top of page

TRAKYA’NIN TOPRAĞI KİMİN, GELECEĞİ KİMİN?

19 saat önce
3 dakikada okunur

Fahri Karagöz yazdı...

Toprak, yalnızca üzerinde üretim yapılan bir sermaye unsuru değil, gelecek kuşaklardan ödünç aldığımız ortak bir mirastır.

Trakya…

Bereketli ovaları, ayçiçeği tarlaları, buğday başakları, dereleri ve ormanlarıyla bu ülkenin en kıymetli coğrafyalarından biri.

Bir zamanlar toprağın kokusuyla, derelerin sesiyle, çiftçinin alın teriyle anılan bu coğrafya, bugün başka bir gerçeğin gölgesinde yaşıyor: Sanayileşme, çevre kirliliği ve giderek daralan tarım alanları.

Elbette sanayiye karşı değiliz. Üretime, yatırıma, istihdama karşı olmak mümkün mü?

Ancak sormamız gereken temel bir soru var:

Bir bölge ekonomik olarak büyürken ekolojik olarak yoksullaşıyorsa, buna gerçekten kalkınma diyebilir miyiz?

KÂR KİMİN, BEDEL KİMİN?

Kapitalist ekonomik düzenin en temel çelişkilerinden biri, ekonomik kazanç ile toplumsal maliyetin her zaman aynı kesimde toplanmamasıdır.

Bir fabrika üretim yapar, istihdam sağlar, kâr elde eder. Bunlar ekonominin doğal ve gerekli faaliyetleridir.

Ancak aynı fabrikanın atıkları bir dereyi kirletiyorsa, çevredeki tarım arazilerinin verimliliğini azaltıyorsa, o zaman ortaya başka bir hesap çıkar.

İşletmenin bilançosunda görünmeyen bu maliyet, toplumun bilançosuna yazılır.

Fabrikanın kârı özel olabilir; fakat kirlenen suyun, bozulan toprağın ve zarar gören ekosistemin maliyeti hepimizin olur.

İşte sosyalist düşüncenin çevre meselesine getirdiği önemli itirazlardan biri burada başlar:

Doğanın nimetlerinden yararlanma hakkı kadar, doğayı koruma sorumluluğu da toplumsal olmalıdır.

ERGENE’NİN HİKÂYESİ, TRAKYA’NIN HİKÂYESİDİR

Ergene Nehri, Trakya’nın çevre sorunlarının en önemli sembollerinden biridir.

Yıllardır sanayi kaynaklı kirlilik, evsel atıklar ve su kaynakları üzerindeki baskılar nedeniyle gündemde olan Ergene, aslında bize ekonomik tercihlerimizin sonuçlarını anlatıyor.

Bir nehir yalnızca su taşımaz.

O nehir, çiftçinin umudunu, toprağın bereketini, canlıların yaşamını ve gelecek kuşakların hakkını taşır.

Suyu kirlenen bir coğrafyada yalnızca doğa zarar görmez. Tarım zarar görür, üretici zarar görür, toplumun yaşam kalitesi zarar görür.

Burada mesele yalnızca çevrecilik değildir.

Mesele aynı zamanda sosyal adalettir.

Çünkü çevre kirliliğinin sonuçlarından herkes aynı ölçüde etkilenmez.

Ekonomik imkânı olan insan daha temiz bir çevrede yaşamayı tercih edebilir. Ancak geçimini toprağından sağlayan çiftçinin, fabrikada çalışan işçinin, köyünde yaşayan emeklinin böyle bir seçeneği her zaman yoktur.

Dolayısıyla çevre hakkı, aynı zamanda bir eşitlik meselesidir.

NE SINIRSIZ KAPİTALİZM NE DE ÜRETİME DÜŞMANLIK

Bugün dünyada çevre sorunlarını yalnızca kapitalizm üzerinden açıklamak da yeterli değildir.

Geçmişte sosyalist ekonomik sistemlerde de ağır çevre tahribatlarının yaşandığını biliyoruz.

Demek ki mesele yalnızca üretim araçlarının kime ait olduğu değildir.

Asıl mesele, üretimin hangi anlayışla gerçekleştirildiğidir.

İnsanı ve doğayı merkeze almayan her ekonomik sistem, sonunda kendi geleceğini tüketir.

Trakya’nın ihtiyacı sanayiyi bütünüyle reddetmek değildir.

Trakya’nın ihtiyacı; çevreye duyarlı, denetlenebilir, tarımı koruyan ve ürettiği refahı toplumun geniş kesimleriyle paylaşan bir kalkınma anlayışıdır.

Sanayici kazanmalıdır.

İşçi emeğinin karşılığını almalıdır.

Çiftçi toprağından geçinebilmelidir.

Ama bütün bunlar olurken dereler akmaya, toprak üretmeye, ormanlar yaşamaya devam etmelidir.

TOPRAK BİR META MIDIR, YOKSA ORTAK MİRAS MI?

Ekonomik sistemler toprağa çoğu zaman bir üretim faktörü olarak bakar.

Oysa toprak, yalnızca alınıp satılabilen bir mülk değildir.

Toprak, insanlığın ortak yaşam kaynağıdır.

Bugün bir tarım arazisini sanayi alanına dönüştürdüğümüzde ekonomik bir değer yaratabiliriz.

Ancak aynı zamanda geri getirilmesi son derece güç bir doğal varlığı da kaybedebiliriz.

Bu nedenle Trakya’da tarım arazilerinin korunması yalnızca çiftçilerin meselesi değildir.

Bu mesele, gıda güvenliğinin, bölgesel ekonominin ve gelecek kuşakların yaşam hakkının meselesidir.

Bir toplumun gelişmişliği yalnızca fabrikalarının sayısıyla, ihracat rakamlarıyla veya kişi başına düşen geliriyle ölçülemez.

O toplumun derelerinin temizliği, toprağının verimliliği ve çocuklarına bırakabildiği doğal miras da gelişmişliğin göstergesidir.

TRAKYA İÇİN BAŞKA BİR KALKINMA MÜMKÜN

Trakya’nın geleceği için yeni bir toplumsal uzlaşmaya ihtiyacımız var.

Sanayicinin, çiftçinin, işçinin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin ve sivil toplumun aynı masada buluştuğu bir anlayışa…

Çevresel maliyetleri toplumun üzerine yıkmayan bir üretim düzenine…

Tarım alanlarını koruyan bir planlamaya…

Kirletenin bedelini ödediği, koruyanın desteklendiği bir ekonomik sisteme…

Ve en önemlisi, ekonomik büyümeyi insanın ve doğanın refahından ayrı düşünmeyen bir toplumsal bilince…

Çünkü doğayı korumak, yalnızca ağaçları veya nehirleri korumak değildir.

Doğayı korumak; emeği, üretimi, sağlığı, toplumsal eşitliği ve geleceği korumaktır.

Son sözümüz şu olsun:

Trakya’nın toprağı yalnızca bugünün sahiplerine ait değildir.

O toprakta henüz doğmamış çocukların da hakkı vardır.

Ve hiçbir ekonomik kazanç, gelecek kuşakların yaşam hakkından daha değerli değildir.

Çünkü gerçek kalkınma, insanı zenginleştirirken doğayı yoksullaştırmayan kalkınmadır.

bottom of page