top of page

Metabolizmayı yavaşlatan sofralara dikkat!

Ramazan ayında sahuru atlamak, iftarda kontrolsüz beslenmek ve yetersiz su tüketimi, yalnızca geçici halsizliğe değil metabolik dengenin bozulmasına da neden olabiliyor. Uzman Diyetisyen Elif Nur Başaran Güler, doğru planlanan beslenme düzeniyle Ramazan’ın vücudu yoran değil onaran bir sürece dönüşebileceğini söyledi.

Ramazan ayının yalnızca ruhsal arınma dönemi olmadığını belirten Güler, aynı zamanda metabolik dengeyi yeniden kurmak için önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti. Fonksiyonel beslenme yaklaşımının süreci yalnızca tüketilen besin miktarı üzerinden değil; kan şekeri dengesi, hormon yanıtı ve bağırsak sağlığı açısından değerlendirdiğini vurguladı.

Uzun süreli açlığın doğru yönetildiğinde insülin duyarlılığını destekleyebildiğini, sindirim sistemine dinlenme alanı sağladığını ve hücresel onarım süreçlerini tetikleyebildiğini belirten Güler, sahur ve iftarda yapılan yanlış tercihlerin ise bu faydaları ortadan kaldırabildiğine dikkat çekti.

“RAMAZAN METABOLİK İYİLEŞME FIRSATIDIR”

Uzman Diyetisyen Elif Nur Başaran Güler açıklamasında şu ifadelere yer verdi:“Ramazan ayı yalnızca ruhsal bir arınma değildir; aynı zamanda metabolik dengeyi yeniden kurma sürecidir. Uzun süreli açlık doğru yönetildiğinde insülin duyarlılığı artabilir, sindirim sistemi dinlenebilir ve hücresel onarım mekanizmaları desteklenebilir. Ancak sahur ve iftarda yapılan hatalı tercihler kan şekeri dalgalanmalarına, hormonal stres artışına ve sindirim sorunlarına yol açarak bu faydaları gölgeleyebilir.”

SAHUR METABOLİK DENGE İÇİN KRİTİK

Sahurun gün boyu metabolik dengeyi korumanın temelini oluşturduğunu belirten Güler, sahurun yalnızca tok kalmak amacıyla yapılmaması gerektiğini söyledi. Sahurda hedefin kan şekerini stabil tutmak ve gün içerisindeki hormonal stres yanıtını azaltmak olması gerektiğini ifade eden Güler, protein, sağlıklı yağ ve lif içeren bir öğünün ani açlık hissi, halsizlik ve baş ağrısını önleyebileceğini belirtti.

Sahurun atlanmasının metabolik stresin artmasına ve gün içinde belirgin enerji düşüşlerine neden olabileceğini vurgulayan Güler, dengeli bir sahur için şu önerilerde bulundu:

  • 2 adet haşlanmış ya da omlet şeklinde yumurta

  • 1 dilim beyaz peynir

  • 5–6 adet zeytin

  • Roka, maydanoz ve salatalık gibi bol yeşillik

  • 1 dilim tam tahıllı ekmek

  • 1 avuç ceviz veya badem

  • 1 bardak kefir

Bu kombinasyonun protein, sağlıklı yağ ve lif içeriği sayesinde gün boyu daha dengeli bir kan şekeri profili sağladığını ifade etti.

İFTARA HAFİF BAŞLANMALI

İftarın uzun süren açlığın ardından sindirim sistemini zorlamadan planlanması gerektiğini belirten Güler, ani ve yoğun besin alımının kan şekerinde hızlı dalgalanmalara ve sindirim sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Bu nedenle iftara hafif bir başlangıç yapılması ve kısa bir ara verilmesinin daha dengeli bir yaklaşım olduğunu dile getirdi.

Fonksiyonel beslenme bakış açısına göre iftar sonrası oluşan tatlı isteğinin çoğu zaman yalnızca alışkanlık olmadığını belirten Güler, bunun kan şekeri dengesizliği ve yetersiz protein alımıyla ilişkili olabileceğini ifade ederek şunları söyledi:

“İftarda mutlaka lif alımını desteklemek adına sebzelere yer verilmelidir. Lif içeriği yüksek bir öğün kan şekerinin daha dengeli seyretmesini sağlar. Aksi durumda hızlı yükselen ve düşen kan şekeri tatlı isteğini tetikleyebilir.”

BAĞIRSAK SAĞLIĞINA DİKKAT ÇEKTİ

Ramazan boyunca sebze ve liften zengin beslenmenin yanı sıra yeterli su tüketiminin bağırsak sağlığı açısından büyük önem taşıdığını belirten Güler, bağırsak sisteminin yalnızca sindirim değil, bağışıklık ve inflamasyon süreçlerinin de merkezinde yer aldığını söyledi.

Doğru planlanmış bir beslenme düzeni ile Ramazan döneminin metabolik yük yerine iyileşme fırsatına dönüşebileceğini ifade eden Güler, uzun süreli açlığın doğru yönetildiğinde vücuttan uzaklaştırılması beklenen metabolik artıkların atılımını destekleyebileceğini ve oruç sürecinin bir yenilenme görevi üstlenebileceğini belirtti.

TAKVİYE KULLANIMINA DA DEĞİNDİ

Ramazan döneminde öğün sayısının ve sıvı alımının azalmasına bağlı olarak kabızlık şikâyetlerinin sık görüldüğünü belirten Güler, bu nedenle probiyotik desteğinin anlamlı olabileceğini söyledi. Ayrıca balık tüketiminin azalması nedeniyle Omega-3 desteğinin hem hücre sağlığını hem de bağışıklık sistemini destekleyebileceğini sözlerine ekledi.

bottom of page