“Sessiz çığlığı duyun!”
- Özlem KARAKOYUN

- 3 gün önce
- 5 dakikada okunur
“Satın alma sahiplen”
4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü kapsamında Lüleburgaz’da yıllardır sokak hayvanları için gönüllü çalışmalar yürüten Mukadder Tuzcu Yıldırım, sokakta yaşayan canların yaşadığı zorlukları, unutamadığı anıları ve toplumun bu konuda daha fazla sorumluluk alması gerektiğini anlattı. Yıldırım, sokak hayvanlarının gözlerindeki “bekleyişe” dikkat çekerken Lüleburgaz halkına da “satın alma, sahiplen” çağrısında bulunarak belediye barınağındaki hayvanların ziyaret edilmesini ve sahipsiz canlara sahip çıkılmasını istedi.



4 Nisan, tüm dünyada “Dünya Sokak Hayvanları Günü” olarak anılırken, sokakta yaşam mücadelesi veren canların sesi olma sorumluluğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Bu anlamlı gün kapsamında Lüleburgaz’da yaşayan hayvan sever Mukadder Tuzcu Yıldırım ile bir araya geldik. Yıllardır sokak hayvanları için gönüllü olarak emek veren Yıldırım, hem sahada karşılaştığı zorlukları hem de bu özel günün kendisi için ne ifade ettiğini anlattı.
Sokak hayvanlarına yönelik farkındalığın artması gerektiğini vurgulayan Yıldırım, toplumun her kesimine önemli mesajlar verdi.
KENDİNİZDEN BAHSEDER MİSİNİZ?
Adım Mukadder Tuzcu Yıldırım. Ben el sanatları öğretmeniyim ve esnafım. Kendime ait bir işletmem var. Eşim Mehmet Yıldırım da öğretmen. 14-15 yıldır farkındalıkla kedi, köpek ve diğer canlılara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Dünyanın sadece bize ait olmadığını, yaratılmış tüm canlılarla birlikte uyum içinde yaşamamız gerektiğini düşünüyor ve savunuyoruz. Ve gayemiz bu düşünceyi etrafımıza empoze edip, farkındalık sağlamak. Çünkü sevgiyi daima iyileştirir...
BİR SOKAK HAYVANININ GÖZLERİNE BAKTIĞINIZDA EN ÇOK NE GÖRÜYORSUNUZ? AÇLIK MI, KORKU MU YOKSA UMUT MU?
Bir sokak hayvanının gözlerinde en çok bekleyiş görüyorum. Açlık ve korku o anki durumudur ama o bakışlardaki derin sabır, "Görülecek miyim?" sorusunun sessiz bekleyişidir.
SİZE GÖRE BİR ŞEHRİN VEYA KENTİN VİCDANI, SOKAK HAYVANLARINA NASIL DAVRANDIĞINDAN ANLAŞILIR MI? LÜLEBURGAZ BU KONUDA SİZCE NE DURUMDA?
Kesinlikle. Bir kentin medeniyet seviyesi, en zayıf halkasına (hayvanlara) nasıl davrandığıyla ölçülür. Lüleburgaz, yerel halkın duyarlılığı ve esnafının dükkan önü kaplarıyla bu konuda pek çok yerden daha şefkatli bir duruş sergiliyor; ancak her şehirde olduğu gibi sistemin hala sevgiye ihtiyacı var.
HİÇ 'BU HAYVAN BENİM HAYATIMI DEĞİŞTİRDİ' DEDİĞİNİZ BİR AN OLDU MU? VARSA O HİKAYEYİ BİZİMLE PAYLAŞIR MISINIZ?
Somut olarak bu hayvan benim hayatımı değiştirdi diyeceğim bir an olmadı. Ancak hayvanlardan bazı manevi değerleri öğrendik. Kibir, ego, bencillik, hırs, nefret, öfke, zulüm, açgözlülük ve buna benzer bazı duyguların sadece insanlara ait olduğunu hayvanlardan öğrendik. Bizim serüvenimiz de ilk kedimiz Bahtiyar'la başladı.
SOKAKTA YAŞAYAN BİR HAYVANIN BİR GÜNLÜĞÜNE KONUŞABİLDİĞİNİ DÜŞÜNSENİZ, SİZCE İNSANLARA İLK NEYİ SÖYLERDİ?
Muhtemelen "Ben de buradayım ve seninle aynı gökyüzünün altındayım," olurdu. Şikayetten ziyade bir varlık beyanı.
