top of page

SİYASİ TRANSFERLERİN PSİKOLOJİK BEDELİ

18 saat önce
3 dakikada okunur

Doç . Dr. Zeynep Tekkuş Set yazdı...

Son dönemde Türkiye'de belediye başkanlarının seçildikleri partilerden ayrılarak başka partilere geçmesi, siyasetin en çok tartışılan konularından biri hâline geldi. Bu gelişmeler genellikle siyasi dengeler, belediye yönetimleri ve partiler arasındaki güç ilişkileri üzerinden değerlendiriliyor. Oysa meselenin çoğu zaman gözden kaçırılan önemli bir boyutu daha var: Bu değişikliklerin seçmen psikolojisi ve toplum ruh sağlığı üzerindeki etkileri.

Bir klinik psikolog ve psikoterapist olarak bu konuyu yalnızca siyasi bir tercih değişikliği olarak görmenin eksik kalacağını düşünüyorum. Çünkü insanlar sandığa gittiklerinde yalnızca bir kişiye oy vermezler. Aynı zamanda bir düşünceye, bir programa, bir gelecek beklentisine ve temsil edileceklerine ilişkin bir güven duygusuna yatırım yaparlar.

Peki, seçmenlerin belirli bir siyasi kimlikle seçtiği belediye başkanı başka bir partiye geçtiğinde insanların psikolojik dünyasında neler yaşanır?

Güven kaybı ve ihanete uğramışlık duygusu

Klinik psikoloji açısından güven, sağlıklı insan ilişkilerinin temel unsurlarından biridir. Güven duygusu yalnızca ailede, arkadaşlıkta veya romantik ilişkilerde değil, bireyin toplumla ve kurumlarla kurduğu ilişkilerde de belirleyicidir.

Seçmen, oy verdiği kişinin siyasi kimliğini ve vaatlerini temsil edeceğine inanır. Bu beklentinin karşılanmadığını düşündüğünde hayal kırıklığı, öfke, güvensizlik ve aldatılmışlık hissi yaşayabilir. Elbette her parti değişikliği aynı anlama gelmez. Siyasi görüşlerin değişmesi demokratik yaşamın bir parçasıdır. Ancak değişimin gerekçesi, zamanı ve seçmene nasıl açıklandığı psikolojik tepkileri önemli ölçüde etkiler.

Politik psikolojide bu durum, algılanan siyasi ihanet ve güven kaybı kavramlarıyla ilişkilendirilebilir. Nitekim Schuck ve arkadaşlarının (2026) araştırması, siyasi aktörler tarafından ihanete uğradığını düşünmenin yalnızca ilgili kişiye değil, başka siyasi kurumlara duyulan güveni de etkileyebildiğini göstermektedir.

Öğrenilmiş çaresizlik ve siyasetten uzaklaşma

Bu gelişmelerin toplum ruh sağlığı açısından üzerinde durulması gereken bir başka yönü de çaresizlik duygusudur.

Bir seçmen düşünelim. Sandığa gidiyor, tercihini yapıyor, demokratik hakkını kullanıyor. Ancak bir süre sonra seçtiği kişinin, oy verirken temsil ettiğini düşündüğü siyasi çizgiden ayrıldığını görüyor.

Böyle bir durumda seçmen, “Benim oyumun ne anlamı kaldı?”, “Kime güveneceğiz?” veya “Ne yaparsak yapalım sonuç değişmiyor” diye düşünmeye başlayabilir.

Bu düşünceler tekrarlandığında kişinin siyasal etkililik algısı, yani kendi katılımıyla toplumsal süreçleri etkileyebileceğine ilişkin inancı zayıflayabilir. Bu durum öğrenilmiş çaresizliğe benzeyen bir psikolojik süreç yaratabilir. Ancak her siyasi hayal kırıklığını klinik anlamda öğrenilmiş çaresizlik olarak tanımlamak doğru değildir.

Türkiye'deki seçmenler üzerinde gerçekleştirilen araştırmalar da siyasal güven, toplumsal katılım ve psikolojik iyi oluş arasında önemli ilişkiler bulunduğunu göstermektedir.

Toplum ruh sağlığı neden etkilenir?

Toplum ruh sağlığı yalnızca bireylerde depresyon, kaygı veya başka psikolojik rahatsızlıkların bulunup bulunmamasıyla ilgili değildir. İnsanların kendilerini güvende hissetmeleri, geleceğe umutla bakabilmeleri, kurumlara güvenmeleri ve toplumsal yaşama katılabilmeleri de psikososyal iyi oluşun önemli parçalarıdır.

Siyasi alanda yaşanan güven kayıpları bazı bireylerde öfke, hayal kırıklığı, kaygı ve umutsuzluğu artırabilir. Daha önemlisi, bu duygular yaygınlaştığında toplumsal güvensizliği ve kutuplaşmayı besleyebilir.

İnsanların yalnızca siyasetçilere değil, birbirlerine karşı da kuşkucu hâle gelmesi, toplumsal dayanışma duygusunu zayıflatabilir. Sürekli hayal kırıklığı yaşayan seçmenler zamanla siyasetten uzaklaşabilir veya daha sert ve dışlayıcı siyasi söylemlere yönelebilir.

Bununla birlikte, belediye başkanlarının parti değiştirmesinin doğrudan ruhsal hastalıklara neden olduğunu söyleyemeyiz. Burada söz konusu olan, siyasal olayların güven, aidiyet, umut ve kontrol duygusu üzerinden toplumun psikolojik iklimini etkileyebilmesidir.

Demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir

Demokratik yaşamın psikolojik temellerinden biri, insanların seslerinin duyulduğuna ve tercihlerinin önemsendiğine inanmasıdır.

Bir belediye başkanının parti değiştirmesi hukuki ve siyasi açıdan farklı biçimlerde değerlendirilebilir. Ancak psikolojik açıdan asıl önemli soru şudur: Bu değişiklik karşısında kendisini temsil edilmiş hisseden seçmenlerin güveni nasıl korunacaktır?

Siyasette değişim elbette mümkündür. İnsanların düşünceleri, tercihleri ve siyasi aidiyetleri zamanla değişebilir. Fakat seçilmiş kişilerin kararlarının, kendilerine oy veren insanların beklentileri ve güven duygusu üzerinde sonuçları olduğunu unutmamak gerekir.

Sonuç olarak, belediye başkanlarının parti değiştirmesi yalnızca partilerin kazandığı veya kaybettiği belediye sayısıyla ölçülemez. Bu süreçlerin seçmenlerin psikolojik dünyasında nasıl karşılık bulduğu da önemlidir.

Çünkü bir toplumun ruh sağlığını korumak, yalnızca bireylerin psikolojik sorunlarını tedavi etmekle değil; güvenin, adalet duygusunun, umudun ve toplumsal aidiyetin güçlendirildiği bir yaşam ortamı oluşturmakla da ilgilidir.

Unutmayalım: Sandıkta kullanılan bir oy yalnızca siyasi bir tercih değil, aynı zamanda geleceğe duyulan güvenin ifadesidir. Bu güvenin korunması ise yalnızca seçmenin değil, seçilenlerin de sorumluluğudur.

 

bottom of page