top of page

ACILARIMIZ

Günümüz modern yaşamın, davranış biçimlerimizi etkilediği çeşitli olumsuzluklardan biriside acılarımızı da yeterince hissedememek. Eski yıllarda bir komşumuzu bile kaybettiğimizde duyduğumuz üzüntülere karşı gittikçe yabancılaşıyoruz. İnsan olmanın temel unsurlarından biri olan masum duygularımızdan uzaklaşıyoruz. Sokakta, pazarda, kalabalıklarda güç duruma düşen, rahatsızlanan kişilere karşı donuk bakışlarla, fazla ilgilenmeden bakıp gidiyoruz. Masumiyetini, insan sıcaklığını kaybetmeye başlayan kişiler toplumda gittikçe artmaya başladı. Geçmiş dönemlerde, kaybedilen bir yakınının, eşin arkasından günlerce tutulan matem günleri eskilerde kaldı. Kaybettiğimiz değer verdiklerimizin yasını tutmak, sevgi gibi acıları da paylaşmak, saygısını canlı tutmak gerekir. Karıma mektup adlı şiirinde Nazım Hikmet “en fazla bir yıl sürer / yirminci asırlılarda / ölüm acısı” diyordu. Bu süre yirmi birinci asırda daha da azaldı. Düşünsenize, acılarımızı bile tez elden yaşıyoruz. Öyle acele, öyle çabuk, öyle kısa. Ölülerimiz daha mezara girmeden, biz randevu defterlerimize, cep telefonlarımıza ve mesajlarımıza bakıyoruz. Neyi kaçırdık, neye ve kime geç kaldık, neden mahrum bıraktık kendimizi. Hep bir telaş ve hep bir geç kalmış haller. Daha ölülerimize veda etmeden, bir sonraki karmaşıklığa koşuyoruz. Belki de asıl hayat korktuğumuz o karanlığın ardındadır ve tamamen bir yanılsamadır bütün bu yaşadıklarımız.

Artık doğum günleri, sadece koca pastalar ve hediyeler demek.

Cenazeler, lahmacun ve ayran. Hastaneler boş. Mezarlıklar bakımsız. Parklar insansız. Gökyüzü ne kadar gri. Ben denizleri hiç bu kadar susuz görmemiştim. Kimlik kartları, cüzdanlar, anahtarlar, çantalar, ödenilen taksitler, aşık olduklarımız, nefret ettiklerimiz hepsi birer yalan. Ve biz Pinokyo yuz, her defasında gecesi uzayan. Yoldan geçerken, çarpışan iki insan gibiyiz. Sonra hiç kimse kimseyi hatırlamadı ve unutuldu.

 Modern yaşamda uzun süreli üzüntülerin de çözümü bulundu. Terapistler, psikologlar yas tutmayı kolaylaştıracak teknikler sunuyorlar. Zamanımızda geniş iletişim araçlarıyla oldukça bilgilenen insan, yaşamdaki tehlikelerin farkındadır. Bu şekilde donatılmış kişi olayları bilinçli olarak fark etmeyerek, daha çabuk unutarak bazı gerçeklerden kaçma yoluna gitmektedir. Risk almaktan kaçınan kişi kolay yaşamanın yollarını arar. Ona acıyı, üzüntüyü, dertleri anımsatacak her şeyden kaçmaya çalışır. Böylece kişiler, günümüzde gittikçe azalan insancıl duygularından, masumiyetinden gittikçe uzaklaşırlar. Örneğin Bosna da yaşanan savaşta oğlunu kaybetmiş bir anneye bir televizyon muhabiri neler hissediyorsunuz diye sorduğunda bunu ekrandan izleyen batılı bir aile fazla bir üzüntü duymuyordu. Körelmiş duygularıyla tepkisiz, sadece seyreden bir toplum oluşmuştu.

 Stejpan G. Mestrovic Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Duyguötesi Toplum” adlı kitabında “Duygu ötesi tiplerden beklenen çabucak üzüntüyü bırakıp çalışmaya ve dünya meselelerine dönmektir.” diye yazmış. Yazar burada günümüzde insanın üzüntülerle zaman kaybetmediğini, daha çok kazanmak, daha çok elde etmek için çok daha fazla çalıştığını anlatmaktadır. Duygularını kaybetmiş toplumlarda kişilerin temel hedefi, kazanmak ve tüketmektir. İnsanı değerler, anlayışlar çok daha sonra gelmektedir. Eskiden acılarımıza sahip çıkar, kaybettiklerimizin değerini anılarımızla, duygu ve düşüncelerle canlı tutmaya özen gösterirdik. Bu duygularımızda samimi olmak, ona tüm kişiliğimizle sarılarak sahip çıkmak çok önemliydi.

11 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentários


bottom of page