top of page

TMMOB’dan çarpıcı uyarı!

“Bugün dünden daha hazır değiliz”

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Lüleburgaz Temsilciliği, 6 Şubat depremlerinin 3. yıl dönümünde yaptığı açıklamada, Türkiye’nin hâlâ depreme yeterince hazır olmadığını vurgulayarak, risklerin bilinmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmadığına dikkat çekti.

Haber Merkezi

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Lüleburgaz Temsilciliği, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinin 3. yıl dönümünde yazılı bir açıklama yaparak, deprem gerçeği karşısında Türkiye’nin hâlâ yeterli hazırlık düzeyine ulaşamadığını vurguladı.

Açıklamada, on binlerce yurttaşın yaşamını yitirdiği, 11 ilde yaklaşık 40 bin binanın yıkıldığı ve 200 binden fazla yapının ağır hasar aldığı depremlerin yalnızca bir anma konusu değil, aynı zamanda sorumluluk ve yüzleşme gerektiren bir gerçek olduğu ifade edildi.

“DEPREM BEKLENMEDİK DEĞİL, ÖNGÖRÜLEBİLİR BİR GERÇEK”

Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunun altı çizilen açıklamada, depremlerin ne zaman ve nerede olacağının tam olarak bilinemese de sonuçlarının büyük ölçüde azaltılabileceği belirtildi.

Yıkımın büyüklüğünün depremin şiddetinden çok, yapı üretim kalitesi, denetim mekanizmaları ve risk azaltma politikalarıyla doğrudan ilişkili olduğu vurgulandı. Aynı büyüklükteki depremlerin farklı ülkelerde bu ölçekte can ve mal kaybına yol açmamasının, sorunun doğadan değil insan eliyle yaratılan eksikliklerden kaynaklandığına dikkat çekildi.

“ORTA BÜYÜKLÜKTEKİ DEPREMLER BİLE BÜYÜK YIKIM YARATIYOR”

Açıklamada, Türkiye’de orta büyüklükte sayılabilecek depremlerde dahi ciddi yıkımlar yaşandığı hatırlatıldı. 2024 yılında Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde meydana gelen 6,1 ve 6 büyüklüğündeki depremlerde 729 binadaki 1036 bağımsız bölümün ağır hasarlı veya yıkık olarak tespit edildiği belirtildi.

Aynı yıl Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremin ise İstanbul ve Marmara Bölgesi’nde büyük endişe yarattığı, iletişim altyapısının çökmesi ve toplanma alanlarının yetersizliğinin ciddi bir hazırlıksızlığı gözler önüne serdiği ifade edildi.

“YAPI STOKU HÂLÂ BÜYÜK RİSK ALTINDA”

Türkiye’deki yapı stokunun önemli bir bölümünün hâlâ yüksek deprem riski taşıdığı belirtilen açıklamada, özellikle 2000 yılı öncesi inşa edilen binaların hasar görebilirliğinin çok yüksek olduğu vurgulandı.

Son 25 yılda çıkarılan 6 imar affıyla mühendislik hizmeti almamış kaçak yapıların kâğıt üzerinde yasallaştırıldığına dikkat çekilerek, bu uygulamaların riskleri daha da artırdığı ifade edildi.

TBMM Kahramanmaraş Depremleri Araştırma Komisyonu raporuna göre 6–7 milyon konutun acilen dönüştürülmesi gerektiği, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ise yalnızca İstanbul’da 600 bin konutun çok riskli olduğunu açıkladığı hatırlatıldı.

“ŞEFFAF BİR YAPI ENVANTERİ YOK”

Tüm bu resmi açıklamalara rağmen Türkiye genelinde hâlâ güncel, kapsamlı ve kamuoyuna açık bir yapı envanterinin bulunmadığına dikkat çekildi.

Hangi kentte kaç yapının riskli olduğunun net olarak bilinmemesinin, etkili ve önceliklendirilmiş bir dönüşüm politikasını imkânsız hale getirdiği vurgulandı.

“KENTSEL DÖNÜŞÜM RANT ODAKLI YÜRÜTÜLÜYOR”

Yaklaşık 13 yıldır uygulanan kentsel dönüşüm politikalarının, deprem riskini azaltmaktan çok arsa değeri yüksek bölgelerde parsel bazlı projelere dönüştüğü ifade edildi.

Gerçek dönüşümün; zemin özellikleri, nüfus yoğunluğu, ulaşım altyapısı, yeşil alanlar ve toplanma alanlarıyla birlikte ele alınması gereken kamusal bir planlama konusu olduğu belirtildi. Dar gelirli yurttaşların yaşadığı bölgelerde dönüşümün ya hiç başlamadığı ya da sürdürülebilir olmadığı kaydedildi.

“DEPREME HAZIRLIK AFET SONRASINA SIKIŞIYOR”

Açıklamada, deprem hazırlığının afet sonrasına indirgenmesinin büyük bir hata olduğu vurgulandı. Okulların, hastanelerin, kamu binalarının ve altyapı sistemlerinin ne kadarının güçlendirildiğine dair şeffaf bir bilginin kamuoyuyla paylaşılmadığı ifade edildi.

Afet yönetiminin yalnızca arama-kurtarma kapasitesiyle değil, risk azaltma ve hazırlık düzeyiyle ölçülmesi gerektiği belirtilerek, 6 Şubat depremlerinin bu alandaki eksiklikleri açıkça ortaya koyduğu kaydedildi.

“TOPLANMA ALANLARI YETERSİZ VE PLANSIZ”

Silivri depremi sonrası yeniden gündeme gelen deprem toplanma alanlarının birçok kentte yetersiz olduğu, mevcut alanların bir kısmının ise imar değişiklikleriyle yapılaşmaya açıldığı ifade edildi.

Toplanma alanlarının yalnızca boş alanlar değil; barınma, su, elektrik, tuvalet ve temel ihtiyaçların karşılanabileceği altyapıya sahip alanlar olması gerektiği vurgulandı.

“DEPREM SONRASI SORUNLAR SÜRÜYOR”

6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen, afetten etkilenen bölgelerde barınma, sağlık, eğitim ve altyapı sorunlarının tam olarak çözülemediği ifade edildi.

Yeniden inşa sürecinin yalnızca konut yapımıyla sınırlı kaldığı, kentlerin sosyal ve ekonomik dokusunun göz ardı edildiği kaydedildi. 650 bin konut vaadine karşın bugüne kadar 455 bin bağımsız bölümün teslim edildiği hatırlatıldı.

“AFETLER KADER DEĞİLDİR”

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Lüleburgaz Temsilciliği açıklamasında şu çağrıya yer verildi:

“Afetler kader değildir. Bilimi, mühendisliği ve kamusal sorumluluğu esas almayan politikaların acı sonucudur. Güncel ve şeffaf bir yapı envanteri oluşturulmalı, kentsel dönüşüm risk temelli bir kamu politikası haline getirilmeli, yapı üretiminin tüm aşamaları sıkı şekilde denetlenmelidir.”

Açıklama, 6 Şubat’ta hayatını kaybedenlere karşı sorumluluğun, aynı acıların bir daha yaşanmaması için bugünden harekete geçmek olduğu vurgusuyla sona erdi.

bottom of page