KÜRESEL RÜZGAR ENERJİSİNDE SON DURUM
- Vicdan ALADAĞ

- 11 Ağu
- 3 dakikada okunur
Küresel rüzgâr enerjisinde kurulumlar %40 arttı
Küresel Rüzgâr Enerjisi Konseyi’nin 2026 raporu, rüzgâr enerjisinin enerji krizine karşı en hızlı büyüyen çözüm olduğunu ortaya koydu. Ancak büyüme hâlâ iklim hedefleri için yeterli değil.

Küresel Rüzgâr Enerjisi Konseyi (GWEC) tarafından yayımlanan 2026 Küresel Rüzgâr Enerjisi Raporu, sektörün tarihi bir büyüme kaydettiğini ortaya koydu. Buna göre, 2025 yılında dünya genelinde 165 GW(GW=Gigawatt=1 GW=1 milyar watt) yeni rüzgâr enerjisi kapasitesi devreye alındı. Bu rakam, bir önceki yıla kıyasla %40’lık artış anlamına gelerek tüm zamanların en yüksek seviyesine işaret etti.
Küresel kurulu rüzgâr enerjisi kapasitesi ise 2025 sonu itibarıyla 1.299 GW’a ulaştı. Halihazırda 138 ülke elektrik üretiminde rüzgâr enerjisinden yararlanıyor.
Enerji krizine karşı rüzgâr çözümü
Raporda, petrol ve doğal gaz piyasalarında yaşanan arz şokları ve fiyat artışlarının rüzgâr enerjisine olan talebi hızlandırdığı vurgulandı. Rüzgâr enerjisinin hızlı ölçeklenebilmesi, yerli ve düşük maliyetli bir kaynak olması nedeniyle enerji güvenliğinde kritik rol oynadığı ifade edildi.
Rüzgâr enerjisi sektörü, arz şoklarının ekonomileri sarstığı bir dönemde hızla büyüyebileceğini kanıtladı.
Büyümenin merkezi Asya
2025’te küresel büyümenin ağırlık merkezi Asya-Pasifik oldu. Bölge, 131 GW yeni kapasiteyle toplam kurulumların yaklaşık % 80’ini gerçekleştirdi.
Özellikle Çin ve Hindistan öne çıkarken, Çin tek başına 120,5 GW yeni kapasite kurarak küresel liderliğini pekiştirdi. Hindistan ise, kurulumlarını neredeyse iki katına çıkararak 6,3 GW ile rekor kırdı.
Avrupa ve ABD’de güçlü performans, Türkiye ilk 10’da
Avrupa’da toplam rüzgâr enerjisi kapasitesi 300 GW eşiğini aşarken, 2025’te 19,1 GW yeni kurulum gerçekleştirildi. Bu artışta Almanya ve Türkiye’deki güçlü büyüme etkili oldu. Ancak bu seviyenin, Avrupa Birliği’nin 2030 hedefleri için hâlâ yetersiz olduğu vurgulandı.
ABD’de ise karasal rüzgâr kurulumları yaklaşık 7 GW seviyesine ulaşarak sektörde toparlanma sinyali verdi.
2025 yılında 2,1 GW yeni kapasite kuran Türkiye, küresel ölçekte en fazla rüzgâr yatırımı yapan ülkeler arasında yer aldı. Bu performans, Türkiye’nin Avrupa’daki büyümenin önemli bileşenlerinden biri olduğunu gösterdi.
Deniz üstü rüzgâr 100 GW’a yaklaşıyor
Deniz üstü (offshore) rüzgâr enerjisinde de büyüme sürüyor.2025 yılında 9,2 GW yeni offshore kapasite devreye alınırken, toplam kapasite 92,3 GW’a ulaşarak 100 GW eşiğine yaklaştı.
Çin: 6,6 GWAvrupa: yaklaşık 2 GWBirleşik Krallık: 1 GW üzeri
Ancak ihale hacimlerindeki düşüş, özellikle Avrupa ve ABD’deki piyasa belirsizliklerine işaret ediyor.
Küresel büyüme dengesiz
Rüzgâr enerjisi büyümesini sürdürse de rapor, küresel dağılımın dengesiz olduğuna dikkat çekiyor. Yeni kapasitenin büyük bölümü sınırlı sayıda ülkede yoğunlaşıyor.
En büyük beş pazar:
§ Çin, ABD, Hindistan, Almanya, Brezilya
Bu ülkeler 2025’teki yeni kurulumların % 86’sını, toplam küresel kapasitenin ise yaklaşık % 75’ini oluşturuyor.
2025 yılında:
§ 57 ülkede 28.395 rüzgâr türbini kuruldu.
§ 14 ülke 1 GW’ın üzerinde yeni kapasite devreye aldı.
Buna rağmen sektörün önünde izin süreçlerindeki bürokrasi, şebeke altyapısındaki yetersizlikler ve finansman ve tedarik zinciri sorunları gibi önemli engeller bulunuyor
Bu engellerin kaldırılması halinde büyük bir proje havuzunun hızla devreye alınabilecektir.
2030 hedefi: 2 TW (TW=terewatt=1 trilyon watt)
Yapılan değerlendirmelere göre 2026-2030 döneminde toplam 969 GW yeni kapasitenin devreye alınması bekleniyor. Bu da yıllık ortalama 194 GW kurulum anlamına geliyor.
Projeksiyonlara göre:
§ Küresel rüzgâr kapasitesi 2029’a kadar 2 TW seviyesini aşacak
§ 2026’da büyümenin % 63’ü Çin’den gelirken
§ 2030’a doğru büyümenin yarısından fazlası Çin dışındaki pazarlardan gelecek
Rüzgâr enerjisi sektörü, enerji krizine karşı en hızlı büyüyen ve ölçeklenebilen çözüm olarak öne çıkıyor. Ancak mevcut büyüme temposu, küresel yenilenebilir enerji hedeflerini yakalamak için yeterli değil. Politika yapıcıların izin süreçlerini hızlandırması, şebeke yatırımlarını artırması ve finansmanı kolaylaştırması, sektörün potansiyelini tam anlamıyla ortaya çıkarması açısından kritik önem taşıyor.


