top of page

ÇOCUKLAR

Çocukluk, hayatımızın yalın, tertemiz, kötülüklerden arındırılmış en önemli dönemidir. Çıkar oyunlarıyla dengelenmeye çalışılan bir Dünya’da, çocuklarımızı her zaman doğruyu söyle öğüdüyle donatırız. Fakat çocuklarımız yaşamı gözlemlediklerinde söylem ve eylem çelişkisini yıpranarak görürler. Kendisine anlatılan doğruları öğrenen çocuk, yaşamda çeşitli çelişkileri görünce, kendisine söylenenleri değil, toplumda yapılanların yapılması gerektiğine inanmaya başlar. Biz büyüklerde şarkıda ki gibi; Biz büyüdük ve kirlendi Dünya deriz. Bizler biraz da suçluluk psikolojisi içinde ne kadar kirlendiğimizi düşünmek istemeyiz. Kendimiz için, çocuklarımız için öz eleştiri yapmayı hep erteleriz. Çocuklarımızın geleceğinde doğru eleştiri çok önemlidir ve bu sorumluluk toplum olarak hepimizindir. Bir Güney Afrika atasözü der ki, "Bir çocuğun eğitiminde tüm mahallenin emeği geçer". Çocuklarımıza yaşamın içinde verdiğimiz dersler sadece bir söylemden ibaret olmamalıdır. Onlara ifade ettiğimiz duyguları, olayları aynen onlara anlattığımız gibi uygulamalıyız ki, yorumladıklarımız içi dolu bir ders olsun. Zira çocuklar hayatı anlamayı, bu şekilde uygulamayı, yaşamlarında ortaya konulan, gerçekleşen olaylarla değerlendirirler. Bundan dolayıdır ki büyüklere düşen görev verdikleri öğütlerle, yaptıklarının bir olması gerekmektedir. Örneğin sigaranın zararlarını anlatan bir büyüğün, bu olayı yaşamında da uygulaması gerekmektedir. Kitap okumak, bir insanın gelişiminde çok önemli bir unsurdur diyen kaç ebeveyn, yaşamın da ne kadar kitap okuyor, araştırma yapıyor. Anne baba çocuklarının gelişimi ve onların ruhsal yönleri ile çok ilgilendiklerini söyler ama acaba kendi kendilerine oturup ''çocuğuma bu gün ne kadar vakit ayırdım ?'' diye sorarlar.

 Yurt dışında bir arkadaşım bir gün parkta küçük bir çocuğu sever ve ona   “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorar. Bunun üzerine annesi nezaketen gülerek karşılık verir. Cevap alamayan arkadaşım bir daha çocuğa ayni soruyu sorar. Arkadaşımın bu ısrarına karşın annede bu sefer memnuniyetsiz bir ifade yüzünde belirir. “Çocuğa böyle sorular sormayın. Ne olacağına yıllar sonra hayatı görüp karar verecek. Şimdiden kafasının bununla meşgul olması anlamsızdır. Şu an öğreneceği şey ayakkabılarını bağlamak, yatağını toplamak, tabağını yıkamak gibi disiplin ve organize edici şeyler yapmak; bir de çocukluğunun tadını çıkartmaktır ”diyerek çocuklardaki olması gereken eğitim anlayışını dile getirir.

Batı’da çocuğa ilk yatak toplamayı, ayakkabılarını bağlamayı öğretirler. Eğitim için bu çok önemlidir. Her gün yatağını toplayan çocuk düzen, disiplin öğrenir. Bizde düzen, disiplin, sistem, organizasyon öğretilmez. Bütün hayatımız boyunca en büyük eksikliğimizdir bu durum. Çocukluğumuzda böyle bir disiplin, eğitim anlayışından geçmememiz bizlerin hayatı kavrama yönünden oldukça eksik bırakmıştır.

Her şeyi anne baba yapar. Çocuk geleceğin dehasıdır, büyük adamıdır, kahramanıdır yeter ki ezilmesin. Özgüven, insanın yaptığı işlerden, uğraşlardan, becerilerden, yarattıklarından, ürettiklerinden gelmektedir. Biz uzun süre hiç çalışmıyoruz, üretmiyoruz da. Batı’da çocuk küçük yaşta kendine uygun işlerde çalışarak önce özgüvenini geliştiriyor. Bizde çocuk sürekli korunarak ve aşırı övülerek egosu olağanüstü şekilde şişirilmektedir. Biz büyük adam olarak yetiştirildiğimiz için daha çok bencil ve kibirli oluyoruz. Buna karşın, iş yeteneğimiz ve becerimiz yeterince gelişmemektedir.

 Aziz Nesin’in 1967 yılında yazdığı "Şimdiki Çocuklar Harika" adlı eseri çocuk ve aile ilişkilerinin çok güzel ifade edildiği bir yapıt. Zeynep ile Ahmet'in farklı şehirlerde birbirlerine yazdıkları mektuplardan oluşan bu eserde, Aziz Nesin çocukların gözüyle büyüklerin birbirlerine karşı ve çocuklara karşı davranışlarını komik bir dille gösteriyor. Okuyanlar iki çocuğun birbirine yazdığı mektuplarla karşılaşsalar da yazılma amacı bunlardan daha fazlası. Ahmet ve Zeynep; ailelerinden, arkadaşlarından, öğretmenlerinden, okuldaki anılarından bahsediyor birbirlerine. Çok masumlar, çünkü çocuk onlar. Ne duyarlarsa, ne görürlerse onu yazıyorlar. Öğretmenleri unutun eski bilgilerinizi diyor ve unutuyorlar. Babaları ben küçükken okul birincisiydim diyor ve inanıyorlar. Örneğin eserin bir bölümünde, yazdıkları bir mektupta iki arkadaş vicdan azabı konusunu konuşuyorlar. Ahmet'in bir arkadaşı; “Bu vicdan azabı denilen şeyi hiç kimse kendisi hatırlamıyor. Herkes, başkalarının çekmeleri gereken vicdan azabını biliyor ”diyerek bizleri eleştiriyor. Nesin yine çocuklara kahramanları aracığıyla, çok güzel uyarılar gönderiyor. “Oğlum, her şeyi yap, yalnız yalan söyleme! Çünkü Dünya’da en çok doğuran şey yalandır. İnsan bir küçücük yalan söyledi mi, o yalanını gizlemek için biraz daha büyük yalan söylemek zorunda kalır. Sonra o yalanı ortaya çıkmasın diye daha büyük yalan söyler. Her yalan daha çok, daha büyük yalan doğurur. Onun için yalan söyleme!”Yazar, yanlış, farklı davranış biçimlerimizi ne güzel vurmuş yüzümüze. Hem güldürüyor, hem de düşündürüyor. Nasreddin Hoca’ya benzetilmesi bundan sanırım. Aziz Nesin gerçekten çok nokta tespitler yapıyor, toplumu toplumdan iyi tanıyor. Düşünmeyi sevmiyoruz, sorunlar karşısında geliştirdiğimiz çözümler günü kurtarmak için. Kendi çocukluğumuzu, Yazar’ında dediği gibi 1000 – 2000 yıl geçmiş gibi unutuyoruz. Mantıklı nedenlere dayanmayan kalıplar üretip, çocuklarımızı da bu kalıplara sokup kafaların karıştırıyoruz.

 

 

10 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentarios


bottom of page