SAVAŞIN KARBON BEDELİ
- Vicdan ALADAĞ

- 5 Şub
- 5 dakikada okunur
Savaşın karbon bedeli artıyor: Temiz enerji, güvenlik politikaları için de anahtar
Savaşın Sera Gazı Muhasebesi Girişimi (IGGAW) Başyazarına göre artan askeri harcamalar fosil yakıta dayalı yapısı nedeniyle küresel iklim hedeflerini tehdit etmekte güvenlik politikalarının temiz enerjiyle uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir.
Askeriyelerin emisyonundan söz edilirken aslında iki farklı emisyon türünden söz ediliyor. İlki, çatışma kaynaklı emisyonlar. Bunlar silahlı bir çatışmanın yol açtığı emisyonlardır. Bu kapsama, savaşın bizzat kendisinden — yani askeri çatışmalardan — kaynaklanan emisyonlar girdiği gibi; orman yangınları, mülteci hareketleri gibi çatışmayla bağlantılı tüm süreçler de dahildir. Ukrayna’daki büyük ölçekli askeri çatışmaya dair yürütülen çalışmalar sayesinde ilk kez bir savaşın yol açtığı emisyonları sayısal olarak ortaya koyabiliyoruz.
İkinci askeri emisyonlar ise; orduların kendilerinden ve askeri sanayiden kaynaklanan emisyonlardır. Bu emisyonlar yalnızca savaş dönemlerinde değil barış zamanlarında da ortaya çıkar. Hiç değilse çoğu zaman barış hâlinde olan Avrupa açısından böyle. Nitekim ordular tatbikat yaptığında, gözetleme faaliyetleri gibi rutin operasyonları gerçekleştirdiğinde de emisyon üretirler.
Askeri emisyonların gerçekten karbon muhasebesinde bir kör nokta olduğunu görüyoruz. Bunun nedenlerinden biri, orduların doğası gereği gizliliğe önem veren yapılar olması ve veri paylaşmaya istekli olmamaları. Diğer bir neden ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında askeri emisyonlara tanınan bazı muafiyetler.
Savaşın iklim etkileri sınır tanımıyor
Ukrayna’da savaşın yol açtığı zararın nasıl daha görünür halde belirlenebileceği konusunda çalışmalar yapılmış ve belli sonuçlara ulaşılmıştır. İklim değişikliği ve karbon hesaplaması üzerindeki etkileri incelenmiştir.
Elbette savaşın en büyük etkisi Ukrayna’nın kendisi üzerindedir. Ukrayna halkının, Ukrayna’nın altyapısının ve çevresi üzerinde. Ancak meselenin iklim boyutuna bakıldığı zaman, bu artık yalnızca Ukrayna’nın sorunu olmaktan çıkıyor ve hepimizi etkileyen bir sorun haline geliyor. Çatışmadan kaynaklanan emisyonlar, dünyadaki herkesi etkiliyor. Anlatılmak istenen de buydu: Savaşın iklim üzerindeki etkileri sınır tanımıyor.
Savaşın iklim maliyeti, İspanya’nın yıllık emisyonlarına denk
Bu çalışmalara başlandığında ortada hazır bir metodoloji veya referans alınabilecek başka çalışmalar yoktu. Bu nedenle uygulanan yöntem ve veri kaynakları zamanla geliştirildi. Yapılan en son çalışma, savaşın üç yılını kapsıyor.
Belirlenen 6 etki kategori var. Bunlardan 1.incisi savaş faaliyetleri. Buna Rus ordusunun saldırıları, Ukrayna ordusunun savunmaları, tüm lojistik zincir ve ayrıca silah ve mühimmat tedariki dahil. Özetle savaşın en doğrudan sebep olduğu emisyonları içeriyor.
2.ncisi peyzaj yangınları. Bombardımanlar sonucu çıkan ve savaş koşulları nedeniyle müdahale edilemediği için dindirilemeyen orman yangınlarını kapsıyor.
