top of page

Mutfakta başlayan AŞK!

21 Ağu
8 dakikada okunur

Tuğçe ve Alp Çetin çifti, yıllar önce kurdukları “bir gün kendi restoranımız olacak” hayalinin peşinden giderek üç yıl önce Aden Restaurant’ın kapılarını açtı. Biri iktisat eğitiminden sonra mutfağa yöneldi, diğeri 15 yaşından bu yana mutfaklardan hiç kopmadı. Şimdi ise hem eş, hem anne-baba, hem işletme sahibi hem de şef olarak aynı mutfakta çalışıyorlar.

Üç yıldır hizmet veren Aden Restaurant’ın hikâyesi, yalnızca bir işletmenin kuruluş öyküsünden ibaret değil. Bu hikâyenin içerisinde yıllar süren bir meslek deneyimi, alınan cesur kararlar, İstanbul’dan Lüleburgaz’a uzanan bir yolculuk, aynı mutfakta başlayan bir tanışma, evlilik, çocuk sahibi olma ve yıllarca kurulan bir hayalin gerçeğe dönüşmesi bulunuyor.

37 yaşındaki Tuğçe Çetin ile 37 yaşındaki Alp Çetin’in yolları, yıllar önce aynı iş yerinde kesişti. Lüleburgaz’da bir kafede çalışırken tanışan çift, iş arkadaşlığından başlayan ilişkilerini zaman içerisinde evliliğe taşıdı. Ardından çocukları dünyaya geldi. Bir süre sonra çalıştıkları restoranın devredilmesiyle yeni bir döneme başlayan çift, bir yandan yeni bir iş ararken diğer yandan uzun zamandır kurdukları kendi restoranlarını açma hayalini yeniden gündeme aldı. Bugün o hayalin adı ise kızları Aden’den geliyor.

HAYALDEN GERÇEĞE UZANAN YOL

Aden Restaurant’ın kuruluş hikâyesinin bir hayalle başladığını belirten Tuğçe Çetin, eşi Alp Çetin ile önceki iş yerlerinde tanıştıklarını ve ilişkilerinin zaman içerisinde evliliğe uzandığını anlattı.

Çetin, “Buranın hikâyesi bir hayal ile başladı. Eşimle bir önceki çalıştığımız yerde tanıştık. Ot Kafe’de çalışıyorduk o zaman. Orada tanıştık, evlendik. Çocuğumuz o zamanlarda dünyaya geldi” ifadelerini kullandı. Çalıştıkları restoranın devredilmesinin ardından ne yapacaklarını düşünmeye başladıklarını aktaran Çetin, uzun zamandır kendi restoranlarını açma hayalleri bulunduğunu belirtti.

“Sonra restoran devroldu, oradaki restoran. ‘Ne olacak, ne olacak?’ derken ama hep hayal ediyorduk. Yani bir gün bir restoranımız olur mu diye. Ama ‘Olmaz ya, nasıl olacak?’ derken buranın sahiplerini tanıyoruz. Onlarla bir görüşelim dedik, geldik. O anda makul geldi ve şimdi buradayız.” şeklinde konuştu.

Üçüncü yıllarına girdiklerini belirten Tuğçe Çetin, işletmede zaman zaman zorluklarla karşılaşsalar da Lüleburgaz’a farklı tatlar kazandırmak için çalışmaya devam ettiklerini vurguladı. “Kâh zorlanıyoruz, kâh güzel şeyler çıkarıyoruz ama üçüncü yılımız olacak, buradayız. Farklı şeyler yapmayı amaçlıyoruz. Değişik şeyler katmaya çalışıyoruz Lüleburgaz’a” dedi.

İKTİSAT MEZUNU MUTFAĞA GİRDİ

Uludağ Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu olan Çetin, 26 yaşında hayatında önemli bir değişiklik yaparak Mutfak Sanatları Akademisi’nde aşçılık eğitimi almaya karar verdiğini söyledi. “Ben Uludağ Üniversitesi İktisat mezunuyum. 26 yaşında ‘Yapamayacağım galiba’ deyip Mutfak Sanatları Akademisi’ne başladım. Orada aşçılık eğitimi aldım” ifadelerini kullandı. Eğitiminin ardından Beymen Morin’de uzun süre çalışan Çetin, daha sonra Fenerbahçe’deki Romantika Restaurant’ta görev aldığını ve burada pastane ile soğuk bölümünde deneyim kazandığını aktardı.

