top of page

BEKLEMEK

Samuel Beckett’ın en çok tanınan eseridir Godot’yu Beklerken. Gülünçlük ve tekrar üzerine temellenen, alışılagelmiş kuralların dışına taşan bir tiyatro eseridir. Bu oyun, Dünya’ya, İnsana ilişkin geleneksel ve yaygın bilinen kabulleri reddeder. Herhangi bir olayın dile getirilmesi, aksiyonun yükselmesi, alçalması ve çözüm noktasına ulaşması söz konusu değildir. Çünkü bu oyunda, bir olayın hikâyesi yer almaz. Hiçbir yere götürmeyen bir yolun kenarında, yaprakları dökülmüş bir ağacın altında, yarı berduş yarı palyaço iki acayip insan, yani Vladimir ve Estragon, hiçbir zaman gelmeyecek olan Godot’yu beklerler. Bu iki arkadaş, zaman onlar için bir bataklıktır ve onlar bu bataklıktan çıkamıyorlar. Kendilerini kandırmaktan başka bir şey yapamıyorlar, gelecek onlar için yok, her türlü yok oluş biçimi akıllarına geliyor ama harekete bir türlü geçemiyorlar. Godot'yu beklemek, hiçbir zaman gelmeyecek olanı beklemektir. Zamanı yitirmektir. Zamanın neresinde olduğunu bilememektir. Yaşamın gerçek mi rüya mı olduğuna karar verememektir. Neresi olduğunu bilmediğin yerlere gitmek isteyip nasıl gideceğini bulamamaktır. Aynada görüntünü görememektir. Aramak, düşünmek, unutmak, anımsamak, sonra yine unutmaktır. Hep en başa dönmek ve bu döngü içinde çaresizliğe yeniden bir dönüştür. Biz ne yapıyoruz? Hepimiz! Godot'yu bekliyoruz. Yazar içinde bulunduğumuz toplumun karmaşasını ve çaresizliğini oldukça etkili bir şekilde yansıtmış.

 Eser yalnızlığı, hafızasızlığımızı, beklenti içinde geçen yaşamlarımızı absürt biçimde betimliyor. Godot belli bir şey, ya da kişi değil o kesin. Herkes için başka bir şey olsa gerek. Âmâ giderek yalnızlaşmamız, toplumdan soyutlanmamız, yaşamımızın anlamından kopuşumuz. Bunlar hepimiz için ortak bir sorun. Basitliği kabul edemeyişimiz, tatmin olamayışımız, hep daha iyiyi beklememiz. Godot’suz da edemiyoruz sonuçta zira beklentilerimizin sonu yok. Bu  hepimizin ortak sorunu olan insan olmanın çıkmazıdır herhalde.  Godot'yu Beklerken oyununda iki arkadaşın sonu olmayan bekleyişini görürüz. Beklerler evet, bir Godot vardır bir türlü gelmeyen, gitmek isterler gidemezler, bildikleri tek şey Godot'yu beklemeleri gerektiğidir. Herkese göre değişir Godot, kimin hayatının aşkıdır bekler, kiminin zengin olma hayalidir, bazıları çekip gitmeyi bekler, bazıları mutlu olmayı. Hep bir beklenti ve bekleyiş içindeyiz. Öyle içinden çıkılmaz bir durumdur. Kesin olmayan söylentilere göre de Godot Beckett'in postacısıdır. Beckett kendini inzivaya çekmiştir, Nobel'i kazanıp almaya bile gitmiyor. Ücra bir köyde, evinde çalışırken adı Godot olan postacısını beklermiş, çünkü Godot onun dış dünyayla tek temasıymış.

 İnsanların bekleme nedenleri kişilere göre çeşitlilik arz eder. Kişi sadece beklememeli, beklediği neden için mutlaka harekete geçmelidir. Bu hayatta en büyük kaybedenler, bekleyenlerdir. Ne beklediğini bilerek ama beklemeden yaşayacaksın. Bu en çok beklediğinin bir gün gelse bile, hiçbir zaman beklediğin anlamda gelmeyeceğini bilmelisin.

 Adam uzun yıllar hapiste yatmıştır. Çıkmasına bir hafta kala karısına mektup yazar. Uzun yıllar hapiste yattığını ve artık cezasının bittiği için bir hafta sonra çıkacağını ve tekrar evine dönmek istediğini anlatır. Ama karısının onu tekrar kabul edip etmeyeceğini bilmemektedir. Eğer kendisini kabul etmek istemezse haklı olduğunu belirtir. Kendisinin onu ilk günkü gibi sevdiğini söyler.

Kaldığı köyün çok yakınından şehirlerarası bir yol geçmektedir. Hatta kocaman bir ağaç̧ vardır yolun kenarında. Eğer karısı onu halâ seviyorsa, eve dönmesini istiyorsa, yol kenarındaki kocaman ağacın görülebilecek bir dalına sarı kurdele bağlamasını ister. Otobüsle o yoldan geçecek ve sarı kurdeleyi görürse, otobüsten inip eve doğru yürüyecektir. Ama görmezse inmeyip yoluna devam edecek,başka bir şehirde kendine yeni bir hayat kurup orada yaşayacaktır. Adam şehirlerarası otobüse biner.Yolda giderken yanında oturan kişiyle iyi bir

yol arkadaşı olur.Arkadaşı konuşkan birisi olduğu için hikâyesini ona da anlatır.

Öyle ki;adam dayanamaz bunu tüm yolculara duyurur. Herkesi tatlı bir mutluluk havası sarar. Saatler sonra adamın köyüne yaklaşırlar. Son bir dönemeci dönünce bahsedilen ağacı göreceklerdir, tüm otobüstekiler.Heyecan ve güzel temenniler tavan yapmıştır adeta. Herkes yerinden kalkmış tek bir noktayı görmeye odaklanmışlardır. Otobüs bir hayli yavaşlamıştır. Ağaç görüldüğünde herkes gözleriyle bütün dalları tarayacak ve tek kurdeleyi arayacaktır. Kırk kişiye yakın insanın aynı anda bakmasıyla kurdelenin görülmeme şansı olmayacaktır. Hemen herkes sevinç çığlıkları atmaya hazırlanmaktadır.Ve yavaşça giden otobüs son dönemeci döner.Ve az ileride haşmetli gövdesiyle bahsi geçen kocaman ağaç görünür.Ve ağacın bir dalında değil,tüm dallarına bağlanmış binlerce sarı kurdele vardır.

“Gelecekse beklenen,

beklemek güzeldir.

Özleyecekse özlenen, özlemek güzeldir.

Ve sevecekse sevilen;

O hayat her şeye bedeldir...”

Özdemir Asaf

 

 

 

14 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page