top of page

ENERJİ ÜRETEN PENCERELER(2)

(Dünden Devam)

STPV 20 farklı paydaşla değerlendirildi.

Yeni teknolojilerin toplumda yer bulabilmesi teknik başarılarla sınırlı değildir. Bu, daha ziyade onları nasıl algıladığımıza ve kabul ettiğimize de bağlıdır. Bu nedenle çalışmalarda STPV teknolojisinin Türkiye’de nasıl karşılandığını, kimler tarafından nasıl değerlendirildiği daha iyi anlayabilmek için nitel bir saha araştırması gerçekleştirildi. Amaç, STPV teknolojisinin teknik, sosyal, ekonomik ve kurumsal boyutlarını kapsayan çok disiplinli bir anlayış geliştirmekti. Bu doğrultuda, enerji sektörünün farklı noktalarında yer alan 20 uzmanla görüşüldü. Görüşmeler dört ana gruptan seçilen katılımcılarla yapıldı.

Bunlar, akademide yer alan uzmanlardan (Optik, Nanobilim Ve Nanoteknolojfizik, Elektrik-Elektronik, vb., mimarlık) oluşmaktadır. Kamu tarafında ise ilgili bakanlıklar, belediyeler ve devlet kurumlarında görevli mühendisler ve danışmanlar yer almaktadır. Yanı sıra, panel üreticileri, cam üreticileri, mimarlar ve kurulum firmalarından çeşitli uzmanların yer aldığı bir özel sektör kategorisi var. Son olarak, bu teknolojinin yaygınlaşması, politika önerileri geliştirilmesi ve savunuculuk noktasında etkili olabilme potansiyelinin olduğu sivil toplum tarafında, güneş enerjisi ve çevre odaklı çalışan STK temsilcilerinden oluşmaktadır. Bu görüşmeler sonucunda öne çıkan üç ana tema elde edildi. Bilgi, Algılar, Beklentiler & İhtiyaçlar. 

Bu temalar altında, STPV teknolojisinin Türkiye’de hâlâ büyük ölçüde bilinmediği ve farklı paydaş grupları arasında bilgi akışının zayıf olduğu sunulmuştur. Bu bilgi eksikliği, teknolojinin işlevine ve potansiyeline dair çeşitli algıların şekillenmesini de doğrudan etkilemektedir. Örneğin, kimileri STPV’yi estetik ve yenilikçi bir fırsat olarak görürken, kimileri maliyet, verimlilik ve teknik entegrasyon gibi konularda çekinceler taşımaktadır. Bu çerçevede ortaya çıkan beklentiler ve ihtiyaçlar; daha fazla pilot uygulama, yerli üretim altyapısının güçlendirilmesi ve kamu politikalarıyla desteklenmesi yönünde yoğunlaşmıştır. Nitekim çalışmada bu üç tema sonucunda, temel olarak; ortaya çıkacak yeniliğin teknik bariyerlerinin aşılmasının ötesine geçilerek, toplumsal olarak da inşa edilmesi gerektiğini açıkça ortaya koyulmuştur.

Türkiye özelinde yapılan bu değerlendirme, bu teknolojinin aynı zamanda Türkiye için çevresel, ekonomik ve yapısal bir fırsat olduğunu göstermektedir. Çünkü bu teknoloji, tam da Türkiye’nin mevcut kentleşme biçimi, inşaat sektörü dinamikleri ve sanayi altyapısıyla doğrudan örtüşmektedir. Türkiye özellikle son yirmi yılda büyük ve yoğun bir kentleşme trendine girmiştir. Kent merkezlerinde yükselen çok katlı yapılar, plazalar ve alışveriş merkezleri çoğunlukla cam cepheli olarak inşa edilmiştir. Bu binaların dış yüzeyleri, gün ışığını içeri almak üzere tasarlanmış olsa da, çoğu zaman enerji üretimi potansiyelinin göz ardı edilerek inşa edildiği görülmektedir. Oysa STPV teknolojisi sayesinde, bu cam yüzeyler aktif enerji üreticileri konumuna gelebilmektedir. 

Ülkemizde Şişecam gibi global düzeyde etkin olan cam üreticilerinin varlığı bu teknolojinin yaygınlaşabilirliğinde kritik öneme sahiptir. Öyle ki, STPV teknolojisinin en önemli bileşeni cam ve optik geçirgenlik üzerine kuruludur. Şişecam’ın yanı sıra, Türkiye’de hem düz cam hem de teknik cam üretimi konusunda dünya çapında deneyime sahip olan şirketler bulunduğundan, STPV teknolojisinin yurt dışına bağımlı kalmadan geliştirilebilmesi ve maliyetlerin düşürülmesi mümkündür. STPV gibi yerli kaynakları değerlendiren teknolojilerin teşvik edilmesi, dışa bağımlılığı azaltmada ve yeşil dönüşüm hedeflerine ulaşmada önemli bir kaldıraç işlevi görecektir. 

