KESİNTİSİZ ENERJİ (1)
- Vicdan ALADAĞ

- 6 gün önce
- 5 dakikada okunur
Güneş, rüzgâr ve batarya birleşimi 7/24 kesintisiz ve daha ucuz elektrik sağlıyor
Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA) yayımladığı yeni rapor, güneş ve rüzgâr enerjisinin batarya depolama ile entegre edildiği hibrit sistemlerin artık hem güvenilir hem de maliyet açısından fosil yakıtları geride bıraktığını ortaya koydu.

“7/24 Yenilenebilir Enerji: Kesintisiz Güneş ve Rüzgâr Enerjisinin Ekonomisi” başlıklı çalışmaya göre, uygun kaynak bölgelerinde bu sistemler günün her saatinde kesintisiz elektrik sağlayabiliyor.
Fosil yakıtlardan daha düşük maliyet
Rapora göre, güneş enerjisi artı depolama sistemlerinde seviyelendirilmiş elektrik maliyetleri (LCOE), yüksek kaliteli bölgelerde MWh(MW=Megawatt=1MW=1 milyon watt) başına 54-82 dolar aralığına kadar geriledi. Bu rakam, Çin’de yeni kömür santralleri için 70-85 dolar, küresel ölçekte yeni doğal gaz santralleri için ise 100 doların üzerinde seyrediyor.
BM Genel Sekreteri , raporla ilgili değerlendirmesinde son yıllardaki enerji krizinin fosil yakıtlara bağımlılığın gerçek maliyetini ortaya koyduğunu belirterek, yenilenebilir enerjinin artık “en uygun fiyatlı, güvenilir ve güvenli seçenek” haline geldiğini vurguladı.
IRENA Genel Direktörü ise yenilenebilir enerjinin güvenilir olmadığı yönündeki argümanın geçerliliğini yitirdiğini belirterek, “Bugün yenilenebilir enerji günün her saati elektrik sağlayabiliyor.” dedi. Özellikle jeopolitik risklerin yoğunlaştığı enerji piyasalarında yenilenebilir sistemlerin stratejik bir avantaj sunduğunu ifade edildi.
Batarya maliyetlerindeki sert düşüş dönüşümü hızlandırdı
IRENA analizine göre, 2010’dan bu yana maliyetlerde dramatik düşüşler yaşandı:
Güneş enerjisinde % 87Karasal rüzgârda % 55Batarya depolamada % 93
Bu gerileme, hibrit sistemlerin ekonomik olarak uygulanabilirliğini hızla arttırdı. Aynı dönemde proje geliştirme süreleri de kısalarak izin ve şebeke bağlantısı sonrası 1-2 yıl içinde tamamlanabilir hale geldi.
7/24 enerji, yeni talep merkezlerini hedefliyor
Raporda, sürekli yenilenebilir enerji sistemlerinin yalnızca maliyet avantajı değil, aynı zamanda kullanım esnekliği sunduğu da vurgulandı. Bu sistemler:
§ Şebeke kapasitesinin daha verimli kullanılmasını sağlıyor
§ Elektrik üretimini yüksek fiyatlı saatlere kaydırabiliyor
§ Fiyat dalgalanmalarına karşı koruma sunuyor
Bu özellikler, özellikle yapay zekâ ve veri merkezleri gibi kesintisiz enerjiye ihtiyaç duyan sektörler için kritik önem taşıyor.
Maliyetler düşmeye devam edecek
IRENA, maliyetlerdeki düşüş trendinin önümüzdeki dönemde de süreceğini öngörüyor. Buna göre, 2030’a kadar yaklaşık % 30, 2035’e kadar yaklaşık % 40 ek düşüş bekleniyor.
Bu eğilim, en iyi performans gösteren projelerde maliyetlerin 2035 itibarıyla MWh başına 50 doların altına inmesini mümkün kılabilir.
Not: Devamı var
KESİNTİSİZ ENERJİ(2)
Kesintisiz Enerji için :Daha fazla güneş, rüzgâr ve batarya
İran’dan Türkiye’ye gaz akışında yaşanabilecek kesintilerin, mevcut koşullar altında sınırlı bir etki yaratması bekleniyor. Ember (Ember=Temiz enerji geçişini veri ve politika analizleri ile hızlandırmayı amaçlayan bağımsız bir enerji düşünce kuruluşu) Türkiye Enerji Analistlerine göre hem enerji güvenliği hem de artan kuraklık riski nedeniyle hidroelektriğin güneş ve rüzgâr santralleriyle ikame edilmesi ve bataryalarla desteklenmesi gerekiyor.