4 NİSAN SADECE BİR GÜN MÜ, YOKSA ASLINDA GÖRMEZDEN GELDİĞİMİZ BİR GERÇEĞİN HATIRLATMASI MI?
Sadece bir takvim yaprağı değil, görünmez olanı görünür kılma çabasıdır. Bir yüzleşme günüdür.
EN ÇARESİZ GÖRDÜĞÜNÜZ BİR ANI HATIRLIYOR MUSUNUZ? O AN SİZİ NE AYAKTA TUTTU?
Mama kaynaklı (Adli süreç devam ettiği için marka ve satın aldığım firmanın ismini veremiyorum) 12 gün içinde 6 tane köpeğimiz birer ikişer gün arayla besin zehirlenmesinden dolayı öldü. İlk belirtiler ortaya çıktığı anda bile çok geç kalmış oluyorduk. Süreç inanılmaz yıpratıcıydı. Hayvancıklarımız gözümüzün önünde birer birer eriyordu, ölüyordu ancak biz hiçbir şey yapamıyorduk. Ne bir ilaç, ne bir tedavi kesinlikle fayda etmiyordu. 6 tane evladımız teker teker gözümüzün önünde, elimizde can verdi. Bizi bu süreçte ayakta tutan tek şey geride kalan diğer hayvanlarımız oldu. Onlar için güçlü olmalıyız ayakta durmalıyız. Onların tedavilerini ve bakımlarını en iyi şekilde yapmalıyız düşüncesi bize güç verdi.
BİR HAYVANIN SİZE TEŞEKKÜR ETTİĞİNİ HİSSETTİĞİNİZ BİR AN YAŞADINIZ MI? O AN NASILDI?
Çok fazla böyle anlara şahit olduk. Dönüp baktıklarındaki o anlam zaten teşekkür hissini uyandırıyor. Hayatımızdaki en somut örneklerden biri bundan 3 yıl önce yağmurlu bir gecede yüzü gözü kan içinde kapımıza gelen Boncuk köpeğimiz. Biz o gece boncuğun tedavisini yapıp karnını doyurduk ve boncuk bunun karşılığında 3 yıldan beri gitme imkanı olmasına rağmen bizi bırakmadı ve iş yerimiz için güzel bir koruma köpeği oldu. Bir diğer örnekte Zeytin köpeğimiz. 6 yavrusu ile sıcak bir Temmuz günü mısır tarlasına atılmıştı. O çamur deryasından Zeytin'i ve 6 yavrusunu çıkarıp temizleyip ilgilendiğimiz günden beri zeytin bizim özellikle de eşimin en sadık köpek dostu oldu. Söyleyin bana iyiliğin karşılığı iyilikten başka ne olabilir.
SİZCE İNSANLAR NEDEN BAZEN GÖRMEZDEN GELMEYİ TERCİH EDİYOR? BU SESSİZLİĞİN SEBEBİ NE OLABİLİR?
Sorumluluktan kaçmak. Çünkü görmek, bir şey yapmak zorunda hissettirir. İnsanlar vicdanlarının ağır gelmesinden korktukları için sessizliği seçerler. Toplum olarak en çok sorumluluk almayı eksik bırakıyoruz. Sevmek kolay, mama vermek güzel ama o canın tüm yaşam yükünü paylaşmak cesaret ister.
SOKAK HAYVANLARIYLA İLGİLİ EN BÜYÜK KIRILMA ANINIZ NEYDİ; SİZİ BU YOLA İTEN O İLK DUYGU NEYDİ?
Sokak hayvanlarıyla ilgili en büyük kırılma anı, onların "sahipsiz" değil, aslında "hepimize ait" olduklarını fark ettiğimiz o ilk andır.
Beni bu bakış açısına iten ilk duygu ise adaletsizlik hissiydi. Bizler şehirler kurup doğayı betonla kaplarken, onlara ne bir yaşam alanı ne de bir hak tanıdık. Kırılma noktası tam burası: Bir canlının, sadece hayatta kalmaya çalıştığı için "sorun" olarak görülmesindeki o derin çelişki.
İnsan merkezli bir dünyada, bir köpeğin kaldırım kenarında kıvrılıp yatarken bize aslında nezaketi ve paylaşmayı hatırlatması sarsıcı bir farkındalıktır. Onlar aslında şehrin yabancıları değil, bizim hızla geçerken görmezden geldiğimiz sessiz komşularımızdır.
