top of page

FARKINA VARILMAMAK

Yaşamımızda iş hayatımızda olsun, ev hayatımızda olsun emek vererek ortaya koyduğumuz işlerin sonucunda bir memnuniyet temennisi beklemek hepimizin hakkıdır. Yaptığı yemeği masaya koyan kadın,

bitirdiği raporu amirine teslim eden çalışan, ödevini yapan öğrenci,

yorgun argın eve dönen baba mutlaka bir gülümsemeyi hak ediyordur.

Fakat o kadar çok farkına varılmıyoruz ki, kıyıda köşede kalıyoruz. Birazcık da olsa birileri bizi görsün, farkına varsın, iki güzel laf etsin diye, sürekli kendimizi belli etme çabasındayız. Aslında bu yaptığımız çok doğal bir davranıştır. Zira övülmek, değer görmek, yaptıklarımızın birileri tarafından farkına varılması, bizim için de bir moral kaynağı olmaktadır. Küçücük ve sıradan bir aferin sözü, kaç yaşında olursak olalım, yüzümüzü ve yüreğimizi güldürmeye yetiyor. Yıllar önce bir fotoğraf ekibimiz vardı. Ekibe yeni gelen, otuzlu yaşlarda bir arkadaşımız çok başarılı fotoğraflar çekmişti. Yaptığımız fotoğraf değerlendirmesinde harika fotoğraflar çekmişsin dedim. Ardından tam evlere dağılacaktık ki, bahsettiğim arkadaş yanıma geldi. Gözleri dolmuştu. “Ben yıllar sonra ilk defa bu akşam çok mutlu uyuyacağım.” dedi. Şaşırdım. Neden? Diye sordum. “Yıllar sonra ilk defa yaptığım iş, verdiğim emek övüldü. Bunu sen yaptın. Çok ama çok teşekkür ederim.” Anladım ki, yaşımız kaç olursa olsun, bir yanımız hep övülmeye aç. Gittikten sonra bu dediklerini çok düşündüm. Gerçekten de çok doğruydu. Annemi hatırladım. Anneme yemek masasında ilk defa “Eline sağlık anne. Yemeğin muhteşem olmuş.” dediğimde, annemin o anda gülen gözlerini hatırladım. Nedense bizim için, bir sorunu, bir sitemi, şikâyet ya da huzursuzluğu konuşmak çok kolayken, güzel ve olumlu eylemler üzerine laf etmeye kalktığımızda zorlanıyoruz. Oysa başta biz olmak üzere çevremizdeki herkesin güzel sözler duymaya hakkı var. Bize öğretilen çok ilgi gösterirsem, şımarır. Översem kendini koy verir. Bir iki güzel söz etsem, işini yapmaz. Olumsuzlukları söyleyeyim ki, daha çok asılsın gibi yaklaşımlar tamamen yıkıcı etkiler taşır. Özellikle çocuklarımızın yaptıkları işleri gördüğümüzü belli etmek, bu eylemleriyle ilgili pozitif yorumlarda bulunmak, kesinlikle onların motivasyonlarını yükseltecek ve bir sonraki işlerine daha fazla sarılacaklardır.

 Psikolog yazar Alice Miller bu konularda söyledikleri çok önemli;

Zehirli pedagoji, yalnızca “çocukken sürekli cezalandırılma korkusuyla yaşadıkları için” takmak zorunda oldukları maskeye güvenebilen, aşırı derecede iyi uyum sağlamış bireyler yetiştirir. Senin iyiliğin için, seni böyle eğitiyorum cümlesi bu yaklaşımın arkasındaki asıl ilkedir. Seni döversem ya da sana acı çektirecek, ya da seni küçük düşürecek sözler söylersem, bu tamamıyla senin iyiliğin içindir.İşte hepimiz az ya da çok Alice Miller’in söz ettiği bu zehirli pedagojiyle büyüyen çocuklarız ve yine az ya da çok bunu bizden sonrakilere yaşatmaya devam ediyoruz.

Yapmamız gereken sadece “Sadece bir güzel söz.”

Eline sağlık. Harika olmuş. Seninle gurur duyuyorum. Emeğin için teşekkür ederim. Varlığın güzel. Gibi sözler insanların mutlu olması için büyük etkendir. Bunlara sadece bir güzel söz desek te aslında, İnsanın geleceğini değiştirecek bir güzel söz olarak algılamalıyız.

12 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page