Türkiye, İran’dan gaz kesintisine yabancı değil
Bu konuda bir panik havası yaşandı fakat aslında Türkiye, İran’ın kesintilerine yabancı değil ve bu olasılığa hazırlıklı.Hatırlanacağı üzere Ocak 2022’de çok soğuk bir kış geçirildi. Aynı zamanda İran, doğal gaz iletim sisteminde oluşan arızayı öne sürerek Türkiye’ye gaz akışını kesmişti. Maalesef o dönemde Türkiye, yaklaşık 10 gün süreyle, sanayiye ve elektrik üretim santrallerine gaz akışını kadar kısıtlamak durumunda kalmıştı. Önlemlerin yeterli gelmemesi üzerine ise bazı bölgelerde sanayi tüketicilerinin elektrik arzında kesinti uygulanmıştı. Ancak o günden bugüne durum çok değişti; Türkiye artık benzer bir kesintiye çok daha hazırlıklı.
Yeraltı depolama tesisleri daha hazırlıklı. Geri basma kapasitesi, yani depodan sisteme verilebilen doğalgaz miktarları artırıldı. Enerji Bakanlığı son açıklamasında depolarımızın % 71 oranında dolu olduğunu belirtti. Ocak 2026 itibarıyla 4.2 milyar metreküplük depo kapasitemiz mevcut.
İran’dan ithal edilen gazın toplamdaki payı çok küçük
Tabii burada önemli olan, talebi anlık olarak karşılayabilmek. Türkiye’nin şu sıralardaki günlük tüketimi yaklaşık 200 milyon metreküp. En soğuk günleri gördüğümüz ve günlük doğal gaz tüketiminin 334 milyon m³ ile rekora ulaştığı ocak ayında, bunun sadece yaklaşık 10 milyon metreküpü İran’dan gelmiş. Ocak 2026’da İran’dan ithal edilen gazın toplam içerisindeki payı ise yüzde 1,7. Diğer yandan, depolama sahalarımızda günlük 100 milyon metreküpe kadar geri basma kapasitemiz olduğu düşünüldüğünde, bu telafi edilmesi kolay bir miktar gibi gözüküyor. Şu an aktif olan Sakarya gaz sahasındaki üretim kapasitesi de günlük sekiz milyon metreküpe ulaşmış durumda; yani İran’dan ithal edilen gaz ile eşdeğer bir miktara yaklaşmış durumda.
Tüm bu nedenlerle, İran kaynaklı bir gaz krizi yaşanacağı düşünülmemektedir. Zaten baharın gelmesi ve havaların ısınmasıyla birlikte meskenlerde gaz tüketimi de düşmektedir. Aynı sebepten karların erimesi de hidroelektrik üretimini artıracaktır. Mart-Mayıs dönemi, hidroelektrik üretiminin en yüksek seviyeye çıktığı dönemler. Bu anlamda da epey şanslıyız. Özetle denilebilir ki İran’ın bu gaz kesintisi, bizi çok da etkilemeyecek.
Fosil yakıt fiyatları, temiz enerji dönüşümüne ivme kazandırabilir
Savaşın Türkiye’de temiz enerji dönüşümünü artırıcı etkisi olacaktır. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi, Avrupa’nın fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecini hızlandırdı. 2027 sonunda Rusya’dan gaz alımını tamamen kapatacaklar ve şu an devam eden kriz anında bile bu kararlarından vazgeçmeyerek uygulamayı 18 Mart 2026 itibariyle başlattılar . Ülkemizde de benzer şekilde temiz enerji dönüşümünde ivme kazanılacağı düşünülmektedir.Türkiye her ne kadar savaşın etkilerini henüz çok hissetmese de uzun vadede petrol ve gaz fiyatlarındaki artışın etkilerinden kaçamayacaktır. Türkiye fosil yakıtlarda çok yüksek oranda dışarıya bağımlı. Enerji alım kontratları da genelde 9-12 ay gibi dönemlerde oluşan ortalama fiyatlara dayanır. Dolayısıyla bu etkiler uzun vadede mutlaka hissedilecek.
Kuraklık riskine karşı güneş ve rüzgâr ön plana çıkıyor
Diğer yandan, Türkiye’nin başında kuraklık diye bir sorun var. Yağışlı bir 2026’ya başladığımız için şu an hidroelektrik üretimimiz yüksek seyrediyor. Şubat ayında neredeyse tek başına % 30’a ulaştı. Bu, bize önemli bir esneklik sağlıyor. Barajlı santrallerimiz depolama imkânı sunduğu için elektrik fiyatlarını yönetmek, fosil fiyatlarındaki ani dalgalanmalardan veya kesintilerden kaçmak mümkün olabiliyor.
