top of page

FUTBOLUN GÜCÜ     

FUTBOLUN GÜCÜ     

 

 Futbol; genel hatlarıyla ele alındığında basit bir oyun gibi görünür. İngiltere de liman işçilerinin öğle aralarında vakit geçirmek için başladığı ve onların balesi olan bir oyun. Birçok kişi için yirmi iki kişinin bir topun peşinden koştuğu anlamsız bir oyun, kimilerine göre yaşamının büyük bir bölümü ona ayrılmış bir yaşam şeklidir. Sonuç olarak kişilerin birçoğunu kendisine bağlayan sihirli bir güçtür. Günümüzde futbol çok değişmiş ve bir endüstri haline gelmiştir. Tüketim kültürümüzün önemli bir öğesi haline gelen futbol eski birleştirici özelliğinden çok şey kaybetmiş, sistemin talep ettiği gibi ayrıştırıcı bir unsur haline gelmiştir. Zira kapital toplumu rekabetçidir. Kulüpler de en çok formayı, en çok bileti, locayı, taraftar kartını ben satacağım yarışı içine girerler. Bu alanda ne kadar başarılı olunursa da taraftarda o kadar mutlu oluyor. Kendi kişisel bütçeleri konusunda bu kadar duyarlı olmayan taraftar, kulübünün ekonomik gücünden mutlu olabiliyor. Bu tür rekabetler sonucu da taraftarlar birbirine düşebiliyor. Endüstriyel rekabet ortamından dolayı da ayrıştırılmış olan taraftarlar, eskiden ne güzel ayrı takımın taraftarlarıyla ayni tribünde bir arada maç izlerdik sözünü tarihe gömmüşlerdir.

 Futbol tarihine dönüp baktığımızda, futbolun toplumları etkisi altına alan büyük bir güç olduğunu görürüz. Dünya’ da futbol için çok üzücü olaylara hatta ölümlere tanık olmaktayız. İnsanlardaki futbol fanatikliği bir çılgınlık boyutuna ulaşmıştır. Tarihte bu kötü olaylara ait örneklerden bahis edildiği

Gölgede ve Güneşte Futbol” adlı kitabında  Eduardo Galeano birçok üzücü hadiseden yola çıkarak futbolun olumsuz yanını anlatır.

Şimdiye kadar bir futbol stadında en fazla sayıda kurban 1964 yılında Peru'nun başkentinde verildi. Maçın sonlarına doğru Arjantin'e atılan bir golün hakem tarafından iptal edilmesi üzerine sahaya portakal, teneke bira kutuları yağmaya başladı. Polisin gaz bombası atması halkın panik içinde kapalı kapılara doğru hücum etmesine yol açtı ve üç yüzden fazla insan ezilerek öldü.

Naziler için de futbol bir memleket sorunuydu. Ukrayna'daki bir anıt Dinamo Kiev'in 1942'deki oyuncuları anısına dikilmiştir. Alman işgali altında onlar, yerel stadyumda Hitler'in takımını bozguna uğratma deliliğini göstermişlerdi.

"Kazanırlarsa Ölürler!"Oraya kaybetmeye razı olarak, korkudan ve açlıktan titreyerek girdiler, ama saygın olma içgüdülerine daha fazla karşı koyamadılar. On biri de üzerlerindeki formalarla, maçın bitiminde derin bir çukurun dibinde kurşuna dizildiler.

Her alanda olduğu gibi futbolda da kaybetmek yasaktır. Yüzyılımızın sonlarına yaklaştığımız bir sırada başarısızlık affedilmesi mümkün olmayan tek günahtır. 94 Dünya Kupasında bir grup fanatik taraftar, Kamerunlu başarısız kaleci Joseph Bell'in evini ateşe verdi ve Kolombiyalı futbolcu Andrés Escobar da kendi kalesine gol atmak gibi bir şanssızlığa uğramıştı ve bu 'vatana ihanet' suçunun affı olmazdı; Escobar, Medellin'de kurşunlanarak öldürüldü.Yugoslavya'nın parçalanmasına yol açan ve bütün dünyanın elini kolunu bağlayan savaş, ilk önce futbol sahasında patlak verdi. Belgrad ile Zagrep kulüpleri arasında oynanan her maçta Sırplar ile Hırvatlar arasındaki eski kin ve düşmanlık su yüzüne çıkıyordu. O sıralar taraftarlar savaş baltalarını çıkarır gibi bayraklarını çıkararak milli duygularını açığa vuruyorlardı

1950 Dünya Kupasında sıra şampiyonanın en iyi kalecisini seçmeye geldiğinde bütün gazeteciler Brezilyalı Moacyr Barbosa lehinde oy kullandılar. Barbosa, kuşkusuz ülkesinin en iyi kalecisiydi... Ama 1950 Dünya Kupası final maçında, Uruguaylı hücum oyuncusu Ghiggia onu, sağ ayağının ucuyla attığı isabetli bir şutla şaşırttı. Öne doğru çıkmış olan Barbosa, geriye doğru sıçradı, topa eli değdi, ama o anda yere düştü. Topu savdığından emin bir halde ayağa kalktığında topu filelerde buldu. Bu gol Maracana Stadyumunu şaşkına çevirdi ve Uruguay'ı şampiyon ilan etti.Üzerinden yıllar geçti, ama Barbosa hiçbir zaman affedilmedi.Barbosa şöyle dedi: "Brezilya'da en büyük suç için bile verilen ceza otuz yıldır. Ben ise tam kırk üç yıldır, işlememiş olduğum bir suçun cezasını çekiyorum."

15 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page