Kapkanarya
- olci

- 10 Şub
- 3 dakikada okunur
Küçük kaldırımlardan korkan adamların emrindeyiz. Şafak 72, ikinci el mermileri değiştirip duruyoruz.
Biri soruyor: "Dilenci çetesi mi olur abi?" diyor. "Ne uğruna savaşıyoruz biz? Dilencilerin patronları, sefillerin şefleri... Bu fakirliğin bir mühendisi varsa..." Susuyor da susmuyor gençlik gibi, bir sessizlik ki kafiyesi âlâ.
"Cephenin cebindeki bozukluklar gibiyiz biz şurada," diyor bir başkası. "Aynı dilenci çetesine kurban ediyor onurlu, çalışkan ve bir nevi vatansever aile babaları bizi."
Soyu kırılmamış bir Çerkez, Cerkez Ahmet aslında; nasıl olmuş o da bilmiyor.
"J harfini bizim için eklediler alfabeye," diyor bana. Farklı bir paradigma. "Evet Ahmedim," diyorum, "farklı bir dünya. Fransızca bilen subaylar yok artık aramızda." Katmer gibi bir ses tonuyla, J kadar şanslı olmayan, Türkçeye eklenmemiş harflerle konuşuyorum ben Ahmet'le. Kırılgan çocuk, kangren. Kalabalık, kardiyak. K ile başlayan bir vedası var. Yarın birimizi vururlar belli olmaz; hatırlar belki söylediklerimi ve kitle imla silahlarıyla gidiverir cennete. Devletin siyah noktasını alır, bir kedi bir at kuyruğu ekler, virgül koyarız biz şehitlerin bedenlerine.
Bir tümenin aç bakışları arasında çalıyor tatbikat alarmı; bir kozmonotun sevgilisi, bir ilkokulun bahçesinde gömülü sahipsiz kediler gibi. "Tüm kadınlar bir tatbikattır aslında," diyor Çerkez Ahmet. Tam biri "dönek misin lan sen?" demeden. "Arka kapın gıcırdıyor Ahmet" diye eklemeden, "Gördüm demek aptallıktır" dıyor devam ediyor, "aşkın cinsiyeti yok ettiğini görmeden.". Aşık Veysel'in kime aşık olduğunu merak ediyor eli tetikte.
Tetiği çekebilse, fırsatı olsa, gökyüzünde bir uçak, yeryüzünde kızıla çalan bir solucan olsa... Bir hareket olsa yıldırım ordularında, birini vursa... Aşık Veysel'in kime aşık olduğunu düşünerek ölürmüş gibi geliyor düṣman bana.
Eksi 9 derece desen değil, saatler sürüyor tatbikat dedikleri sanki tabiat gibi. Savaş suçu sayılır mı ayaklarımın karıncalanması? Eğilmekten kırılmış belim mesela, stresten dökülen saçlarım da bir parçası mı üniformanın?
TOT (Tesellisi Olmayan Temel) yaklaşıyor bana.
"Rahat," diyor bir terapist gibi. "Rahat." Tekrarlıyor üç defa. Ne annemi ne babamı anlatıyorum ona. Subay bu adam, Freud da subay aslında; A ile başlayan bir seferberlik var askeriye ile akademi arasında.
Siperde düşünmek tuhaf geliyor. Felsefe emanetini almış da, İspanya İç Savaşı'nda toprağa gömmüş gibi... Sanki ancak aptalın da aptalı koyun gibi feda edilirmiş gibi geliyor bana. Sefer(d)erlik böyle bir şey; fakirin de fakiri ki, 25 milyon dolarlık bir kalecinin gözlerine sürdüğü kömürü elleriyle çıkarıyor ki eli silah tutuyor. O kaleci için, o kale için, o ka'dır, o ke'dir; öyle fakfakir ki telaffuz için canını veriyor.
Komagene Kerem: "Suriye'de ne işimiz var?" diye soruyor.
Çerkes Ahmet: "Suriye neden bu kadar soğuk?" diye ekliyor.
Subay Tiki: "Suriye'de değiliz ki," diyor.
"Suriye bir yer değil ki," diye fes atıyor Alafranga Afkan.
Ben: "Olsa gider miydik zaten?" diye eyliyorum
“"Gitsek kalır mıydık?"
Zincirleme bir zenci tamlamasıyla varıyoruz sonuca; zinciri de yerli, zencisi de. Bir kadro hayali adeta. "Pusulası cenabet adamın kıblesi üç aylıktır." diyor, kesiyor konuşmayı Çerkes Ahmet. "Kürtaj yasal sınırı dahilindedir."
Yanlış hatırlıyor olabilirim. Bin kişilik bir tümenden hayatta kalan tek kişi olunca, bin kişilik bir beyin hasarını üstleniyorsun tek başına. Pusulası cenabet adamın kıblesi olmaz, demiş olabilir mesela. Çerkez Ahmet'in aksanı var diye değil. Aksanlı ordu olmaz; ilk günü hatırla, ilk dersi. Fakirler de düşünüyorlar demek istediğim... Tek başına düşünmüyorlar sadece. Mürekkepli kalemle, kapatıp kendilerini bir odaya, baktıkları her hasta ölü doğmuş doktoraları boyunca.
Savaş boyunca kirli bir felsefe vardı havada bir havan topu gibi. Bir merminin içine işlenmiş "malaka", bir başkasında inci gibi "eureka". Yunan dışında düşman bilmeyiz diye yazıyoruz Yunanca bildiğimiz ne varsa. Açlıkla iyi anlaşıyor Sokrates. İçtiği zehri emip çıkarmaya çalışıyoruz nicedir, haberi yok uyuyor kerata. "Biz Yunan değil miyiz?" diyor bir tarih öğretmeni, yerin yedi kat altında şimdi - sesini kesiyor duyguların ani keskinliği.
Saat 2 olunca bir tarhana çorbası kokusu, hangi taraftan geliyorsa, taarruz oraya.


