top of page

“Lüleburgaz sanıldığı kadar güvenli değil”

Tamer Ermut’tan hayati uyarılar!

Jeoloji Mühendisi Tamer Ermut, Lüleburgaz’ın sanıldığı kadar deprem konusunda güvenli olmadığını belirterek Trakya’daki fay hatları, Lüleburgaz fayı ve kentin kil ağırlıklı zemin yapısına dikkat çekti. Türkiye’nin ve özellikle Lüleburgaz’ın deprem gerçeğine dikkat çeken Ermut, yanlış yapılaşma ve zemin gerçeğinin yok sayılmasının depremi afete dönüştürdüğünü, yatay mimari ve bilimsel hazırlığın hayati önem taşıdığını ifade etti.

Lüleburgaz Belediye Meclis Üyesi, CHP Grup Başkanvekili ve aynı zamanda Jeoloji Mühendisi Tamer Ermut, son CHP Pazartesi toplantısında Lüleburgaz için de hayati uyarılarda bulundu.

6 Şubat depremine vurgu yaparak, depremde hayatını kaybeden vatandaşları anan Ermut, ‘Deprem afet değildir, afeti biz yaratıyoruz’ derken, Lüleburgaz’ın sanıldığı kadar güvenli bir bölgede olmadığını vurguladı.

Ermut, “Deprem doğaldır, kaçınılmazdır. Ancak yanlış yerleşim, hatalı yapılaşma ve zemin gerçeğini görmezden gelmek depremi afete dönüştürüyor” dedi.

Jeoloji Mühendisi Tamer Ermut, yaptığı kapsamlı değerlendirmede Türkiye’nin ve özellikle Lüleburgaz’ın deprem gerçeğine dikkat çekti. Depremin bir doğa olayı olduğunu vurgulayan Ermut, toplumda depremin “olağanüstü bir felaket” gibi algılanmasının yanlış olduğunu belirtti. “Gün içerisinde dünya genelinde binlerce deprem meydana geliyor. Biz bunların çok küçük bir kısmını hissediyoruz. Depremin hiç olmaması asıl tehlikedir ki gezegenimizin iç ısısı ve yörünge dengesi gibi birçok gerekçe, deprem olması gerekliliğini doğurmaktadır.” ifadelerini kullandı.

“ASIL UNSUR İNSAN ELİYLE YAPILAN HATALAR”

Depremleri yıkıcı hale getiren asıl unsurun insan eliyle yapılan hatalar olduğunun altını çizen Ermut, fay hatları üzerine kurulan sanayi tesisleri ve yoğun yerleşim alanlarını örnek gösterdi. 1999 Marmara Depremi’nin yalnızca yıkımla değil, sonrasında yaşanan sanayi yangınlarıyla da hafızalara kazındığını hatırlatan Ermut, “O dönem yaklaşık bir hafta on gün boyunca süren büyük bir yangınla mücadele edildi. Bu durum sadece bölgeyi değil, tüm ülkeyi etkileyen ciddi bir risk oluşturdu. Depremi afete dönüştüren şey tam olarak budur” dedi.

“TRAKYA’DAKİ FAYLAR YETERİNCE BİLİNMİYOR”

Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın Van Gölü kuzeyi, Muş Varto civarlarından başlayarak Marmara Denizi üzerinden Trakya’ya uzandığını belirten Ermut, bu hattın Trakya’da sanıldığından çok daha etkili olduğunu söyledi. Bu ana fayın üç önemli kolu olan ve geçmiş dönemlerde önemli yıkımlara sebep olan ancak günümüzde enerji birikiminin pasif olduğu, Çorlu Fayı, Lüleburgaz Fayı ve Babaeski Fayının da varlığına dikkat çeken Ermut; bu fayların kamuoyunda yeterince dillendirilmediği için çoğu kişi bölgede ciddi bir deprem riski olmadığını düşünüyor” diye konuştu.

