye köprü rolü üstlenebilir
Konu ile ilgili yapılan değerlendirmelerde Türkiye’nin gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasında köprü olma potansiyeline sahip olduğu ifade edildi. İklim finansmanı, adaptasyon ve kayıp-zarar fonları gibi tıkanan başlıklar konusunda Türkiye’nin arabulucu bir rol üstlenebileceğini belirtildi. Türkiye, başta finansman olmak üzere kronikleşmiş sorunları çözüm yoluna koymak için arabuluculuk yapabilir. Adaptasyon ve kayıp-zarar finansmanında ilerleme sağlanabilirse COP31 sıra dışı bir iklim konferansı olabilir.
Türkiye’nin bu süreci kendi iklim politikasını ilerletmek için de fırsata dönüştürebilir.
Türkiye’nin iklim hedefleri mercek altında olacak
Türkiye’nin coğrafi konumu, ulaşım olanakları ve güçlü altyapısıyla COP31 için uygun bir ev sahibi olduğunu belirtildi. Antalya doğal, kültürel ve lojistik avantajları nedeniyle güçlü bir tercih. Türkiye’nin zirvede güçlü bir liderlik göstermesi gerekiyor. Finans mekanizmalarında bir türlü toplanamayan desteklerin gelişmekte olan ülkelere ulaştırılması gibi başlıklarda etkili bir liderlik gerekiyor. Türkiye’nin hem resmi müzakerelerde hem de yan oturumlarda kendi koşullarına uygun yeni inisiyatifler geliştirmesi büyük önem taşıyor.
Türkiye’nin iklim hedeflerinin bu süreçte çok daha dikkatle takip edileceği muhakkak. Akdeniz’de iklim değişikliği, arazi bozunumu, ormanların karbon yutak kapasitesi ve yenilenebilir enerji gibi başlıklarda yeni platformlar oluşturabileceğini ifade edildi.
Türkiye’nin konumu nedeniyle Afrika, Asya ve Avrupa’dan kolay ulaşılabilir bir ülke. Bu nedenle COP31’e yoğun katılım beklenmektedir. Altyapı, güvenlik, sağlık, lojistik ve konaklama gibi konularda kapsamlı bir hazırlık yapılması gerekmektedir.
COP süreçlerinde Türkiye’nin yeni dönemi
Türkiye, COP31 ev sahipliğiyle birlikte BM iklim diplomasisinin merkezinde yer alacağı yeni bir döneme giriyor. Uzmanlar, Türkiye’nin hem kendi iklim hedeflerini güçlendirmesi hem de küresel iklim müzakerelerinde çözüme odaklı bir liderlik sergilemesi durumunda, COP31’in uluslararası iklim politikaları açısından dönüştürücü bir zirveye dönüşebileceğini belirtiyor.
Düşünce kuruluşu Ember, Türkiye’nin ev sahipliğinin, ülkenin temiz enerji dönüşümündeki kararlılığını küresel ölçekte göstermek için önemli bir fırsat sunduğunu vurguladı. Kuruluşa göre bu karar, özellikle elektrik üretiminde hâlâ yüksek oranda kömüre bağımlı olan bir ülkede COP’un uzun yıllar sonra ilk kez düzenlenecek olması bakımından da dikkat çekiyor.
Bugün Türkiye’de elektriğin yaklaşık %35’i kömürden elde edilirken, yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam üretimdeki payı % 46’ya ulaşmış durumda. Bu oran, Türkiye’yi Kafkaslar ve Orta Doğu’da öne çıkan bir temiz enerji aktörüne dönüştürüyor. Son üç yılda güneş enerjisi kapasitesinin 10 GW’tan 24 GW’a (GW=1 milyar watt) yükselmesi, rüzgârın elektrik üretimindeki payının %11’e yükselmesi İtalya ve Fransa gibi G7 ülkelerini geride bırakması, dönüşümün hızını ortaya koyuyor.
Türkiye’nin 2035 yılına kadar rüzgâr ve güneş kapasitesini mevcut 39 GW seviyesinden 120 GW’a çıkarmayı hedeflemesi, COP31’in sağlayacağı görünürlükle birlikte enerji yatırımlarını daha da hızlandırabileceği yorumlarına neden oluyor.
Türkiye’nin bu süreçte kritik bir konuma sahiptir. Bazı roller iki ülke arasında paylaşılsa da ev sahibi Türkiye ve tüm dünyanın dikkati burada olacak. Türkiye, bu ev sahipliği ile bölgenin enerji dönüşümünde liderlik rolü üstlenerek bir temiz enerji merkezi haline gelme şansı elde etti. Rüzgâr ve güneş enerjisi kapasitesini 2035’e kadar neredeyse üç katına çıkarma hedefiyle Türkiye’nin bu süreçteki kararlılığı, ülkeye yatırım akışını da hızlandıracaktır.