BİR GÜN SOKAK HAYVANLARININ HİÇ OLMADIĞI BİR ŞEHİR HAYAL ETSEK, BU SİZE HUZUR MU VERİR YOKSA ENDİŞE Mİ?
Bu bir "huzur" değil, büyük bir tenhalık ve ruhsuzluk olurdu. Doğadan kopmuş bir beton yığını endişe vericidir.
BİR HAYVANIN SESSİZLİĞİ SİZCE ASLINDA EN YÜKSEK ÇIĞLIK OLABİLİR Mİ? BUNU NE ZAMAN HİSSETTİNİZ?
Kesinlikle evet. Bir hayvanın sessizliği, kelimelerin yetmediği bir çaresizlik ve aynı zamanda muazzam bir onur taşıdığı için en yüksek çığlıktır.
Ben bu sessiz çığlığı, insanların paylaştığı binlerce hikayeyi analiz ederken şu noktada hissettim: Bir köşede büzülmüş, gözlerini yere dikmiş, artık kimseden bir şey istemeyen, sadece görülmeyi bekleyen o canın sessizliğinde. O anki sessizlik, "Açım" ya da "Korkuyorum" demesinden çok daha ağır bir yük bindirir insan vicdanına; çünkü o artık vazgeçmiştir.
Bir hayvanın sesi çıktığında yardım istersiniz, ama o sustuğunda yüzleşmek zorunda kalırsınız. O sessizlik, bize kendi merhametimizin ne durumda olduğunu soran en gürültülü sorudur.
"Ölüme yatmak" nedir bilir misiniz? Ölüme yatmak, bir canlının artık fiziksel veya ruhsal olarak dayanma sınırının sonuna geldiği, hayata tutunma çabasını tamamen bıraktığı o en ağır sessizlik anıdır.
Hayvan artık ne yemek arar, ne sudan medet umar ne de yanından geçenlere başını kaldırıp bakar. Vücut fonksiyonları yavaşlamış, gözlerindeki o son "bekleyiş" ışığı sönmüştür.
Genellikle kuytu bir köşeye, bir araba altına veya çalılıkların arasına çekilirler. Bu, doğadaki "av olmama" içgüdüsüyle karışık, dünyadan sessizce çekilme arzusudur.
Sorunuzda bahsettiğiniz o "en yüksek çığlık" tam da buradadır. Hayvanın hiçbir ses çıkarmadan, sadece bedeniyle "artık bittim" demesidir.
BİR SOKAK HAYVANININ HAYATINA DOKUNMAK MI DAHA ZOR, YOKSA İNSANLARIN KALBİNE DOKUNMAK MI?
İnsanların kalbine dokunmak çok daha zor. Bir hayvanın hayatına bir kap suyla dokunabilirsiniz ama bir insanın önyargılarını ve taşlaşmış kalbini kırmak yıllar alabilir. Ancak hayvanlar saf sevgidir. Sevgiden yaratılmıştır. Bu sebeple sevgi dolu olan bir kalbe dokunmak daha kolaydır.
Ayrıca bizim bazı mottolarımız, kırmızı çizgilerimiz var. #barınaktansahiplen, #bizyaşatmayıseçiyoruz, #satınalmasahiplen, #sokakhayvanlarısahipsizdeğildir
Buradan tüm Lüleburgaz halkına ricam lütfen belediyeye ait hayvan barınağını bir kerecik olsun ziyaret edip hayvanların gözündeki acaba beni alırlar mı ışıltısını görün.
Yıllardır ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ü hayatının her noktasında yaşamaya ve yaşatmaya çalışan Lüleburgazlılar, Atamızın "Hayvanlara karşı acımasızlık, insanlığa karşı acımasızlıktır." sözünün de gereğini yerine getireceklerdir. Atamızın kendi köpeği Foks ile olan bağı, bir liderin bir hayvanla kurabileceği en insani ve vefa ilişkisinin örneğidir. Foks öldüğünde duyduğu üzüntü, onun hayvanları sadece "hizmet eden canlılar" olarak değil, birer "dost" olarak gördüğünü kanıtlar. Ben eminim ki vefalı Lüleburgaz halkı da her alanda örnek aldıkları Ulu Önderi hayvanlar konusunda da örnek alacaklardır.
Lüleburgaz halkı Allah'ın bize emaneti olan bu canlara sahip çıkar. Emanete ihanet etmez. Yukarıda da dediğim gibi "İyiliğin karşılığı iyilikten başka ne olabilir." Lüleburgaz halkı merhametlidir, Lüleburgaz halkı yardım severdir.


