top of page

TÜRKAN SAYLAN   

Ömrünü cüzzamla savaşa ve cehaleti yenmeye adamış aydın bir Cumhuriyet Kadını, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucusu Prof. Türkan Saylan, 13 Aralık 1935 tarihinde İstanbul'da doğdu. 1944–1946 yıllarında Kandilli İlkokulu ve 1946–1953 yıllarında Kandilli Kız Lisesi’nde okudu. 1963’te İstanbul Tıp Fakültesini bitirdi. 1964-1968 yılları arasında SSK Nişantaşı Hastanesi’nden Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanlığını aldı.

Kadındır, annedir Türkan Saylan. Şiddeti de görmüş bir eski eştir! Bir de… Yıllar boyu kanserine kafa tutmuş, kanserle yaşamayı öğrenmiş bir umut yolcusudur! Türkan Saylan için, doğu ya da batı, fark etmez, kuzey ya da güney de. Yurt ve dünya köşelerinde, yıllar boyunca bir gönül yolculuğu yapmıştır. Mesela, bir cildiyeci olarak, yüzdeki şark çıbanını, gamzeli bir gülüşü izler gibi izlemiştir. Cüzzamla mücadele konusunda yürüttüğü çalışmalardan dolayı Gandhi Ödülü almış bir bilim kadınıdır zaten. Her bir kadında vefalı bir kız kardeş hissi uyandırmıştır. Evle okul arasındaki eşikte kalakalmış bir kızı güvenle kucaklayıp sırasına taşır.401 bilimsel yayını, ona yakın kitabı vardır ürettiği.11 bin kız öğrencinin, deyim yerindeyse kardelenlerin görünmeyen öğretmenidir. Hem de iki kemoterapi arasında binlerce kilometre yol alarak; okul açmış, öğretmen aramış, yurt kurmuştur.

 İmkânsız kelimesine meydan okuyan insanlara hayranımdır. Doktorluk en büyük hayalidir. Hemen bir tıp rozeti alıp iliştiriyor yakasına, ömür boyu da en değerli takım o oldu diyor. Çünkü ilk ortaokul yıllarında başlamış doktorluğu hayal etmeye, üstelik gayet net bu konuda; köy doktoru olmak istiyor. Daha okurken evleniyor. İlk oğlunu dünyaya getirince ilk büyük hastalık, tüberküloz ile tanışıyor. İkinci oğlunda ikinci defa ve bu sefer kemiklerine yayılmış. Tam 8 ay yüzüstü yatması gerekiyor. Üstüne 2 yıl boyunca da demir korse giymesi zorunlu. O demir korse üstündeyken aslanlar gibi sınavları verip mezun oluyor.1958 yılında, ilk oğluna hamileyken hayatının dönüm noktasını yaşıyor. Cüzzamlılar Pavyonunu görünce! Gencecik, hamile bir kadın, o görüntüye arkasını döneceğine isyan ediyor, o insanlara böyle davranmaya ne hakkımız var diye. O an hayalini kuruyor Lepra Hastanesinin. Ne parası ne gücü var, ama işte "inanç" denen o kuvvet içinde! Bu ülkede cüzzamlılara ilk eliyle dokunan doktor o. Önce Cüzzamla Savaş Derneğini kuruyor. 1977de ise hayalini gerçekleştiriyor, Lepra Hastanesi! Öncelikle orada çalışacak doktor ve hemşire bile bulamıyor, zira herkes korkuyor. Parasızlık, imkânsızlık değil, bahanedir diyor. Kendisi diğer hastane personeliyle bir olup dikiş makinesinin başına oturup nevresimler dikip kermeslerde satıyor, kullanılmayan sigara filtrelerinden yastıklar yapıyor satıyor gelir olsun diye. Umutsuzluk kitabında yok. "Ömür boyu hep sıfırdan başlamaya hazır hissettim kendimi" diyor.

