Bugünlük Olsun
Sınır koymak neden bu kadar zor?

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
Uzm. Dr. Cansın Ceylan yazdı...
Markette, kasanın önündeyiz. Çocuk raftaki şekeri görüyor. Önce “Hayır” diyoruz, sonra bir daha. Ses yükseliyor, arkamızdaki sıra bize bakıyor. Sonunda şeker sepete giriyor ve o tanıdık cümle çıkıyor ağzımızdan: “Peki, bugünlük olsun.”
Çoğumuz o an ne yapmamız gerektiğini aslında biliyoruz. Zor olan bilmek değil, bu bilgiyi ağlayan bir çocuğun karşısında uygulayabilmek.
“Hayır” derken neden zorlanıyoruz?
Sınır koyarken yalnızca çocuğun tepkisiyle değil, kendi duygularımızla da baş ediyoruz. Gün boyu çalışan, çocuğuna yeterince vakit ayıramadığını düşünen bir anne baba, eve döndüğünde bir de “hayır” demeyi ağır bulabiliyor. Zaten kısacık olan akşam saatlerini bir de tartışmayla geçirmek istemiyoruz. Araştırmalar da suçluluk duygusunun sınırları gevşetmekle ilişkili olduğunu gösteriyor. Yorgunluk aynı yöne itiyor: Akşamın sonunda, enerjimiz bitmişken tartışmayı uzatmak yerine kestirme yolu seçiyoruz.
Bir de çocuğumuzun kırılacağı, bizi daha az seveceği kaygısı var. Oysa çocuğun öfkelenmesi ilişkinin bozulduğu anlamına gelmiyor. Sevgiyle konan bir sınıra kızabilir; bu, sınırın yanlış olduğunu göstermez.
Geri adım attığımızda ne oluyor?
Ağlama ya da bağırma yükseldiğinde geri adım atarsak, çocuk farkında olmadan şunu öğreniyor: Israrı artırmak işe yarıyor. Bir sonraki sefer itiraz daha erken ve daha yüksek sesle başlıyor, biz de daha çabuk yoruluyoruz. Pek çok evde büyük çatışmalar böyle küçük pazarlıklardan büyüyor. Öte yandan bağırarak, tehditle konan sınırlar da çocukta daha fazla duygu ve davranış sorunuyla ilişkili. Aradığımız yol, sıcaklıkla kararlılığın yan yana durabildiği yer. “Kızgın olduğunu görüyorum, yine de bugün şeker almıyoruz” gibi bir cümle, duyguyu kabul edip kararı değiştirmemenin sade bir örneği.
Tutarlı olmak, katı olmak değil
Geçen hafta sorduğumuz soruya dönelim: Tutarlı olmak, her koşulda aynı kuralda ısrar etmek mi? Bence değil. Tutarlılık, benzer durumlarda benzer davranmak ve söylediğimizi yapmak demek. Çocuk hastayken ekran süresini uzatmak ya da bayramda yatma saatini esnetmek tutarsızlık sayılmaz; yeter ki bu kararı ağlamanın ortasında değil, önceden ve sakin bir anda verelim. Esnekliği biz seçtiğimizde bir karar, çocuğun öfkesi seçtirdiğinde bir pazarlık oluyor.
Az ve net kural koymak, anne ile babanın hatta anneanne, babaanne ve dedelerin temel kurallarda anlaşması işimizi kolaylaştırıyor. Uygulayamayacağımız bir cezayı söylemek yerine arkasında durabileceğimiz küçük bir sonuç belirlemek, kurala uyduğunda da bunu fark edip olumlu geri bildirim vermek uzun nasihatlerden daha etkili.
Ergenlikte iş biraz değişiyor: Gece telefonu ya da eve dönüş saati gibi kuralları birlikte konuşmak, gerekçesini anlatmak sınırı sahiplenmeyi kolaylaştırıyor. Yine de son sözün yetişkinde olduğunu bilmek ergeni de rahatlatıyor. Sınır bitmiyor sadece şekilleniyor.
*
Sınır koymak, çocuğa “Senin öfkeni de taşıyabilirim” demenin bir yolu. Bunu her seferinde kusursuz yapamayacağız; bazı akşamlar biz de “bugünlük olsun” diyeceğiz. Önemli olan, çoğu gün aynı yerde durabilmek.
Uzm. Dr. Cansın Ceylan
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı



