top of page

PETROL VE DOĞALGAZ KULLANIMINDA FRENE BASMA ZAMANI GELDİ

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA)'nın 'Net Sıfıra Geçişte Petrol ve Gaz Endüstrisi' başlıklı yeni raporu, enerji ve iklim hedeflerine ulaşmak üzere endüstri üzerindeki etkileri ve fırsatları analiz ediyor. Rapora göre, 2050 yılına kadar küresel net sıfır emisyona ulaşan bir senaryoda, talepteki keskin düşüşler, yeni uzun vadeli konvansiyonel petrol ve gaz projelerini atıl bırakacak.

1,5°C senaryosuna uyum sağlamak için sektörün kendi emisyonlarının 2030 yılına kadar yüzde 60 oranında azalması gerekiyor.

En yüksek emisyona sahip petrol ve gaz üreticilerinin emisyon yoğunluğu şu anda en düşük emisyona sahip olanlardan beş ila on kat daha fazladır ve bu da dönüşüm için büyük bir potansiyel olduğunu gösteriyor.

Şu anda petrol ve gaz sektörüne her yıl yapılan 800 milyar ABD dolarlık yatırım, ısınmayı 1,5°C ile sınırlayan bir patikada 2030 yılında yapılması gerekenin iki katıdır.

Petrol ve gaz endüstrisi 2022 yılında temiz enerji teknolojilerine yaklaşık 20 milyar ABD doları yatırım yaptı; bu rakam 2022 yılındaki toplam sermaye harcamalarının yüzde 2,7’sini (ve temiz enerjiye yapılan toplam yatırımın yüzde 1,2’sini) temsil ediyor.

Paris Anlaşması’nın amaçlarına uyum sağlamak isteyen üreticilerin, kendi faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonları azaltmak için gereken yatırıma ek olarak, 2030 yılına kadar sermaye harcamalarının yüzde 50’sini temiz enerji projelerine ayırmaları gerekiyor.

Şu anda birçok firmanın geçiş stratejilerinin temelini oluşturan karbon tutmanın statükoyu korumak için kullanılamayacaktır.

AB’nin Hidrojen Bankası ilk ihalesine çıktı

AB Komisyonu’nun, Avrupa Hidrojen Bankası’nın faaliyetlerine ilişkin yaptığı açıklamada, Bankanın, AB’nin emisyon ticareti gelirlerinden sağlanan 800 milyon avroluk kaynağı, yenilenebilir hidrojen üreticilerini desteklemeye yönelteceği kaydedildi.

Yenilenebilir hidrojen üreticilerinin, üretilecek hidrojenin kilogramı başına sabit prim şeklinde destek almak için teklif sunabileceğine işaret edilen açıklamada, primin üretim fiyatı ile tüketicilerin ödemeye hazır olduğu fiyat arasındaki boşluğu doldurmayı amaçladığı belirtildi.

Açıklamada, Hidrojen Bankası’nın yenilenebilir hidrojen için pazar oluşturmayı, üretim kapasitesine yönelik yatırımları teşvik etmeyi ve üretimi artırmayı hedeflediği vurgulanarak, yenilenebilir hidrojenin Avrupa’nın gelecekteki enerji karışımında özellikle de ağır sanayi ve ulaşımda önemli bir role sahip olacağı ifade edildi.

AB’nin 2030 yılına kadar üye ülkelerde 10 milyon ton hidrojen üretmeyi hedeflediği anımsatılan açıklamada, başlatılan ihale sürecinde alınan tekliflerin en düşükten en yüksek fiyata doğru sıralanacağı ve ihale bütçesi bitene kadar destekleneceği bildirildi.

Açıklamada, tekliflerin 8 Şubat 2024’e kadar alınacağı, belirlenecek projelerin 10 yıla kadar hidrojen satışlarından elde edecekleri gelirlere ek olarak sübvanse edileceği kaydedildi.

Net sıfır emisyon hedefinde “yenilenebilir enerji” öne çıkıyor

İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) tarafından "Türkiye'nin Karbonsuzlaşma Yol Haritası-3: Dönüşümün Takvimi ve Coğrafyası (2020-2050)" başlıklı rapor yayımlandı.

Rapora göre Türkiye’nin sera gazı emisyonlarının 1990’dan bu yana yüzde 57 artarak 564 milyon tona ulaşmıştır. Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonunun yüzde 80’inin karbondioksit (CO2) emisyonu olup bu karbon emisyon miktarı 452 milyon ton’dur. Türkiye, dünya karbon emisyonu sıralamasında 175 ülke arasında 13. sıradadır. Türkiye’nin karbon emisyonu 1990’a kıyasla 2 katına çıkmış, son bir yılda yüzde 10’a yakın artmıştır.