Çetin, çalıştığı işletmenin devredilmesinin ardından işsiz kaldığını belirterek, İstanbul’daki evini yaklaşık 6-7 ay kapatmadığını ve bu süreçte Lüleburgaz ile İstanbul arasında gidip geldiğini anlattı.

“Lüleburgaz’a geliyorum, iş görüşmelerine gidiyorum. Kimisine gidiyorum, gitmiyorum. Bir şekilde olmadı” diyen Çetin, sonrasında yeniden Ot Kafe’de çalışmaya başladığını ifade etti. Burada Alp Çetin ile tanışmasının hayatının yönünü değiştirdiğini dile getiren Çetin, “Sonra da Alp’le tanıştık. Tanışınca da bizim diğer yerlerdeki hayaller iptal oldu Lüleburgaz’da ilişkiyi yürüttük, evlendik.” şeklinde konuştu.

İŞ YERİNDE “AŞKIM” YOK, “ŞEF” VAR

Eşiyle aynı mutfakta çalışmanın zaman zaman ilginç anlara da sahne olduğunu anlatan Tuğçe Çetin, evli olmalarına rağmen iş yerindeki disiplinin özel hayattan tamamen farklı olduğunu vurguladı.

Alp Çetin’in o dönemde kendi çalıştığı işletmede mutfak şefi olduğunu aktaran Çetin, “Biz evliyiz ama ben asla aşkım, cicim, canım demem. Asla öyle bir şey yok bizde iş yerinde. Her şey için izin istenir, şef denir” ifadelerini kullandı. Çiftin çalışma hayatındaki unutamadığı anılardan biri ise mutfakta yaşanan bir kaza sonrasında ortaya çıktı. Bir gün pizza dolabındaki buzların bacaklarına düştüğünü belirten Çetin, yaşadığı acının ve yoğunluğun etkisiyle sesini yükselttiğini anlattı.

Yaşanan tartışmanın ardından Alp Çetin’in kendisini işten kovduğunu ifade eden Tuğçe Çetin, o anları gülümseyerek anlattı. “O zamanlar Alp’le evliyiz. Alp beni işten kovdu o gün. ‘Sen mutfak disiplinini bozuyorsun.’ Patronlar ‘Dur’ diyor, yok diyor. ‘Tamam, ben gidiyorum’ diyorum. Beni işten kovdu.”

Eve gittiklerinde bir süre birbirleriyle konuşmadıklarını aktaran Çetin, tartışmanın nedenini daha sonra konuştuklarını söyledi. “Eve geldik, konuşmuyoruz, küsüz. Ondan sonra ‘Niye öyle yaptın?’ diyorum. ‘Hayır’ diyor, ‘Sen herkesin içinde bana sesini yükseltemezsin.’ ‘Ya tamam yükseltemem de, o an çıktı işte sinirli aklımdan.’ ‘Bir daha burada çalışmayacaksın.’ ‘Tamam, çalışmayacağım’ diyorum.” Tuğçe Çetin ertesi gün yeniden işe gittiğini belirtti.

15 YAŞINDAN BERİ MUTFAKLARDA

Alp Çetin’in mutfakla olan ilişkisi ise 20 yıla yaklaşan bir deneyime dayanıyor. Adnan Menderes Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü mezunu olan Çetin, 15 yaşından beri mutfaklarda çalıştığını belirtti. İstanbul’dan Lüleburgaz’a dönmeden önce Refika Birgül’ün yanında görev yaptığını ifade eden Çetin, daha önce Boğaz’daki Lacivert Restaurant’ta şeflik yaptığını söyledi.

“Yaklaşık 20 yıla yakındır mutfakların içindeyim. İstanbul’da Refika Birgül’ün yanında çalışıyordum en son Lüleburgaz’a dönmeden önce. Ondan öncesinde de Boğaz’da Lacivert Restaurant’ta çalışıyordum. Orada şeflik yapıyordum” şeklinde konuştu. İstanbul’un yoğun yaşamından uzaklaşmak amacıyla Lüleburgaz’a geldiğini aktaran Çetin, başlangıçta buraya geçici olarak geldiğini ve bir süre sonra İstanbul’a dönmeyi düşündüğünü anlattı.

