top of page

Balıkçılık onu 59 yıldır bırakmıyor! (2)

18 saat önce
4 dakikada okunur

Lüleburgaz’ın emektar balıkçısı Sami Küçük, 17 yaşında başladığı meslekte geride bıraktığı 59 yılı ve hafızasından silinmeyen anılarını gazetemize anlattı. Dün ilk bölümünü yayınladığımız yazının bugün de ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

Lüleburgaz’ın en yaşlı emektar balıkçılarından Sami Küçük ile bir araya geldik. 1955 doğumlu Küçük, 59 yıllık balıkçılık serüveninin ilk bölümünde mesleğe nasıl başladığını, 20 kasa hamsiyle çıktığı 12 saatlik zorlu yolculuğu, 1 tonluk köpek balıklarıyla yaşadığı ilginç olayı ve Mert Gölü’nde geçen unutulmaz günlerini anlatmıştı.

Küçük, bugün yazının ikinci bölümünde, iki kez patlayan livarlar, gölde kaybolduğu gece, tek seferde yakaladığı 800 kilo kefal, seyyar balıkçılık yaptığı dönemde yaşadığı ilginç olaylar ve mesleği ikinci kuşağa devrettiğini anlattı.

İKİ TONLUK LIVAR İKİ KEZ PATLADI

Göldeki balıkçılık günlerinde tuttukları balıkları canlı tutmak için livar kullandıklarını anlatan Küçük, canlı balıkları gölün içerisinde muhafaza ederek daha sonra taze şekilde satışa götürdüklerini söyledi.

Tahtadan bir livar yaptırdıklarını ve içerisine yaklaşık iki ton balık toplandığını belirten Küçük, bir süre sonra livarın patladığını ve bir haftalık emeğin tamamının boşa gittiğini söyledi.

İkinci kez livar yaptırdıklarını, onun da bir hafta sonra patladığını belirten Küçük, bu kez tamamen parasız kaldıklarını anlattı.

“Üç kardeştik. Onlar da bana misafir gelmişti. Biraderim kürek çekmesini bile bilmiyordu. ‘Gidelim ağları atalım, belki kefal olur, hiç olmazsa yemek paramızı çıkarırız’ dedim” dedi.

LÜKÜSÜN IŞIĞI YOLLARINI ŞAŞIRTTI

Karanlıkta göle açıldıklarını ve o dönemde aydınlatma için lüküs lambası kullandıklarını anlatan Küçük, kayığın burnunda bulunan ışığın gözlerini aldığını söyledi.

Küçük, kardeşine sağa ve sola dönmesi için yönlendirmeler yaptığını ancak gölde bulunan dere yatakları nedeniyle yönlerini kaybettiklerini anlattı.

“Beş-altı tane dere yatağı vardı. Bir saat gittik. Sonra fark ettim ki bizim gittiğimiz yer karşıdaki binanın olduğu yere kadar gelmiş. Işık gözümü almış. Kayık da bir köşeye oturdu. Ağaçlık, dallık ve bataklık bir yerdi. ‘Nereye geldik biz?’ dedim. Bir saattir yoldayız, buraya kadar mı geldik?” ifadelerini kullandı.

Kayığı çıkarmak için suya girmek zorunda kaldığını belirten Küçük, tam o sırada sudan gelen balık seslerini fark ettiğini söyledi.

Sonbahara doğru deniz kefallerinin gölün ağzında toplandığını belirten Küçük, yağışlarla birlikte gölün denize açıldığı dönemde balıkların bir araya geldiğini söyledi.

“Balık sesi duydum. Çıpır çıpır sesler geliyordu. İndim suya, kayığı çıkardım. ‘Buraya ağ atalım’ dedim. Ağlarımız 120-130 metreydi. Sermeye başladık, ağ çökmeye başladı. O kadar balık varmış ki. En az 20-25 ton balık vardı. Biz onun binde birini aldık. Ağın sonuna gelene kadar çöktü. Temizle temizle, 800 kilo balık yakalamıştık” dedi.

Tuttukları balıkları satmak için kullandıklarını belirten Küçük, o yıllarda göl balıkçılığının kendileri için hem geçim hem de büyük bir mücadele olduğunu söyledi.

“TOPLAMA SUYUYLA DEĞİRMEN DÖNER Mİ?”

Küçük, geçmişte balıkçılık yapmanın sermaye açısından da oldukça zor olduğunu belirtti. Eşten dosttan borç para alarak balık almaya gittiklerini anlatan Küçük, balık bulunamadığında alınan borcun ve sermayenin de tehlikeye girdiğini söyledi.

