top of page

Atçılık geleneği Lüleburgaz’da!

“İlçede gündem olmuştu”

Jokey Sercan Kula’nın iddia sonucu safkan İngiliz atıyla Lüleburgaz sokaklarında yaptığı gezinti büyük ilgi görmüştü. Bebekliğinden bu yana atlarla iç içe bir yaşam süren Kula’nın hikâyesi de dikkat çekti. Kula atlar olan bağını anlattı.

Sercan Kula, geçtiğimiz günlerde Lüleburgaz sokaklarında safkan İngiliz atıyla dolaşırken vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaştı.

Şehir merkezinde atıyla gezdiği anlar kısa sürede sosyal medyada da geniş yankı uyandırdı.

Vatandaşların şaşkınlık, merak ve hayranlıkla izlediği anlar, kısa sürede ilçede günün en çok konuşulan konularından biri haline geldi.

Olayı gören birçok kişi önce durumu anlamakta zorlanırken, atın şehir merkezinde rahat bir şekilde ilerlemesi dikkat çekti. Özellikle çocuklar ve gençler Kula’nın yanına giderek hem atı yakından görmek hem de fotoğraf çekmek istedi. Kula bazı vatandaşların “Kaç para bu beygir bea” şeklindeki esprili tepkileri olduğunu da ifade etti.

“ARKADAŞLARLA İDDİAYA GİRDİM, LÜLEBURGAZ SOKAKLARINA ÇIKTIM”

At binicisi ve jokey Sercan Kula, şehir merkezindeki bu gezintinin planlı bir gösteri olmadığını, arkadaşlarıyla yapılan bir iddianın sonucu olduğunu söyledi. Başlangıçta insanların atı görünce korkabileceğini düşündüğünü ancak tam tersine büyük bir ilgiyle karşılaştığını ifade etti.

Kula süreci şöyle anlattı: “Arkadaşlarımla iddiaya girdik. ‘Sen bu atla Lüleburgaz sokaklarında gezemezsin’ dediler. Ben de gezebilirim dedim ve çıktım. İnsanların korkacağını düşündüm ama hiç öyle olmadı. Herkes geldi, sevdi, fotoğraf çekti, iltifat etti.”

Vatandaşların atla kurduğu temasın kendisini şaşırttığını belirten Kula, özellikle çocukların çekinmeden yaklaşmasının kendisini mutlu ettiğini ifade etti.

ÇOCUKLUKTAN GELEN AT SEVGİSİ

1990 doğumlu Sercan Kula, atçılığın hayatında çok erken yaşlarda başladığını ve ailesinden gelen bir kültürle şekillendiğini anlattı. Ailesinde şuan atçılıkla uğraşan tek kişi olduğunu söyleyen Kula, bu tutkunun dedelerinden kendisine aktarıldığını belirtti.

Kula, hipodrom sürecine dair ise ailesiyle yaşadığı duygusal bir ayrıntıyı paylaştı:

“Hipodrom için ise dedemle ters düştüğümüz bir süreç oldu. Beni çok sevdiği için göndermek istemedi, ayrılmak istemedi. Aslında hipodrom ortamını çok istiyordum; profesyonel yarış sistemine girip kendimi geliştirmek, daha büyük yarışlarda koşmak ve farklı jokeylerle aynı kulvarda yer almak hayalimdi. Ancak aile içinde bu konu duygusal bir noktaya geldi. Dedem, atçılığı daha çok kendi bildiği usulle, mahalli düzen içinde ve aile bağıyla sürdürmemi istedi. Ben ise daha kurumsal ve profesyonel bir yola yönelmek istiyordum. Hipodrom süreci gerçekleşmeyince tamamen atlardan uzaklaşmadım, aksine daha çok sahada, mahalli yarışlarda ve birebir at eğitimi içinde kalmaya devam ettim. Bu da bana atları daha yakından tanıma, karakterlerini birebir gözlemleme fırsatı verdi. Bugün baktığımda o dönemde yaşanan bu fikir ayrılığının aslında beni farklı bir çizgide geliştirdiğini düşünüyorum.”

BEBEKLİKTEN BAŞLAYAN BAĞ: “AĞLAMAM ATIN ÜZERİNDE KESİLDİ”

Sercan Kula, atlarla kurduğu bağın yalnızca çocukluk değil, bebeklik dönemine kadar uzandığını da söyledi.

Ailesinden dinlediği ilginç bir anıyı şöyle aktardı:

“Bebekken dedem beni annemin kucağında ağlarken görüyor. Atın üzerine bindiriyor ve ağlamam kesiliyor. Ben bunu hatırlamıyorum ama ailem hep anlatır. Onlara göre o an, atla aramdaki bağın ilk başladığı an. Sanki o temas, o sıcaklık ve atın sakinliği beni daha o yaşta bile etkilemiş. Daha sonra büyüdükçe bu hikaye benim için sadece bir aile anısı olmaktan çıkıp bir yön bulma hikâyesine dönüştü. Çocukluk dönemimde atlara karşı hiçbir korku hissetmediğimi, aksine sürekli onlara yaklaşmak istediğimi fark ettim. Diğer çocukların çekindiği yerde ben daha çok merak ediyordum. Zaman geçtikçe atlar benim için sadece binilen bir hayvan değil, karakteri olan, tepki veren, insanı anlayan canlılar haline geldi. Bugün geriye dönüp baktığımda, bebekken başlayan o temasın hayatımın yönünü belirleyen en önemli başlangıç olduğunu düşünüyorum.”