“İstanbul’daki hayat hengâmesinden kaçıp Lüleburgaz’a geldim. Biraz dinleneyim, burada çalışırım, sonra da giderim diye düşünüyordum. İstanbul’a geri dönerim diye düşünüyordum” dedi. Bu düşünceyle Ot Kafe’de çalışmaya başladığını belirten Çetin, aşçılık mesleğinde kullanılan “el soğuması” ifadesine de dikkat çekti.

“Çalışırım, boş durmayayım. Bizde aşçıların şeyi vardır, ‘el soğuması’ derler. Bıçaktan kaybolmayayım diye biraz da orada vakit geçireyim dedim. Sonra orada Tuğçe ile tanıştım.”

Sonrasında hayatının planladığı şekilde ilerlemediğini belirten Çetin, “Sonra sevgili olduk. Sonra evlendik. Sonra çocuğumuz oldu. Ben hiçbir yere gidemedim. En son da yer açtık kendimize. Şimdi ben hiç gidemiyorum. Hiç gidemiyorum, tatile bile gidemiyorum artık yani” ifadelerini kullandı.

PATRON OLMAK, ŞEFLİKTEN DAHA ZOR

Kendi işletmesini açmanın yıllarca hayalini kuran çift, restoran sahibi olduktan sonra işin görünenden çok daha farklı olduğunu deneyimledi. Alp Çetin, restoranın gündüz saatlerinde hazırlıklarla başladığını, akşam saatlerinde ise mutfağın yoğunluğunun arttığını belirtti.

İşletme sahibi olmanın kendilerine daha az çalışma imkânı sağlamadığını, tam tersine çalışma yüklerinin arttığını ifade eden Çetin, “Yer açtık, yer sahibi olduk. Artık patronuz gibi bir şey değil. Bizzat daha fazla çalışıyoruz hatta. Sigortalı çalıştığım dönemlerden daha çok çalışıyorum. Gerçekten daha çok çalışıyoruz” dedi.

Kendi işletmesinde daha fazla stres taşıdığını ve daha fazla yorulduğunu belirten Çetin, eski patronunun yıllar önce kendisine söylediği sözlerin anlamını ancak işletme sahibi olduktan sonra anladığını aktardı.

“Eski patronumuz bize, ‘Bu tarafa geçmediğiniz zaman, geçirene kadar burada neler döndüğünü anlamayacaksınız. Sizin bulunduğunuz yerde evet çok yoğunsunuz. Evet, işte sıcakta, stres altında çalışmak çok zor. Ama burası çok daha zor. Siz kolay zannediyorsunuz’ diyordu.

Bu sözlerin gerçekten doğru olduğunu zaman içerisinde gördüklerini ifade eden Çetin, “Hakikaten de öyleymiş. Bir yeri yönetmekle yani şef olmakla iş yeri sahibi olmak çok farklıymış” dedi.

Eski patronunun kendisine yaptığı “mekân sahibi ol” temennisini de gülümseyerek hatırlatan Çetin, “Bana kendisinin bir bedduası var eski patronun. ‘İnşallah mekân sahibi olursun’ dedi. ‘İnşallah patron olursun’ dedi. Çok kalbinden söyledi herhalde. Artık dua mı beddua mı bilmiyorum, tuttu” ifadelerini kullandı. Eski patronunun “Olsun da gör” dediğini aktaran Çetin, restoranı açtıktan birkaç ay sonra kendisini aradıklarını belirtti. “Sonrasında biz burayı açtık, birkaç ay olmuştu. Ona telefon açtık. Dalga geçmişti. ‘Ne dediysen haklısın. Biz sana laf ettiysek affola, helal et’ diye” şeklinde konuştu.

“MASTERŞEFLERDE GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ DEĞİL”

Aşçılık mesleğinin televizyon programlarında gösterilen yoğunluğun ötesinde sorumluluklar taşıdığını belirten Çetin, “Gerçekten ağır şartları var aşçılık mesleğinin. Öyle MasterChef’lerde görüldüğü gibi değil. Zaten orada bile gösteriyorlar. Televizyonlarda bile baskı altında” dedi.

