top of page

KRİTİK MİNERALLERDE TÜRKİYENEREDE DURUYOR ? (1)


 

Kritik minerallerde yeni jeopolitik: Türkiye nerede duruyor?

Enerji dönüşümünün merkezine yerleşen kritik mineraller, küresel güç dengelerini yeniden şekillendirirken Türkiye’nin bu alandaki mevcut kapasitesi ve stratejik tercihleri tartışma konusu oluyor,

 


Enerji dönüşümünün hız kazandığı, jeopolitik dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde kritik mineraller, küresel ekonominin ve sanayinin en stratejik başlıklarından biri haline geldi. Temiz enerji teknolojilerinden dijital altyapılara kadar geniş bir yelpazede vazgeçilmez olan bu kaynaklar, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasi güç dengelerini de belirleyen unsurlar arasında yer alıyor.

Türkiye ise bu yeni dönemde hem önemli fırsatlar hem de ciddi yapısal zorluklarla karşı karşıya. Kritik ve stratejik madenlerin tanımlanmasından arz güvenliğine, değer zincirinde yukarı çıkma ihtiyacından çevresel sürdürülebilirlik dengesine kadar pek çok başlık, politika yapıcılar ve sektör için belirleyici önem taşıyor.

Küresel ölçekte kritik minerallere yönelik artan talebin arkasındaki temel dinamikler nelerdir? Enerji dönüşümü bu talebi nasıl şekillendiriyor?

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken, küresel gelişmelerin karşımıza çıkardığı net bir tablo bulunmakta. Buna göre; önümüzdeki dönemde, madenler, dünyanın siyasi ve ekonomik dengelerini belirleyen güç unsurları arasında en ön sıralarda yer alacak. Bu gelişmenin ardındaki temel itici güç, hiç kuşkusuz iklim değişikliği olgusuna karşı küresel ölçekte başlayan enerji dönüşümü sürecidir. Yeşil enerjiye geçiş ve buna eşlik eden dijitalleşme süreçleri için vazgeçilmez olan kritik minerallere olan talepte büyük miktarlarda ve sürekli bir artış yaşanmakta. Uluslararası Enerji Ajansı’nın projeksiyonları da bu durumu teyit ediyor: Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşabilmek için temiz enerji teknolojilerinin ihtiyaç duyacağı mineral talebinin, önümüzdeki 15 yıl içinde dört katına çıkacağı öngörülmekte.

Diğer taraftan, dünyadaki kentsel nüfusun 2050 yılına kadar iki katından fazla artacağı ve kentlerdeki altyapıların inşası için büyük miktarlarda hammadde ihtiyacının ortaya çıkacağı tahmin edilmekte. Neticede, insanlığın önümüzdeki 30 yıl içinde yerin derinliklerinden çıkarmak zorunda kalacağı maden cevheri miktarı, geçtiğimiz 70 bin yıllık üretim toplamından daha fazla olacaktır.

Türkiye açısından “kritik” ve “stratejik” maden kavramları nasıl tanımlanıyor? Bu iki kategori arasındaki temel fark nedir ve hangi kriterlere göre belirleme yapılıyor?

Madenlerin, “kritik” ya da “stratejik” olarak değerlendirilmesi aslında tarihin her dönemi için geçerli bir olgudur. Ancak bu kavramların akademik ve kurumsal bir çerçeveye oturtulması süreci, büyük oranda İkinci Dünya Savaşı ile birlikte başlamıştır. Başlangıçta askeri ve savunma odaklı yaklaşımlarla sürdürülen bu çalışmalar, içinde bulunduğumuz yüzyılda yeni teknolojilerin yükselişi, düşük karbonlu ekonomilere geçiş, yenilenebilir enerji sistemleri ve dijitalleşme gibi unsurlarla birlikte daha farklı bir kulvara doğru evrilmiştir. Diğer taraftan, küresel güçler arasındaki maden kaynaklarını kontrol etme mücadelesi yoğunlaştıkça, pek çok ülke kendi “kritik mineral listelerini” oluşturma çabası içine girmiştir.

Madenler ya da genel olarak hammaddeler için kritiklik ve stratejiklik tanımları ülkelerin endüstriyel yapılarına, kaynak yeterliliklerine ve dış politika önceliklerine göre değişmektedir. Kimi ülke meseleye güvenlik ve sanayi odaklı bakmakta, kimi Avrupa Birliği örneğinde olduğu gibi hammadde stratejilerini Yeşil Mutabakat ve dijitalleşme hedefleri üzerine kurgulamakta. Japonya ve Güney Kore gibi kaynak fakiri ülkeler dışa bağımlılığın azaltılması ve sanayinin girdi güvenliği üzerine yoğunlaşmakta; buna karşılık Avustralya ve Kanada gibi kaynak zengini ülkeler ise listelerini, ticaret fırsatlarını değerlendirmek ve ‘güvenilir tedarikçi’ konumlarını korumak hedefleriyle hazırlamakta.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) tarafından hazırlanan “Türkiye Kritik ve Stratejik Madenler Raporu”nda kritik madenler “arz kesintisi veya yüksek fiyat artışı halinde ciddi ekonomik sorunların veya tedarik güvenlik zafiyetinin doğabileceği, sanayi üretiminin temel girdilerinden olan ve yüksek arz riski taşıyan madenler” şeklinde, stratejik madenler ise “ulusal güvenlik ve ekonomik refah için temel öneme sahip olan ve iç veya dış etkenler nedeniyle arzı kısıtlanabilir madenler” olarak tanımlanmakta. 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 8. Maddesinde yapılan düzenlemede de aynı tanımlar kullanılmakta.