Kişi başı emisyon dağılımına bakıldığında Türkiye’nin dünya ortalamasının biraz üzerinde kalarak 64. sırada yer aldığı görülmektedir. Tarihsel emisyon sıralamasında da 26. sıradayız. Bu da Türkiye’nin diğer gelişmiş ülkeler arasında sorumluluğunun daha az olduğunu gösteriyor. 2021 rakamlarına göre, en çok karbon salımı yapan ülkeler sırasıyla %31 ile Çin, % 13,5 ile ABD ve % 7,3 ile Hindistan olduğu ve dünyanın toplam karbon emisyonunun %52’sini sadece bu ülkelerin oluşturduğu görülmektedir.

Net sıfır hedefi doğrultusunda yenilenebilir enerji kurulu gücü hızla artacak

Türkiye’de, Paris Anlaşması’na uygun olarak 2053’te net sıfır emisyon hedefi belirlendi. 2019’da başlatılan çalışmalar kapsamında, Türkiye’nin 2050’ye kadar nasıl karbonsuzlaşması gerektiği konusunda örnek bir yol haritası üzerinde bir dizi modelleme yapıldı ve raporlar yayımlandı. Çalışmalar başladığında henüz 2053 net sıfır hedefi ilan edilmemiş olduğundan net sıfır için hedef yıl olarak 2050 seçildi.

Raporda, Türkiye’nin 2053’te net sıfır ulusal hedefine uygun olarak oluşturulan Net Sıfır Senaryosu’nda, ülkede elektrik, ulaşım, binalar, sanayi ve diğer üretici sektörlerde karbon emisyonlarının 5 yıllık aralıklarla nasıl bir seyir izleyeceği ele alındı.

Rapora göre, elektrik sektöründe net sıfır hedefi doğrultusunda yenilenebilir enerji kurulu gücü hızla artacak. Dönüşümün gerçekleşmesi için gerekli sistem esnekliğini sağlamak için, mevcut sistemde bulunmayan depolama sistemleri, pompajlı hidroelektrik santrali ve batarya depolama teknolojileri hızla devreye girecek. Esneklik mekanizması olarak kullanılabilecek uluslararası enterkoneksiyon hatlarının net transfer kapasitesi 2050’de 9,22 GW olacak. (GW=Gigawatt/ 1 GW=1 milyar watt)

Net Sıfır Senaryosu’nda, 2020’den sonra, rüzgâr ve güneş kurulu gücünde hızlı artış yaşanacak ve 2040’tan sonra düşük miktarlarda da olsa konsantre güneş ve deniz üstü rüzgâr kapasiteleri sisteme eklenecek. Senaryoda kara ve deniz üstü rüzgâr kurulu gücü 2050’de 62 GW’ı aşacak, güneş enerjisi kurulu gücü ise 2050’de 193 GW’a ulaşacak. Aynı dönemde jeotermal enerjisi kurulu gücü 5,5 GW, biyokütle 16 GW’a çıkacak. Hidroelektrik santrallerinin kurulu gücü ise 2050’ye kadar 44 GW olacak.

Raporda yer alan senaryo kapsamında, modern yenilenebilir enerji kaynaklarının üretimdeki payı 2020 yılında yüzde 17’den 2050’de yaklaşık yüzde 80’e yükselecek, fosil yakıt kaynaklarının üretimdeki payı ise hızla azalarak 2020 yılında yüzde 58’den 2050’de yüzde 7’ye düşecek. 2050’de, elektrik üretimi içinde hidroelektrik santrallerinin payı yüzde 11, nükleer enerjinin payı ise yüzde 5 olacak.

Bu kapsamda, taş kömürü ve linyitle çalışan bütün termik santraller 2030’ların ilk yarısında devreden çıkacak, 2035-2040 arasında 1,3 GW kurulu güce sahip ithal kömürle çalışan bir santral açık kalacak. Net sıfır hedefine ulaşmak için kömürlü termik santrallerin tamamı 2040’tan önce kapanacak. Elektrik sektöründen kaynaklanan karbon emisyonlarının azalmasıyla 2020’de 135 milyon ton karbondioksit olan emisyonların 2050’de 18 milyon tona gerilemesi bekleniyor.

3 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


bottom of page