Aden Restaurant’ın mutfağının daha küçük bir operasyon olmasına rağmen bazı günlerde büyük grupları ağırladığını aktaran Çetin, özel organizasyonların mutfaktaki yoğunluğu artırdığını söyledi.

“Bizim mutfağımız daha küçük bir operasyon ama bazı günler çok büyük operasyonlara ev sahipliği yapıyoruz burada restoranda. Kalabalık grupları ağırlıyoruz, özel organizasyonlar alıyoruz.”

Böyle zamanlarda mutfaktaki sorumluluğun daha da arttığını ifade eden Çetin, “Orada herkes aç. Herkes yemeğini bekliyor. İçerisi sıcak ve stresli bir ortam. Yetişmek zorunda. Aç kişileri doyurmak zorundayız ve çok lezzetli yapmalıyız. Her şeye çok dikkat etmeliyiz” diye konuştu.

Ancak bütün bu yoğunluğun sonunda müşterilerden gelen olumlu geri dönüşlerin yorgunluğu unutturduğunu belirten Çetin, “Sonrasında masaları gezip insanların yüzüne bakıp ‘Nasıldı, beğendiniz mi?’ dediğimizde aldığımız olumlu yorumlar işte o bütün yorgunluğu, stresi atıyor” ifadelerini kullandı.

MÜŞTERİLERLE BİREBİR İLETİŞİM

Aden Restaurant’ta müşteri memnuniyetine büyük önem verdiklerini aktaran Alp Çetin, kendilerinin bizzat mutfakta çalışmasının müşterilerle doğrudan iletişim kurmalarını da sağladığını söyledi. “Bunu duymak çok güzel. Geri dönüşleri güzel şekilde almak. Olumlu ya da olumsuz” diyen Çetin, müşteri yorumlarının işletmenin gelişmesi açısından önemli olduğunu vurguladı.

Hem işletme sahibi hem de şef olarak masaları tek tek dolaştıklarını ifade eden Çetin, “Kendimiz birebir masalara çıkıyoruz, kendimiz yemek yaptığımız için. Hem işletme sahibi olup hem şef olup masaları tek tek geziyoruz. ‘Memnun kaldınız mı? Kötü bir eleştiriniz var mı?’ Yerinde çözmeyi seviyoruz. Herkesin, A’dan Z’ye herkesin fikri bizim için önemli.” şeklinde konuştu.

BİR YEMEKTEN FAZLASI: KABAK ÇİÇEĞİ DOLMASI

Röportaj sırasında kabak çiçeği dolması hazırlayan Tuğçe Çetin, yemeğin Aden Restaurant için neden özel olduğunu anlattı. Restoranı açtıkları yıldan bu yana kabak çiçeği dolmasını özellikle hazırladıklarını belirten Çetin, kendisinin ve eşinin gittikleri restoranlarda bu yemeği mutlaka sipariş ettiğini aktardı. “Biz açtığımız yıldan beri yapıyoruz. Özellikle yapıyoruz. Biz eşimle bunu gezdiğimiz yerlerde mutlaka sipariş ederiz. Gittiğimiz restoranlarda” dedi.

Ancak Aden Restaurant’ın kabak çiçeği dolmasının en önemli özelliği, kullanılan ürünlerin ailelerinin köy evinden gelmesi. Çetin, “Kabak çiçekleri bu arada kendi bahçemizden. Babamın, ailemin bir köy evi var. Orada ektiğimiz kabaklardan elde ediliyor” ifadelerini kullandı.

Yıllar önce eşiyle birlikte köy evindeyken kabak çiçeklerini fark ettiklerini ve bunun üzerine bir tarif hazırladıklarını anlatan Çetin, o gün yapılan yemeğin ölçülerini dahi not ettiklerini söyledi.