“Nerede para? Eşten dosttan beş-on kuruş para alıyorsun, gidiyorsun balık almaya. O zaman lüks kayıklar yok, radarlar yok. Balığı alıyorsun, satıyorsun. Sonra bir hafta balık olmuyor. Hava esti, balık yok. Hava esti, balık yok. Senin para da gidiyor, sermaye de gidiyor. Toplama suyuyla değirmen döner mi?” dedi.

O dönem balıkçılar arasında müşteri rekabetinin de yoğun olduğunu söyleyen Küçük, aynı yerde oturup yemek yiyen insanların ertesi gün müşteri nedeniyle karşı karşıya gelebildiğini anlattı.

“Sabahleyin kalkınca çekememezlik oluyordu. Sana müşteri geliyor, sen benim müşterimi kapmaya çalışıyorsun. Birbirimizle kavgalar, gürültüler çok oluyordu” diye konuştu.

ARABAYI ALDI, KARAKOLA GÖTÜRÜLDÜ

Küçük’ün yaşadığı ilginç olaylardan biri de Lüleburgaz’da seyyar balıkçılık yaptığı dönemde gerçekleşti.

Yeni aldığı ikinci el araçla İğneada’dan palamut getirdiğini ve Lüleburgaz’da Altınyol civarında satış yaptığını belirten Küçük, sabah saat 09.00 sıralarında zabıta ekiplerinin geldiğini söyledi.

“Arabayı kaldır dediler. Tamam dedim, çekeriz. Seyyar satıcı arabasıydı. Zabıta gittikten sonra iki trafik polisi geldi. ‘Karakola kadar gel bizimle’ dediler. ‘Ne işim var kardeşim?’ dedim. ‘Gel, seni bırakırız, balıkların başına dönersin’ dediler” ifadelerini kullandı.

Karakola götürüldüğünde nezarethaneye konulduğunu söyleyen Küçük, yaklaşık beş saat içeride kaldığını belirtti.

O gün Lüleburgaz’ın maçının olduğunu, emniyet müdürünün de maçta bulunduğunu belirten Küçük, nezarethanedeyken bir polisin müdüre kendisini getirdiklerini söylediğini ve “Atın onu içeriye” şeklinde talimat verildiğini duyduğunu anlattı.

“Hiç suçum yoktu. Saat dörde kadar nezarethanede kaldım” dedi.

Küçük, o dönem bir siyasi partide delege olduğunu ve parti başkanının da durumdan haberdar olduğunu belirtti. Akşam saatlerinde parti başkanının gelerek kendisini aldığını ve yeniden aracının başına gittiklerini söyledi. Ancak Küçük’ü burada başka bir sürpriz bekliyordu.

 “Arabanın başına geldik. Bir kasa dahi balık kalmamış. Ne balık kalmış ne bir şey. Hepsini yağmalamışlar. Araba bomboş. İnsan çok üzülüyor” dedi.

MESLEK ŞİMDİ İKİNCİ KUŞAĞA EMANET

Bugün üç çocuk babası olan Sami Küçük, en büyük çocuğu Hasan’ın balıkçı dükkânını işlettiğini söyledi. İki kızının yanı sıra oğlunun da bulunduğunu belirten Küçük, torunlarının da dükkânda çalışmaya başladığını aktardı.

Yıllar içerisinde hayvancılık ve şoförlük gibi farklı işlere yönelse de yeniden balıkçılığa dönen Küçük, mesleği artık çocuklarına bıraktı. Ancak dükkândan tamamen uzaklaşmış değil.

Yaz aylarında balıkçılığın daha sakin geçtiğini söyleyen Küçük, barajlara ve derelere giderek balık tuttuğunu belirtti.

“İki tane, üç tane tuttum mu onunla mutluluk duyuyorum. Bir tarafa gitsen de yine aklında hep balık, dükkan” diyen Küçük, 17 yaşında başlayan balıkçılık serüveninin bugün 59 yılı geride bıraktığını söyledi.

Küçük’ün anlattığı hikâyelerde; buzlu yollarda taşınan 20 kasa hamsi, 12 saatlik kamyon yolculuğu, 1 tonluk köpek balıkları, televizyon ekiplerinin peşinden geldiği günler, Mert Gölü’nde suya gömülen çadır, iki kez patlayan livarlar, tek seferde yakalanan 800 kilo kefal ve balıklarının yağmalandığı o uzun gece, bir dönemin balıkçılığını bütün zorlukları ve renkleriyle gözler önüne seriyor.

bottom of page