 Bir insanın unutulmaması, hep anılması için yaşamını büyük fedakârlık, cesaret, özveri ve insan sevgisi ile geçirmesi gerekmektedir. Yaptıklarıyla, insanlığa sunduklarıyla hep anılırlar ve tarihin yapraklarında yerlerini alırlar. Güzellik sunanlar, hep güzellikleriyle anılırlar. İnsanın anılma şeklide teknoloji geliştikçe değişti. Eskiden tarihçiler, önemli olayları, kişileri anlatabilmek için günlerce kalın kitaplar arasıda kaybolurlar, bunları yazmaya çalışırlardı. İnsanoğlu geçmiş yaşamı bu kalın kitaplardan okuyarak öğrenirdi. Ama artık zaman değişti. Günümüzde insanoğlu yaşadığımız yüzyılın tarihini kitaplarla değil, fotoğraflarla yazmaya başladı. Çok büyük bir olayı, iz bırakan kötü veya güzel anları, kişilerin yaptıklarını bir fotoğraf karesi ile hatırlayabiliyoruz. Çok önemli bir yaşanmışlığı, belleklerimize kaydettiğimiz tek bir kare ile ifade edebiliyoruz. Yıllarca süren direnişler, savaşlar, zaferler, kayıplar bir tek anın fotoğrafıyla özetlenebiliyor. O an izlediğimiz bir fotoğraf, sayfalar dolusu bir kitabın anlattığından daha çok şey ifade edebiliyor. Örneğin Vietnam’da napalm bombasıyla yanmış vücudu ile koşan kız çocuğunun görüntüleri, Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de çocuklara savaşın açtığı yaraların görüntüleri, Bosna’da savaşın vahşetinin görüntüleri hep hafızalarımıza kazınılmıştır. Fotoğraf sayesinde o anı yaşamış, izlemiş ve belleğimize yer etmişizdir. Geriye dönüp baktığımızda o olayla ilgili hemen hatırlayacağımız hafızamızda canlandıracağımız o fotoğraf karesi olacaktır.

 Ayşe Kulin’in 18 Mayıs 2009 tarihinde yitirdiğimiz Türkan Saylan Hoca’mızın yaşamını anlattığı “Tek ve Tek Başına Türkan” adlı kitabını okurken hafızamda Hoca’nın belleğime kazınan o fotoğraf karesi aklıma geldi. Kemoterapiden erimiş, küçülmüş bedeni, saçsız başı ama hala ışıltılı, gülen gözleriyle evinin penceresinden el sallayan cesur bir kadının fotoğrafı. Yaşamına adadığı, cüzamla savaşı, iyileştirilmiş binlerce hastayı, okullara gitmesi sağlanmış binlerce kız öğrenciyi sığdırmış bir sağlıkçının, bir eğitimcinin fotoğrafı.  Yaralar, bereler, sargı bezleri ve salgın hastalıklarla geçen bir ömür. Ülkesini ve o Ülkenin çaresiz kardelenlerini çok seven bir kadın. Ömrünün son yıllarında ölüme yaklaştığını bildiği halde hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmeyen, yeri doldurulamayan bir insan. İnsanlara her zaman örnek olan bir cesur yürek. Cüzamı bu ülkeden kaldırdı attı, töre cinayetleri altında ezilen kardelenlere hayat verdi, kader kurbanlarına destek oldu. Yetinmedi bir de dernek kurdu. Tüm bunları gerçekleştirirken tek başınaydı. Bir yandan insanların sağlığı için mücadele ederken, koşturduğu köylerde okuyamayan binlerce kız çocuğuna, okuma imkânları yaratabilmek için didindi durdu. Kardelenlerini okuttu ve kurduğu Vakıfla da hala okumaya devam ediyorlar. Yıllardır yenilmediği kanserin en son karaciğerine sıçradığını öğrenen Türkan Saylan, "ölüm aklıma bile gelmiyor yapacak çok işim var" diyebilen yiğit bir İnsan.74 yıllık yaşamını insanlığa hizmete adamış, cüzamla savaşta, sadece Türkiye’de değil, tüm Dünya’da örnek girişimlere imza atmış başarılı ve yürekli bir bilim kadını. Engellere, çaresizliğe rağmen var gücüyle çalışıp zoru başaran, bir eğitim gönüllüsü. Sevginin, azmin, cesaretin ve insanlığın sembolü. Kişinin güzelliklerle anılması kolay bir yol değil. Kendini düşünmeden, insanlar için fedakârlık yaparak, güzellikler üreterek, yardımcı olarak ve insan sevgisi ile unutulmazlar arasında yerinizi alabilirsiniz. Yukarıda belirttiğim gibi artık fotoğraflarla tarih yazılıyor. Olaylar, kişiler fotoğraflarla hatırlanabiliyor. Türkan Saylan Hoca’mızı da bu ülkede milyonlarca kişinin kendisine yürekten el salladığı fotoğraf ile. Kendisinin de ışıltılı gözleriyle gülümseyerek sevenlerine el salladığı fotoğrafı ile anıyoruz.

11 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page