GÜZ

Fahri Karagöz yazdı...
Sıcak yaz günleri geride kalıyor. Serin akşamlar başladı.
Doğa, bahar ve yaz aylarında, bize cömertçe bahşettiği güneşli güzel günlerden sonra, yeni bir bahar için dinlenmeye çekiliyor.
Kimileri hüznün mevsimi de diyor Sonbahar için.
Doğanın diyalektiği şaşmaz bir rutinle sürüyor. Eskiyen yenileniyor, yeni olan eskiyor.
Yaşamda canlı cansız ne varsa herşey eskiyor. Bedenlerimiz, yani bizde eskiyoruz. Duygularımız, düşüncelerimiz, acılarımız, sevinçlerimiz hatta aşklarımız bile eskiyor.
Sanırım burada asıl maharet, doğanın başarabildiği gibi, bizimde her düşüşümüz, her kaybedişimiz, her yenilgimizden sonra, yeniden sevgiye, iyiye, güzele olan yolculuğa, yenilenmiş olarak başlayabilmek.
Türkiye de yaşıyorsanız, hele 78 kuşağındansanız, sonbahar denilince,1980 12 Eylülünü anımsamamak olanaksızdır.
Koca bir ülkeyi ve halkını kopkoyu bir karanlığa hapsettiler. Üzerinden yarım yüzyıla yakın zaman geçti. Hala kapanmayan yaralar, bitmeyen acılar var. Bir ülkenin güzel günler düşlerini, karanlık odaklar öyle istiyor diye yok ettiler. Darbeci katillerin yaptıklarını, insanlığını unutmayanlar, unutmayacak ve affetmeyecek.
Bu insanlık düşmanlarına inat, gelecek güzel günlere olan inancımızı kaybetmeyecek, iyiliğin güzelliğin peşine düşmekten vazgeçmeyeceğiz.
"Ne geçmiş tükendi, ne yarınlar
Hayat yeniler bizleri,
Geçse de yolumuz bozkırlardan,
Deniz"lere çıkar sokaklar."
Ne güzel yazmış, Murathan Mungan. Şair şiir demişken bu hafta yazıyı büyük usta Nazım Hikmet'le bitirelim.
Çiçekli badem ağaçlarını unut.
değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayanı hatırlamamalı.
ıslak saçlarını güneşte kurut
dolgun meyvelerin baygınlığı ile parıldasın
nemli ağır kızıltılar
sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar..........
Nazım Hikmet
İyi haftalar.



