Frederic Chopin
- Ahmet Güdücüoğlu

- 22 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
O bir bir müzik dehası idi. Çocukluğunda iki büyük sevdası vardı: Piyanosu ve Konstancja Gladkowska ’sı... Piyanosuyla Dünyayı selamladığında henüz 12’sindeydi. İlk bestesini Gladkowska için yaptığında ise 16 yaşına yeni basmıştı. 1829 yılının başlarında Chopin, şarkıcı Gladkowska ile tanıştı ve ona karşı yoğun bir sevgi geliştirdi; ancak bu konuda ona doğrudan hitap edip etmediği belli değil. Ah işte o insanlığı yıldıran savaşlar. Savaş, onu 20 yaşında yurdundan etti. Çarlık Rusya’sı doğduğu toprakları işgal edince, soluğu Paris’te aldı. Piyanonun dahi çocuğu, 39 yaşında ölene kadar memleketi Varşova’nın hasretiyle yanıp tutuştu. O, Frederic Chopin’di. Romantik dönemde yaşamış olup genellikle piyano için eserler yazmıştır. Çağdaşlarına göre "oldukça farklı bir profesyonel teknikle ve şiirsel zeka gerektiren çalışmalar" yaptığı için Dünya çapında ün kazanmıştır. Tarih boyunca her millet savaşlardan çok çekti ve de ne yazık ki çekmeye devam ediyor. Bu trajediyi en çok yaşayan coğrafya ise şimdiki Polonya. Son yüzyılın en büyük belalarından Adolf Hitler, orada insanları ortadan kaldırmak için neler yapmadı ki. Ama gelin görün ki kaderin cilvesi insana neler yaşatıyor. Anlatayım: Varşova’nın Chopin’den başka bir yüz akı daha var: Madam Curie... İki dalda Nobel kazanmış tek bilim insanı. Fizik ve kimya dalında olmak üzere büyük bir başarı yakaladı. Yaşamını laboratuvarda geçirdi. Hem de laboratuvar ortamının hayatına mal olacağını bile bile. Yoğun radyasyondan kan kanserine yenildi. Radyum,polonyum ve radyoaktiviteyi buldu. Tıp tüccarları onun buluşlarının patent hakkı için milyon dolarlarla sıraya girdiğinde O, “Hayır. Ben bunları para kazanmak için değil, insanlık için yaptım.” dedi.İşte o Hitler ve askerleri, Polonya işgali sırasında yaralandıklarında ya da hasta olduklarında, Madam Curie’nin tıp dünyasına kazandırdığı yöntemlerle tedavi edildi. Savaş devam ederken ağır bir hastalığa yakalanan Hitler’in akciğer filmleri, Varşovalı Curie’nin bulduğu makinelerle çekildi. Hayat, yok etmeye çalıştığınız birisinin buluşuyla sizi ölümden kurtaracak kadar büyüleyici bir tezatlıktır.
Müzik, bilim, savaş ve nazizmden bir stadyuma geçiyorum.
1944 yılındaki Nazi suçlarını hatırlatmak isteyen Legia Varşova
taraftarları, geçtiğimiz senelerde çılgın bir koreografiye imza attı.
Koreografinin altında “Varşova ayaklanmasında Almanlar, çoğu çocuk 160 bin insanı öldürdü.” yazıyordu.
İşte bu görsel şov beni o gün hem Chopin hem de Madam Curie’nin
yaşamına savurdu.Varşovalılar güzel oyunun mekanında hem atalarına selam çaktı, hem de savaşın ve ırkçılığın sevimsiz yüzünü bir kez daha dünyaya anımsattı. Elbette ki savaşları, soykırımı yorumlamak tarihçilerin işi. Kaldı ki 2. Dünya Savaşı’ndan seneler sonra Almanya Başbakanı Willy Brandt,Varşova’daki Soykırım Anıtı’nın önünde diz çökerek özür diledi. Ama yaralı yürek Varşovalılar o günleri bir türlü unutamıyor işte. Tıpkı bizim Irak, Afganistan, Filistin, Suriye ya da Dünyanın bir başka bölgesinde bombalarla yaşamdan koparılan milyonlarca çocuğu unutmadığımız gibi. Unutmamak da tarihi bir görev değil midir? O koreografi, tarihle futbolun görkemli kucaklaşmasıdır. Naziler, nasıl en dramatik hatıraları tarihe acımasızca bıraktıysa, Varşovalılar da o acıları böylesine görkemli şovla gözümüze soktu, Varşova Stadı’nda.. Chopin’in savaşlara inat “Çiçekler Arasına Saklanmış Toplar (bombalar)” diye bestelediği 12 numaralı bestesinin muazzam tınılarıyla.O beste Hitler’in insanlık dışı felaketlerini protesto için eşiyle birlikte canına kıyan Stefan Zweig’ın isyanını da anlatıyor. Şimdinin acılı coğrafyası Ortadoğu’da ayni müziğin seslerini duyuyoruz. Aradan yüzyıllar geçiyor ancak masumların kaderi değişmiyor.


