top of page

SUYUN BİTTİĞİ YERDEYİZ!

Bu başlık çok su kaldırır.

Ekonomiye, ülke gündemine, dünyadaki tehlikeli savaşlara, yerel yönetimlere, ahlaka aşka ve dahi pek çok konuya ilişkin bir başlık gibi duruyor ilk bakışta.

Şaşıracaksınız belki ama, benim suyun bittiği yerden kastım bildiğimiz su.

 Benim bütün derdim içtiğimiz kullandığımız ‘su’ya dair.

Ancak yokluğunda fark ettiğimiz su hayatın temel taşıdır.

Tarih boyunca bütün yerleşim yerleri su kenarına kurulmuştur. Örneklersek, Burgaz, Karamusul, Ahmetbey, İstanbul, Edirne hatta her türlü yarışıp bi türlü geçemediğimiz (!) Paris ve Londra suyun kenarındadır. Dünyanın yüzü aşkın kentini gezdim hepsi su kenarına kurulmuştu.

Çünkü su hayattır kardeşlerim ve su yoksa hayat ta yoktur.

Bir insan 60 güne kadar aç yaşayabilirken sadece 7 gün susuz kaldığında hayatını yitirir. Dünyamızın olduğu gibi bedenimizin de büyük bir bölümü sudur. Susuz kalan bitki hayvan ya da insan yok olup gider.

Şimdi size bir soru sorup 30 saniye düşünerek yanıt vermenizi isteyeceğim.

‘Kırklareli genelinde yaşayan bir insan bir günde kaç litre su kullanır?

a)      5 lt   b) 10 litre   c) 20 litre  d) 230 lt    e) Bana ne be bana ne beni dert mi tutar

Cevabı yorumlara yazıp, doğru cevap veren okurlar arasında yapacağım çekilişle üç okura 5 litrelik pet şişede su hediye edeceğim.

 (Yılmaz Özdil’i taklide kalkışma  

dediğinizi duyar gibiyim. Ama değil öyle o. Bizatihi kendisi beni taklid ediyor.  Bizi Paris’le Londra ile yarışa sokma salaklığının bu topraklarda egemen olduğu dönemlerde, yazılarımda sorduğum sorulara doğru cevap verenlere kadrolu Şevko’ nun mekanında iki poça bir limonata hediye etme furyasını başlattığımda, Yılmaz üstadın bu son videolarındaki kampanyası ortalarda yoktu. İnanmayan Görünüm’ün arşivlerini tarayabilir )

Dünya büyük bir su buhranına doğru gidiyor. En lacivert ülkelerden bir de biziz. Trakya ise en kurak alanlardan biri. Önümüz köy düğünü değil, bölgesel ve acımasız su savaşları kardeşlerim.

İstanbul Trakya’nın suyunu devşirirken, tekstilciler yeraltı sularımızı hacamat ederken, orman vasfını yitirmiş araziler üç on kuruşa hem de taksitle satılırken, yitirmeyenlerin de bu vasfı acilen yitirmesi için yoksul orman köylüleri elinden geleni ardına koymaz iken, su canavarı buğday ve gündöndü tuhaf bir ısrarla ekilirken ve biz yazın bu en sıcak günlerinde kapı önünde hortumla araba yıkarken kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ayağımıza sıkıyoruz.

Önümüzdeki 20 yıl içinde Çin Hindistan Afganistan Pakistan gibi su fakiri ülkelerden 2 milyara yakın insanın susuzluk nedeni ile batıya göç edeceğinden söz ediliyor. Büyük bir kavimler göçü bu. Su yoksa göç vardır. Kuzeye doğru göç edecek Afrika ülkelerinden söz etmiyorum bile.

Lüleburgaz’ın yeraltı su kapasitesi 20-25 yılı tamamlayacak güçte değil. Muhtemelen ben 25 yıl sonra finale gelmiş olacağım.

Ama ya bu kasabanın çocukları.

Şapkamızı önümüze koyup, dikkatimizi fillerin tepişmesinden alarak, çocuklarımızın geleceğine çevirmemiz gereken zaman geldi de geçiyor bile. Bunu basit bir siyasi argümana  çevirmeye kalkmayın sakın. Bu sorun tüm dünyanın, tüm ülkenin ve tüm bölgenin hatta tek tek insanların sorunu.

Birlikte düşünelim, birlikte çözüm üretelim.

Çünkü  harbiden ;

‘ SUYUN BİTTİĞİ YERDEYİZ ‘

bottom of page