3.üncü kategori, enerji altyapısı. Rusya, Ukrayna’nın enerji altyapısını, özellikle elektrik üretimini ama aynı zamanda gaz üretimini hedef alıyor. Ukrayna ise Rusya’daki petrol altyapısını hedefliyor. Bu saldırılar, ciddi emisyonlara yol açıyor.
Görece küçük olan 4.üncü kategori, mülteci kaynaklı emisyonlar. Bu başlık altında, ülkelerini terk eden yaklaşık 11 milyon Ukraynalının otomobil, tren ya da uçakla gerçekleştirdiği yolculuklardan kaynaklanan emisyonlar hesaplandı. Bu kişilerin bir kısmı Ukrayna’ya geri döndü. Bu kategoride tüm bu hareketliliğin sebep olduğu emisyonlar yer alıyor.
Pek de küçük olmayan, 5.inci kategori de sivil havacılık. Savaş nedeniyle hava sahalarının kapanması, uçuşların uzamasına neden oluyor. Örneğin eskiden 11 saat süren Londra-Tokyo uçuşu, artık rotanın Kanada üzerinden oluşturulması nedeniyle 17 saate çıktı. Bu da daha fazla yakıt ve daha fazla emisyon anlamına geliyor.
Belirlenen son 6.ncı kategori ise gelecekte oluşacak emisyonların hesaplandığı ‘‘yeniden inşa’’ kategorisi. Bu, zarar gören ve yok edilen, yeniden inşa edilmesi gereken her şeyi kapsıyor. Bu süreç, özellikle çimento, beton ve çelik kullanımı nedeniyle gelecekte çok yüksek emisyonlara yol açacak.
Şubat 2025 sonu itibarıyla üç yıllık savaşın, bu altı kategoride toplam 237 milyon ton karbondioksit eşdeğeri emisyona neden olduğunu hesaplandı. En büyük emisyon kaynağı, %34 ile savaş faaliyetleri. Bunu %27 ile yeniden inşa ve %21 ile orman yangınları izliyor.
Gazze’nin %80’i yok edildi: Yeniden inşa, en büyük emisyon kaynağı olacak
Gazze’deki savaşın Ukrayna ile benzerlikleri ve farklılıkları var. En önemli fark, Gazze’deki çatışmanın son derece asimetrik olması. Bir yanda yüksek teknolojili, oldukça mekanik, uçaklar ve tanklar kullanan İsrail ordusu; diğer yanda ise düşük teknolojili savaş yürüten Hamas var. Bu nedenle fosil yakıt kullanımı büyük ölçüde İsrail tarafında yoğunlaşıyor.
Ayrıca Gazze’deki nüfus yoğunluğu nedeniyle peyzaj yangınları da Ukrayna’ya göre yok denecek kadar az. Fakat Ukrayna’ya benzer, hatta daha da yüksek olan emisyonlar, yeniden inşa emisyonları.
Gazze, alan olarak Ukrayna’dan çok daha küçük olsa da, burada yaşanan yıkım çok daha büyük. Gazze’nin yaklaşık %80’i yok edilmiş durumda. Dolayısıyla yeniden inşa emisyonları da Ukrayna’dan çok daha yüksek olacak.
İklim hedefleri ve askeri harcamalar birlikte ele alınmalı
NATO ülkelerinin askeri harcamalarıyla birlikte emisyonlarının ne kadar artacağını hesaplayabilmek için ise öncelikle mevcut askeri emisyonları bilmek gerekiyor. Sorun da burada başlıyor: Bunlar bilinmediği gibi, ülkelerin kendileri de büyük olasılıkla tam olarak bilmiyor.
Bilinen şu: NATO ülkelerinde askeri harcamalar tarihsel olarak GSYH’nin yaklaşık %1,5’i düzeyindeydi. Bu oran, ABD hariç NATO ülkeleri için %3,5’e çıkarıldığında, askeri emisyonların da artacağı açık. Oysa 2050’ye kadar net sıfır emisyona ulaşma hedefi var. Bu hedef, tüm sektörlerin emisyonlarını hızla azaltması gerektiği anlamına geliyor. Ancak şimdi, emisyonlarını artıran bir sektörle karşı karşıyayız.
