ÜLKEMİZ TOPRAKLARINA SAHİP ÇIKABİLİYOR MUYUZ ?
- Vicdan ALADAĞ

- 16 Oca
- 3 dakikada okunur
TÜRKİYE NASIL SATILDI?..
Değerli aydınlarımızdan Nihat GENÇ, “Yeni Efendileri Tanıyor musunuz?” başlıklı yazısında “ BÜYÜK EFENDİLER topraklarımızdan 360 BİN MADEN ARAMA RUHSATI ALMIŞ ve elimiz kolumuz bağlı, büyük efendilerin SESSİZ KÖLELERİYİZ, tek satır yazan tek satır ARAŞTIRAN tek satır kamuoyunu bilgilendiren hiç YOK ! KAMUOYU diye bir şey YOK !” diye yazmıştı?
Genç, “On binlerce insanı bombalayıp ya da kafasını kesen adamı SURİYE'YE DEVLET BAŞKANI ve tarihin en büyük terörist canisi elli bin insanın katilini BARIŞ ,DEMOKRASİ getirmesi için AF ettirip İslamcılara ve milliyetçilere ALKIŞLATTIRAN BÜYÜK GÜÇ !”ten söz ediyor...
***
TÜRKİYE TOPRAKLARININ ve MADENLERİNİN YABANCILARA NASIL DEVREDİLDİĞİ konusunda, madencilik uzmanlarının derlediği bilgilere göre AMDL adlı ŞİRKETİN, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da elde ettiği MADEN ARAMA İMTİYAZI HARİTASI, Barzani sitelerinin “ KÜRDİSTAN'IN DOĞAL SINIRLARI ” olarak gösterdiği toprakların sınırları İLE BİREBİR ÖRTÜŞÜYOR.
DOĞU KARADENİZ'DE aynı şirkete verilen İMTİYAZ hakkı da, hayali RUM PONTUS DEVLETİ'NİN sınırları ile birebir AYNI!
ANATOLİA MİNERALS DEVELOPMENT Ltd. ŞİRKETİ 1996 yılında kuruldu ve bir yıl sonra bir tanıtım broşürü yayınladı. BROŞÜRÜN başlığı, “ TÜRKİYE FEDERAL DEVLETİ ” şeklindeydi ve TÜRKİYE'NİN 7 ayrı bölgesinde, 2 MİLYON HEKTARLIK alanda MADEN ARAMA İMTİYAZI elde ettiği bildiriliyordu.
Bu bölgeler,
“Yenipazar, Armut beli, Saimbeyli, Keban, Baskil, Karadeniz Bölgesi ve Tunceli”
olarak bildiriliyordu.
ŞİRKET, Türkiye’de arama ruhsatı elde ettiği bölgeleri göstererek, 22 MİLYON 140 BİN 800 HİSSEYİ DÜNYA BORSALARINA KOTE ettirmişti.
AMDL şirketine MADEN ARAMA İMTİYAZININ, Anayol Hükümeti döneminde verildiği, imtiyazlarla ilgili SÖZLEŞMELERİN Madencilik İşleri Genel Müdürlüğü kasasında GİZLİ OLDUĞU anlaşıldı
BU İMTİYAZLAR, Osmanlı’nın son döneminde ve Lozan’ın imzalanmasından hemen önce, ABD’ye tanınan *CHESTER İMTİYAZININ diriltilmesi anlamına geliyordu.
O ANLAŞMADA da TUNCELİ ve KARADENİZ Bölgesinin MADEN İMTİYAZLARI’da verilmişti. Bu GİZLİ ANLAŞMA, Lozan’ın imzalanmasından sonra Meclis’te reddedilmişti.
***
TÜRKİYE TOPRAKLARININ YAĞMALANMIŞ SÜRECİNİN, 57’nci Hükümet döneminde çıkarılan "ENDÜSTRİ BÖLGELERİ KANUNU" ile "KÖY KANUNU" ve "TAPU KANUNU'NDA" değişiklik yapılmasıyla devam etmiş, o dönemde, yani 25 yıl önce incelemiş ve kamuoyuna duyurulmuştu.
Öyle ki dönemin Başbakan Yardımcısına bir gazeteyi ziyareti sırasında, bu kanun’un, *CARGİLL FİRMASI tarafından hazırlandığı söylenmişti.
YABANCI SERMAYE DERNEĞİ tarafından Türkçe’ye çevrildi, hatta YASED de(YASED=Uluslararası Yatırımcılar Derneği) bu kanunla yetkili kılındı.
Sonra da Kanun metnini Başbakanın önüne koydular o da hükümet teklifi olarak İMZAYA AÇTI ve Meclis’e gönderildi.
Bu nasıl olur?” diye sorulduğunda;
İlgili bakan olan Sanayi Bakanı oturduğu yerden adeta hoplayarak, “Efendim, bu kanundan bizim hiçbir bilgimiz yok. Biz hazırlamadık.” diye cevap vermişti. Bunun üzerine Başbakan Yardımcısı, “Biz kanundaki mahzurları ortadan kaldıracak düzenlemeleri yaparız” şeklinde açıklamada bulunmuştu.
Gerçekten de bazı düzeltmeler yapılmış ancak kanun geçmişti.
Yine bir İş adamı yıllar önce MESELENİN DÜNYANIN TAPUSUNU ELE GEÇİRMEK OLDUĞUNA dair uyarıda bulunmuştu.
"Şimdi SAVAŞ, DÜNYANIN TAPUSUNU ELE GEÇİRMEK İÇİN SÜRÜYOR. Ülkemizdeki DOĞAL KAYNAKLAR önce bir yerlere adreslenecek sonra da Anayasa değişikliği ile birlikte İŞLEYENLERE TAPULANACAK! Millî-muhafazakâr yapının neyi koruduğunu bilmesi lazım. Bunu yapamaz isek içinde yaşadığımız coğrafyadaki DAĞLARI, OVALARI, GÖL ve NEHİRLERİ ELİMİZDEN ALIRLAR. Coğrafya elimizden gittiğinde yaşayacak yer aramaya başlarız."
Nitekim bu günkü yönetim, ormanların ve su kaynaklarının SATILMASI İÇİN gereken DEĞİŞİKLİKLERİ DE YAPTI !
Devletin tapusundaki MİLLÎ SERVETLER "VARLIK FONU" na adreslendi...
SONRA DA rezerv alan, yeniden değerlendirme gibi kanunlarla VATANDAŞIN TAPULU ARAZİSİNE EL KOYMA DÖNEMİ başlatıldı.
***
VATAN TOPRAKLARININ SATILMASI karşısında, “ VATAN TOPRAKLARI NAMUSTUR SATILAMAZ ”diye kampanyalar yapıldı. Bu kampanya yıllarca sürdü.
Son olarak bir İlahiyatçımız, "Mülkiyeti ve üretim araçlarını ele geçirmeden insanlar üzerinde egemenlik kurmak mümkün değildir. Şirk dediğimiz şey yani tanrılık/tanrısallık iddiası, mülkiyete el koyma yoluyla olmaktadır." diye konunun tarihi boyutunu açıkladı AMA ŞİMDİYE KADAR KONU ÜZERİNDE DURAN bir SİYASİ PARTİ çıkmadı!
Alıntı-Arslan BULUT’a teşekkürlerimle.
Vicdan ALADAĞ
Orman Yüksek Mühendisi