Potansiyel ve sınırlılıklar

Genel olarak, STPV’nin öne çıkan avantajları arasında estetik uyumu, doğal ışık geçirgenliği, iç mekân konforuna katkısı ve pencere gibi mevcut cam yüzeylerde uygulanabilir olması yer almaktadır. Uzman görüşleri, yerli üretim kapasitesi geliştiği takdirde bu teknolojinin ekonomik fayda ve istihdam yaratma potansiyeline dikkat çekmişlerdir. Bununla birlikte, teknolojinin önünde bazı önemli sınırlar tepsit edilmiştir. CIGS(CIGS=Bakır,İndiyum,Galyum,Selenid’den oluşan bant aralığı malzemesi) ve perovskit temelli sistemlerde ağır metallerin kullanımı çevresel riskler yaratırken, hammadde bağımlılığı ve geri dönüşüm sistemlerinin eksikliği sürdürülebilirlik açısından soru işaretleri doğurmaktadır. Ayrıca kurulum, entegrasyon ve bakım konularında teknik bilgi eksikliği, yüksek başlangıç maliyetleri ve finansal destek mekanizmalarının yetersizliği de yaygınlaşmayı sınırlayan temel faktörlerdendir. Türkiye bağlamında estetik kaygılar yerine maliyet, güven ve uygulama risklerinin ön planda olduğu açıktır. Bu çerçevede, belediyeler ve kamu kurumlarının STPV’yi içeren pilot projeler başlatması, cam cepheli binalarda belirli oranda enerji üretimini zorunlu kılan düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve yeşil bina yönetmeliklerinde bu teknolojinin özel olarak teşvik edilmesi gereklidir. Toplumsal kabulün artırılması için sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler ve üniversiteler arasında çok aktörlü yönetişim modelleri geliştirilmelidir. Nihayetinde, uzun vadeli stratejik başarı için devlet destekli veya kamu-özel ortaklığına dayalı yerli üretim modelleri, sadece STPV’nin değil genel olarak entegre güneş teknolojilerinin Türkiye’de benimsenebilmesi açısından kritik önemdedir.

Bundan sonraki adım/lar ne olmalı?

Bu çalışma, Türkiye’de yarı saydam güneş teknolojileri (STPV) üzerine farklı sektörlerden paydaşların görüşlerini ilk kez bir araya getirmesi açısından özgün bir değere sahiptir. Öyle ki, akademi, kamu, özel sektör ve sivil toplum temsilcileriyle yapılan görüşmeler, teknolojinin önündeki sınırlılıkları ve potansiyeli bütüncül bir yaklaşımla ortaya koymaktadır. Görüşmelerde en çok öne çıkan konular bilgi eksikliği, maliyet kaygıları ve yasal altyapı sorunları olurken; estetik bütünlük, konfor artışı ve uzun vadeli kazanç gibi olumlu beklentiler de dikkat çekmektedir. Cam cepheli binaların yaygınlaştığı Türkiye’de, bu yüzeylerin enerji üreten hale gelmesi hem mimari uyum sağlamakta hem de yerinde yenilenebilir enerji üretiminin önünü açmaktadır. Görünen o ki, Türkiye’nin güçlü güneş potansiyeli, Avrupa’daki lider panel üretim kapasitesi ve Şişecam gibi küresel cam üreticilerine ev sahipliği yapması, STPV alanında stratejik bir avantaja işaret etmektedir. Ancak uzmanlar, bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için kamu politikalarının netleşmesi, mali teşviklerin devreye girmesi ve toplumsal güvenin inşa edilmesi gerektiğini vurgulamışlardır. Pilot projelerin, toplumun bu teknolojiyi tanıması ve benimsemesi açısından kritik olduğu unutulmamalıdır. Türkiye’de güneş enerjisi konusunda toplumsal bir alışkanlık zaten mevcut iken, şimdi bu alışkanlığı geleceğin entegre çözümleriyle buluşturmak önemli bir adım olacaktır. Net sıfır karbon hedeflerine ulaşmak için zaman kısıtlı ancak STPV gibi teknolojiler sayesinde teknik ve toplumsal bir dönüşüm mümkün görünmektedir.

bottom of page