Bu noktada ciddi bir çelişki var. Yeniden silahlanmaya herkes karşı. Rusya’ya karşı caydırıcılığın güçlendirilmesi gerekiyor. Bu durum askeri harcamaların artmasını kaçınılmaz kılıyor. . Ancak eksik olan şey şu: Bu artışı, iklim hedeflerimizle uyumlu bir şekilde nasıl gerçekleştirilecek? Bu tartışma şu anda neredeyse hiç yapılmıyor. İklim politikaları ve askeri harcamalar iki ayrı başlık gibi ele alınıyor. Amaç, bu konunun siyasetçilerin gündemine girmesini sağlamak.
Tanklar, savaş uçakları, gemiler çok fazla fosil yakıt tüketiyor
Askeri teknolojilerde karbon yoğunluğunu azaltmaya yönelik bazı pilot projeler var. Bazı faaliyetlerde elektrikli araçların kullanılması, kışlaların ve askeri binaların enerji verimliliğinin artırılması gibi adımlar atılıyor. Ancak bunlar sorunun ölçeğiyle karşılaştırıldığında yeterli değil.
Aslında bu sektör son derece enerji yoğun. Tanklar, savaş uçakları ve gemiler büyük miktarda fosil yakıt tüketiyor ve bu alanlarda emisyonları azaltmak çok zor. Bu durum, sivil havacılıkla karşılaştırılabilir. Uçaklar hâlâ tamamen fosil yakıta bağımlı ve emisyonları ciddi ölçekte azaltacak teknolojiler henüz yaygınlaşmadı. Ordular ise bu konuda düşünmeye henüz yeni başladı ve önlerinde uzun bir yol var.
Temiz enerji operasyonel olarak da avantajlı
Öte yandan bu pilot projelerin temel motivasyonu çevre kaygıları değil; fosil yakıtlara bağımlılığı azaltma isteği. Askeri açıdan bakıldığında, fosil yakıt tedarik etmek, çatışma sırasında büyük bir zafiyet yaratıyor. Örneğin Afganistan’daki savaş sırasında, İngiliz ordusu yalnızca doğrudan çatışmalarda değil, yakıt tedarik zincirinde de önemli kayıplar verdi. Taliban, Pakistan üzerinden Afganistan’a taşınan yakıt tankerlerini kolaylıkla hedef alıyordu. Bu nedenle alternatif enerji kaynakları, askeri açıdan da operasyonel avantajlar sağlıyor. Bu yaklaşımın Amerikan yönetimi tarafından tamamen reddedileceği sanılmamaktadır.
Sentetik yakıtları ucuzlatabilir
NATO’nun %5’lik harcama hedefinin %3,5’i doğrudan askeri harcamalara, %1,5’i ise altyapıya ayrılıyor. Bu %1,5’lik pay, orduların enerji dönüşümü için önemli bir fırsat sunuyor. Nitekim kısa süre önce, farklı NATO ülkelerinden eski askeri komutanlar, bu kaynağın yenilenebilir enerjiye ayrılması çağrısıyla açık bir mektup yayımladı.
Böyle bir adımdan yalnızca savunma sektörü değil, sivil sektörler de fayda görebilir. Özellikle biyoyakıtlar ve sentetik yakıtlar gibi alanlarda “tavuk-yumurta” sorunu yaşanıyor: Talep yeterli olmadığı için üretim pahalı, ürün pahalı olduğu için de talep oluşmuyor. Fakat eğer ordular uzun vadeli alım garantisi verirse, bu pazarın ölçeklenmesini sağlayabilir. Bu, sivil havacılık ve deniz taşımacılığı gibi sektörler için de dönüşümün önünü açabilir.
Not: Savaşın Sera Gazı Muhasebesi Girişimi Başyazarı Lennard De Klerk’in yazısından yararlanılmıştır.