“Bir gün işte yıllar önce biz eşimle oradayken, ‘Aa, bu çiçekler o çiçekler mi?’ falan filan derken hemen eşim bir tarif hazırladı. Hemen orada yaptık ve orada yaptığımız gramıyla beraber her şeyi böyle not ettik.” Bu tarifin gelecekte açacakları restoranın menüsünde yer almasını o günlerden planladıklarını belirten Çetin, “Dedik ki ‘Bir gün restoranımız olursa bunu orada yaparız’ diye” şeklinde konuştu.

Restoranı açma kararı aldıklarında ise kabak çiçeğinin sezonunu takip etmeye başladıklarını belirten Çetin, “Ve burayı açmaya karar verdiğimizde ilk şeyimiz, ‘Baba o tarih yaklaştı mı? Ne zaman çiçekler çıkar? Ne kadar toplayabiliriz?’ diye” ifadelerini kullandı.

Kabak çiçeklerini yalnızca kendi bahçelerinden değil, köydeki komşuların bahçelerinden de imece usulüyle topladıklarını aktaran Çetin, ürünün oldukça hassas olduğunu belirtti. “Şimdi imece usulü köydeki bütün neredeyse komşular da varsa mutlaka gidiyoruz, oradan topluyoruz.”

Kabak çiçeğinin gün doğumuyla birlikte açıldığını ve günün ilerleyen saatlerinde kapandığını belirten Çetin, bu nedenle ürünün toplanması için doğru zamanlamanın önemli olduğunu söyledi. “Çok narin bir bitki. Gün doğumunda, hani ‘kabak çiçeği gibi açıldın’ derler ya, gün doğumunda ağızları açılıyor ama akşama doğru hiçbir şekilde ağızları açılmayacak şekle geliyor. ‘’

Hazırlanmasının uzun, pişirilmesinin kısa, yenmesinin ise birkaç dakikada tamamlanmasının yemeğin en ilginç özelliklerinden biri olduğunu belirten Çetin, “Biz şey diyoruz; yapması 2 saat, pişirmesi 10 dakika, yemesi bir lokma. O yüzden çok meşakkatli ama çok lezzetli bir şey” ifadelerini kullandı.

TABELADAKİ ÇİÇEK DE HİKÂYENİN PARÇASI

Aden Restaurant’ın tabelasında yer alan çiçek de çiftin hikâyesinde önemli bir ayrıntı olarak öne çıkıyor. Tabeladaki çiçeğin kabak çiçeği olduğunu belirten Tuğçe Çetin, bunun özellikle tercih edildiğini ifade etti.  Restoranın doğayla iç içe yapısını da yansıtmak istediklerini aktaran Çetin, tabeladaki çiçeğin hem restoranın mutfağındaki özel ürünü hem de mekânın doğayla olan bağını temsil ettiğini söyledi.

Restoranın ismi ise çiftin hayatındaki en özel isimlerden biri olan kızları Aden’den geliyor. Tuğçe Çetin, restoranı açtıkları sırada kızları Aden’in henüz bir yaşında bile olmadığını belirterek, mekânın ismini kızlarının adından seçtiklerini ifade etti. “Aden de kızımızın ismi. Aden daha bir yaşında da yoktu biz burayı açtığımızda. Ve onu bir hatıra gibi olsun istedik.”

Restoranın ileride başka bir yere taşınması ya da başka bir isimle devam etmesi ihtimalini de değerlendiren Çetin, mevcut işletmenin kızlarına bir anı olarak kalmasını istediklerini söyledi.

Üç yıl önce kurdukları hayalin bugün gerçeğe dönüştüğünü belirten Çetin çifti, bir yandan restoranın mutfağında yemek hazırlarken diğer yandan işletmenin tüm sorumluluğunu omuzlarında taşıyor.

Onların hikâyesinde restoran sahibi olmak; yalnızca bir işletmenin başında durmak anlamına gelmiyor. Sabah başlayan hazırlıklar, akşam saatlerinde artan yoğunluk, sıcak mutfak, yetişmesi gereken siparişler, özel organizasyonlar, müşteri memnuniyeti ve her gün yeniden verilen mücadele Aden’in mutfağında hayatın bir parçası haline geliyor. Ancak bütün bu yoğunluğun içerisinde onları ayakta tutan şey, yıllar önce birlikte kurdukları hayalin bugün gerçeğe dönüşmüş olması.

bottom of page