Lüleburgaz Fayı’nın özellikle Taşköprü hattı üzerinden geçtiğini aktaran Ermut, Sokullu Camii’nden Taşköprü’ye uzanan güzergâhın jeolojik olarak farklı birimler içerdiğini ifade etti. “Eski sanayi tarafından karşıya geçtiğinizde aynı zemin üzerinde yürümüyor olabilirsiniz. Bu hat, geçmişte büyük ve yıkıcı depremler üretmiş bir yapının izlerini taşıyor” dedi.

Kırklareli’nin genel olarak deprem açısından güvenli bir bölge olduğu yönündeki söylemlerin de Lüleburgaz için geçerli olmadığını belirten Ermut, deprem bölgeleri sınıflandırılması ile ilgili haritalarda, 4’ncü derece deprem bölgesi alanında kalan Lüleburgaz’ın zemin koşullarının maalesef bu denli iyimser olmadığını, “Kırklareli Merkez İlçe, Pınarhisar, Kofçaz ve Vize ilçelerimizin kuzeyinde kalan zemin koşullarının daha avantajlı olduğunu ve bu durumun tamamen Kırklareli genelinde değerlendirilmesinin büyük bir hata olacağını vurguladı.

ZEMİN GERÇEĞİ: KİL TABAKASI VE SU SORUNU

Lüleburgaz’ın en büyük sorunlarından birinin zemin yapısı olduğuna dikkat çeken Ermut, halk arasında sıkça kullanılan “Lüleburgaz’ın altı dere” ifadesinin bilimsel bir karşılığı olmadığını söyledi. “Yaklaşık 1,5–2 metre derinlikten başlayan ve 30–40 metre kalınlığa ulaşan bir kil tabakası söz konusu. Yağış suları bu tabakayı geçemiyor. Topografik olarak da çanak şeklinde bir yapıdayız. Bu nedenle su yüzeyde birikiyor” dedi. Özellikle çarşı merkezinin, bu çanağın en düşük noktalarından biri olduğunu vurgulayan Ermut, inşaat süreçlerinde bu durumun ciddi sorunlar yarattığını ifade etti. “Zemin sıkıntısı, deprem sırasında yapıların daha fazla hareket etmesine neden olur. Bu da yıkım riskini artırır” şeklinde konuştu.

YATAY MİMARİ VURGUSU: “DİKEY YAPI HER ZAMAN RİSKLİDİR”

Lüleburgaz’ın avantajlı olduğu noktaların da bulunduğunu belirten Ermut, son yıllarda uygulanan 4 katlı imar planlarının önemli bir adım olduğunu söyledi. “Bu bir hazırlıktır. Risk tamamen ortadan kalkmaz ama minimize edilir. Dikey yapılaşma, zemin ne kadar sağlam olursa olsun her zaman daha büyük risk taşır. Fizik kurallarına uygun, sağlıklı statik hesapların yapıldığı yatay mimari tercih edilmelidir” şeklinde konuştu.

Türkiye’de depremlerin kırılma derinliklerinin sığ olmasının da yıkıcılığı artıran bir etken olduğunu dile getiren Ermut, bu durumun ülke genelinde ekstra bir dezavantaj yarattığını söyledi.

“LÜLEBURGAZ ODAKLI DEPREM SEMPOZYUMU GELİYOR”

Toplumsal farkındalığın artırılması için Jeoloji Mühendisleri Odası ile görüşmeler yaptıklarını açıklayan Ermut, Lüleburgaz merkezli bir deprem sempozyumu düzenlemeyi planladıklarını duyurdu. “Depremi konuşmaktan korkmamalıyız. Bilimsel veriler ışığında bu konuyu masaya yatırmak zorundayız” dedi.

Ermut, açıklamasını çarpıcı bir uyarıyla tamamladı: “Belki iki dakika sonra, belki 15-20 yıllık bir zaman diliminde, merkezine çok yakın olacağımız bölgemizde beklenen bir deprem var. Soru şu: Biz buna ne kadar hazırız?”

bottom of page