Kula, bilinçli olarak ilk kez 12 yaşında ata bindiğini, 13 yaşında ise resmi yarışlara başladığını ifade ederek, o günden bu yana atlardan hiç kopmadığını belirtti.

“ATÇILIK ARTIK ESKİSİ GİBİ DEĞİL”

Genç yaşlarda mahalli yarışlara katıldığını söyleyen Kula, zamanla bu alanda deneyim kazandığını ancak atçılığın günümüzde eski popülerliğini kaybettiğini dile getirdi.

“Mahalli yarışlarda yarıştım. Ama artık atçılık eskisi gibi değil. Her şey Türkiye Jokey Kulübü (TJK) etrafında dönüyor. Mahalli yarışlar, düğün yarışları, köy yarışları yavaş yavaş gündemden kalkıyor.”

Kula, bu değişimin yalnızca yarış kültürünü değil, aynı zamanda atlarla kurulan sosyal bağı da etkilediğini belirtti. Eskiden köylerde, düğünlerde ve yerel etkinliklerde atların çok daha görünür olduğunu, insanların atla daha erken yaşta tanıştığını vurgulayan Kula, ancak günümüzde bu ortamların azalmasıyla birlikte gençlerin atlarla temasının da azaldığını ifade etti.

Buna rağmen at sevgisinin devam ettiğini belirten Kula, atçılığın kendisi için bir meslekten çok yaşam biçimi olduğunu söyledi.

“ATLAR İNSANLARDAN DAHA ASİL VARLIKLAR”

Atlara olan bakışını anlatırken duygusal ifadeler kullanan Kula, bu canlıların insanlarla güçlü bir bağ kurabildiğini savunarak, “Atların insanlardan daha asil varlıklar olduğuna inanıyorum. Moraliniz bozuksa bunu hissederler. Sizin ruh halinize göre davranırlar. O an size uyum sağlarlar. Empati kurabiliyorlar.” dedi.

Kula, atlarla iletişimde dikkat edilmesi gereken en önemli noktanın güven olduğunu vurguladı. Ona göre atla insan arasındaki ilişki, yalnızca fiziksel bir temas değil, tamamen karşılıklı bir güven ve enerji uyumu üzerine kurulu.

Kula, özellikle ilk temas anının bu ilişkide belirleyici olduğunu söyledi. Bir atın insanı kabul etmesi için önce tehdit algılamaması gerektiğini belirten Kula, ani hareketlerin veya yüksek sesli davranışların hayvan üzerinde doğrudan stres oluşturduğunu ifade ediyor. Ona göre at, insanın niyetini beden dilinden anlayabilen çok hassas bir canlı.

Bu yüzden yaklaşımın her zaman kontrollü olması gerektiğini dile getiriyor. Elin doğrudan yukarıdan değil, yavaşça ve görünür şekilde uzatılmasının önemine dikkat çekiyor. Atın burnuna doğru sakin bir temasın, hayvanın güven duygusunu artırdığını belirtiyor.

Kula ayrıca atların sadece hareketleri değil, duyguları da algıladığını savundu. İnsan tedirginse bunu hissettiklerini, bu nedenle binici ya da bakıcının her zaman sakin bir ruh halinde olması gerektiğini söyledi. Ona göre atla kurulan bağ zamanla gelişen bir süreç ve bu süreçte sabır en önemli unsur.

AT YETİŞTİRİCİLİĞİNDE SEÇİCİ YAKLAŞIM

Kula, at ticareti ve yetiştiriciliğinde seçici davrandıklarını belirterek, her üreticiyle çalışmadıklarını ifade etti. Atın iyi bakıldığı, doğru anlaşıldığı ortamlara önem verdiklerini söyledi.

“Belli atçılar var onlara satıyoruz. Kimisi atı çok zorlu yarışlara sokuyor, kimisi ise atı anlayarak koşturuyor. Biz daha çok atı anlayan, iyi besleyen ve iyi bakan kişilerle çalışıyoruz.”

GENÇLERE ÇAĞRI: “ATLARDAN KORKMAYIN”

Gençlerin atlarla tanışması gerektiğini vurgulayan Sercan Kula, atların sanıldığı gibi ürkütücü olmadığını söyledi.

Kula, “Gençler atlardan korkmasın. Binmek için cesaret etsinler. Bence 16 yaşındaki bir genç mutlaka bir atla tanışmalı. Bunun için bizi takip etsinler sosyal medyadan ulaşsınlar. Atlar büyük ve heybetli görünür ama doğru yaklaşıldığında çok uyumlu canlılardır.” diye konuştu.

LÜLEBURGAZ’DA UNUTULMAZ ANLAR VE SOSYAL MEDYA ETKİSİ

Sercan Kula’nın şehir merkezindeki atlı gezintisi kısa sürede sosyal medyada yayılırken, birçok kullanıcı görüntüleri ilginç ve nostaljik buldu. Bazı vatandaşlar bu anların geçmişteki köy ve mahalle kültürünü hatırlattığını ifade etti.

Görüntüler, şehir yaşamında beklenmedik bir anda ortaya çıkan doğal bir sahnenin nasıl büyük ilgi uyandırabileceğini bir kez daha gösterdi. Özellikle çocukların atla kurduğu temas, olayın en dikkat çekici yönlerinden biri oldu.

bottom of page