Özetle mevcut düzenlemeler, kritik madenleri ‘arz riski ve ekonomik zafiyet’, stratejik madenleri ise ‘ulusal güvenlik ve refah’ temelinde ayrıştırmakta. Bu tanımlamalar, statik birer durum tespitinden öteye geçememektedir. Nitekim belgede; söz konusu tanımlamalar yapılıp bir maden listesi ortaya konulurken, bu listeyle sahip olduğumuz maden kaynaklarından azami katma değer sağlanması, yerli üretimin arttırılarak dışa bağımlılığın azaltılması ya da ileri teknoloji üretimi, dijitalleşme gibi amaç ve hedeflerle somut bir ilişki kurulamamaktadır.

Daha da önemlisi, günümüzdeki küresel maden jeopolitiğinin asıl itici güçleri olan ‘enerji dönüşümü’, ‘temiz enerjiye geçiş’ ya da ‘dekarbonizasyon’ gibi stratejik hedeflerin raporda yer bulmamış olmasıdır. Bu durum, hazırlanan listenin geleceğin teknolojik ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade, ülkenin mevcut “enerji yoğun” kalkınma modelini korumaya yönelik olduğu izlenimini vermektedir. Bu haliyle, rapor, mevcut durumu tanımlayan bir yaklaşımla sınırlı kalmakta, ancak ülkeyi geleceğe taşıyacak teknolojik dönüşüm, yerlileşme, yeşil enerji benzeri hedeflerle mantıksal bağlantıları kurmakta yetersiz görünmektedir.

Rapor, arz güvenliği risklerini nasıl değerlendiriyor? Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltmak için hangi politika araçları öne çıkıyor?

Bu raporun hazırlık sürecine bakıldığında, konunun stratejik önemine kıyasla oldukça gecikmeli olarak tamamlanabildiğini görmekteyiz. Görev, aslında 2013 tarihli Onuncu Kalkınma Planı’yla ilk defa kayda geçirilmiş, ardından ETKB’nin 2014 tarihli Strateji Planı’nda “Kritik hammaddelerin aranmasını ve değerlendirilmesini teminen, öncelikle ülkemiz için kritik hammaddeler belirlenecektir,” denilerek somut bir hedef haline getirilmişti. Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün (şimdiki Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü) koordinasyonunda 2015 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülen listenin kamuoyuyla paylaşılması, ne yazık ki on yıllık bir gecikmeyle ancak 2025 yılında mümkün olabilmiştir.

ETKB tarafından yayımlanan ‘Türkiye Kritik ve Stratejik Madenler Raporu’nun, bu alandaki ilk derli toplu belge olması açısından kıymetli olsa da metodoloji, içerik ve kullanılan verilerin güvenilirliği açısından üzerinde durulması gereken eksiklikler barındırmaktadır. Raporun metodolojik altyapısının büyük ölçüde dışarıdan ithal edildiği, ayrıca minerallerin tespitinde matematiksel formülasyonlara ağırlık verilirken niteliksel değerlendirmelerin rapora dâhil edilmediği anlaşılmakta. Ancak, Japonya veya AB gibi farklı kaynak yapılarına sahip ülkelerin kullandığı yöntemler yerine, Türkiye’nin jeolojik potansiyelini ve sanayi önceliklerini merkeze alan bir değerlendirme sisteminin geliştirilmesi çok daha isabetli olurdu.

Raporda, 63 aday madenden 37’si için kritiklik puanı hesaplanmış, puanlamada tedarik, fiyat, talep ve dış ticaret verileri gibi parametreler kullanılmıştır. Bu değerlendirme sonucunda madenler üç kategoride sınıflandırılmış; 8’inin “Yüksek Öneme Sahip Kritik Madenler”, 19‘unun “Önemli Kritik Madenler” ve 10’unun “Potansiyel Kritik Madenler” kategorisinde olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, savunma sanayisinin ihtiyaçları doğrultusunda 26 madenden oluşan ayrı bir “stratejik madenler” listesi oluşturulmuştur. Rapor bu haliyle arz güvenliği risklerinin derinlemesine analizine veya dışa bağımlılığı azaltacak somut politika araçlarına dair kapsamlı bir perspektif sunmamaktadır. Bununla birlikte, raporda, Türkiye’nin bu alanda kapsamlı bir yol haritasına ve strateji belgesine ihtiyaç duyduğu tespiti yapılarak, “Kritik Madenler Strateji Belgesi” hazırlıklarına başlandığı duyurulmaktadır. Dolayısıyla, dışa bağımlılığı azaltacak politika araçları ve risk yönetim analizleri bu yeni hazırlanacak strateji belgesinde yer almalıdır.

(Devamı yarın)

Son Yazılar

Hepsini Gör
Sosyal medyaya sıkı takip!

“Valilikten asılsız paylaşımlara ilişkin açıklama” Kırklareli Valiliği, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullara yönelik silahlı saldırıların ardından sosyal medyada vatandaşları korku ve paniğe sevk

 
 
bottom of page