RUSYA DOĞAL GAZINA YASAK
- Vicdan ALADAĞ

- 20 Kas 2025
- 3 dakikada okunur
AB’de Rusya gazı 2028’de tamamen yasaklanacak

Avrupa Birliği (AB), enerji bağımlılığını azaltma hedefi doğrultusunda kritik bir karar daha aldı. Üye ülkeler, Rusya’dan doğal gaz ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatının 1 Ocak 2028 itibarıyla tamamen sonlandırılmasını öngören plana destek verdi.
Lüksemburg’da bir araya gelen AB enerji bakanları, Rusya’dan gelen gaz akışının aşamalı olarak durdurulmasına ilişkin yasal çerçeve konusunda uzlaştı. AB Konseyi tarafından yapılan açıklamada, Avrupa Parlamentosu (AP) ile yapılacak müzakerelerde izlenecek tutumun belirlendiği ve teklif edilen düzenlemenin enerji bağımsızlığı hedefinin temel ayağı olduğu vurgulandı.
Aşamalı yasak takvimi
Yeni düzenleme taslağına göre Rus gazına yönelik yasak kademeli şekilde işleyecek:
1 Ocak 2026: Rusya ile yeni gaz ve LNG sözleşmelerine izin verilmeyecek.
17 Haziran 2026: Mevcut kısa vadeli sözleşmeler sonlandırılacak.
1 Ocak 2028: Tüm uzun vadeli sözleşmeler tamamen iptal edilerek Rus gazına tam yasak getirilecek.
AB, bu süreçte özellikle enerji arz güvenliği açısından zorluk yaşayabilecek, denize kıyısı olmayan ülkeler için sınırlı esneklik tanıyabileceğini de belirtti. Buna rağmen, mevcut sözleşmelerde yapılacak değişikliklerin çok dar kapsamlı tutulacağı ifade edildi.
Rusya, Ukrayna savaşından önce AB’nin en büyük gaz tedarikçisiydi. 2021’de AB’nin gaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 45’i Rusya’dan karşılanırken, bu oran 2023 yılında yüzde 19’a kadar geriledi. Ancak bazı üye ülkeler hâlâ LNG veya boru hattı üzerinden Rus gazı satın almaya devam ediyor.
Bu karar, AB’nin enerji güvenliği ve jeopolitik bağımsızlığı açısından tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Önümüzdeki dönemde Birlik, yenilenebilir enerji yatırımlarını artırarak ve alternatif tedarik kaynaklarına yönelerek Rusya’dan tamamen kopmayı hedefleyecek.
Teklif, Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi tarafından resmen onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek. Bu adım, AB’nin enerji krizine karşı geliştirdiği REPowerEU stratejisinin en güçlü halkalarından biri olarak öne çıkıyor.
Türkiye, rüzgâr enerjisinde Avrupa’nın ilk üçünde
Türkiye, yılın ilk yarısında karasal rüzgâr enerjisi kapasitesine 593 MW ekleyerek Avrupa’da en fazla kapasite artışı sağlayan üçüncü ülke konumuna yükseldi.
Avrupa Rüzgâr Enerjisi Birliği (WindEurope) verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye’nin söz konusu dönemdeki kurulu güç artışı geçen yılın aynı dönemine kıyasla %39 daha yüksek gerçekleşti. Altı ayda devreye giren kapasite, ortalama 5,9 MW gücünde(1MW=Yüzbin watt) 100 türbinin kurulumu ile sağlandı. Bu artışla birlikte Türkiye, 2024 sonunda planlanan 1,6 GW’lık(1 GW=1 milyar watt) yeni kapasitenin %37’sini yılın ilk yarısında tamamlamış oldu. Almanya yaklaşık 2,2 GW ile Avrupa’da ilk sırada yer alırken, onu 889 MW ile İspanya izledi. Avrupa genelinde ise toplam 6 GW’lık yeni kurulum gerçekleşti ve karasal rüzgârın kurulu gücü 253 bin 816 MW’a ulaştı.
Türkiye, yılın başında beş sahada toplam 1,2 GW’lık karasal rüzgâr projesine destek onayı verdi. Bu destek, 2024’te başlatılan Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ihaleleri kapsamında sağlandı. Yeni YEKA modeliyle birlikte yatırımcılar ilk altı yıl boyunca ürettikleri elektriği serbest piyasada satabilecek, ardından 20 yıl süreyle alım garantisi mekanizmasından yararlanabilecek.
BM’den kritik mineraller için sorumlu yatırım çağrısı
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), temiz enerji dönüşümünün hız kazanmasıyla talebi giderek artan kritik mineraller için sürdürülebilir üretim ve “sorumlu finansman” çağrısında bulundu.
UNEP’in Uluslararası Kaynak Paneli tarafından hazırlanan yeni rapor, dünyadaki kritik mineral talebi, üretimi, ticareti ve finansmanına ilişkin gelişmeleri analiz ediyor. Rapora göre, kritik mineral çıkarımı 1970’ten bu yana beş kat artarken, güneş panelleri, rüzgar türbinleri ve bataryalar gibi temiz enerji teknolojileri bu minerallerin kullanımını yoğunlaştırıyor.
UNEP, sermaye yoğun ve yüksek riskli bir sektör olan madencilik alanına yönelik yatırımların sorumlu bir anlayışla yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Raporda, geri dönüşüm hedefleri, devlet destekli finansman, vergi teşvikleri, eko-tasarım uygulamaları ve geri dönüşüm tesislerini finanse edecek yeşil tahvillerin, yeni hammadde ihtiyacını azaltabileceği vurgulanıyor.
Ayrıca, şeffaflık, yerel koşullara uygun ruhsatlandırma süreçleri ve kapasite geliştirme gibi önlemlerle, sektör için uluslararası bir sürdürülebilirlik çerçevesi oluşturulabileceği belirtiliyor. Bu sayede çevresel ve sosyal risklerin yönetiminde resmi finans kaynaklarına erişim artırılabilecek.
Uluslararası Enerji Ajansı ise, 2050’ye kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için kritik minerallere yönelik madencilik yatırımlarının 2030’a kadar 450 milyar dolara, 2040’a kadar ise 800 milyar dolara ulaşması gerektiğini açıkladı.
Enerji dönüşümü için gerekli mineral ve metallere yönelik talep, insan haklarına ve çevreye saygı gösteren ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen bir madencilik sektörü gerektiriyor.