Ancak önümüzdeki 5-10 veya 20 yılı düşündüğümüzde, küresel çapta olduğu gibi, Türkiye’de de kuraklık sorunu olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekiyor, Bu noktada da güneş ve rüzgâr santralleri ön plana çıkıyor.Güneş ve rüzgâr santrallerini ne kadar artırıp yaygınlaştırırsak, hidroelektrik santrallerinde tuttuğumuz suyu da o ölçüde ihtiyaç duyduğumuz dönemlere kaydırabiliriz.
Son olarak batarya teknolojileri de artık ucuzladı. Şu anda Türkiye’de 30 GW’nin( GW=Gigawatt/ 1 GW=1 Milyar watt) üzerinde ciddi bir proje stoğu var ve yavaş yavaş devreye girmeye başladı. Bu yıl içinde de yaklaşık 2 GW kapasitenin devreye girmesi bekleniyor. Bunlar da çok büyük esneklik sağlayacaktır.
Fosil yakıtlar, fiyat belirleme gücünü kaybedecek
Yapılan projeksiyonlarda, Türkiye 2035 hedeflerine ulaştığında, elektrik üretiminde fosil yakıtların payının %20’nin altına düşebileceği görülmektedir.
Bu noktaya gelindiğinde fosil yakıtlar, sadece mevsim geçişlerinde, yani sistemi dengelemek ya da yüksek talep dönemlerindeki yükleri karşılamak üzere kullanılır hale gelecektir. Sistemde kalsalar bile fiyat belirleme güçlerini büyük ölçüde yitireceklerdir.Aslında bugün de buna benzer bir senaryo yaşıyoruz. Tüm dünyada kriz varken, fiyatlar yukarı çıkmışken, rüzgâr, güneş ve özellikle hidroelektrik üretimimiz sayesinde doğal gaz yakıtlı santrallerin yeterli kâr marjlarına ulaşamayarak çalışmadığını görüyoruz. Sadece yüksek talebin oluştuğu dönemlerde artan yükleri karşılamak için devreye giriyorlar.
Nükleer, elektrik fiyatlarını düşürmeyecek
Türkiye, nükleer enerjiden elde edeceği elektriğe alım garantisi verdi. Aslında durum, yabancı bir ülkeden elektrik almaktan farksız. İlk iki reaktörde üretilecek elektriğin % 70’ini, diğer iki reaktörün ise % 30’unu almayı taahhüt ettik. Ancak Türkiye’nin yaptığı anlaşmadaki fiyat, şu an serbest piyasada gördüğümüz elektrik toptan satış fiyatlarından çok daha yüksek.
Şu anda kamuoyunda, nükleerin elektrik fiyatlarını aşağı çekeceğine dair bir beklenti var. Fakat aslında durum bunun tam tersi, buna dikkat etmek lazım. Arz güvenliği gibi konular enerji politikalarını ilgilendiren kararlardır; ancak fiyat konusunu iyi değerlendirmek gerekiyor.
İspanya’daki kesintinin sorumlusu yenilenebilir enerji değildi
Geçen yıl İspanya ve Portekiz’de yaşanan elektrik kesintilerinin ilk anlarında geniş bir çoğunluk yenilenebilir enerjiyi suçladı. Bu anlatı yaygınlaştı. Oysa yeni yayınlanan nihai raporu hazırlayan araştırma komisyonu, kesintinin temel nedenlerine dair hazırladıkları kök neden tablosunda yenilenebilir enerjideki düşüşlerin etkisini ancak yedinci sırada gösteriyor. Yani daha önemli altı sebep sayılmış. Kesintinin nedenlerine baktığımızda ise frekans kontrolü mevzuatının yetersizliğinin öne çıktığını görülmektedir.
Enerji verimliliği önceliklendirilmeli
Çok büyük oranda fosil yakıtlara bağımlı olduğumuz için en önceliklendirilmesi gereken konu enerji verimliliği. Çünkü enerji verimliliği, en az yatırımla en büyük sonuçları alabileceğimiz bir alan. Örneğin içten yanmalı bir arabadan elektrikli arabaya geçtiğimizde % 60-70 oranında enerjiden tasarruf etmiş oluyoruz. Üstelik bu geçişi hızla tamamlamamızın önünde bir engel yok. Her adımda, dışarıdan alacağımız petrolü azaltmış oluyoruz.
Enerji Bakanı 25 Mart’taki konuşmasında, enerji sübvansiyonları bütçesinin 300 milyar liradan 900 milyar liraya yükseltilmesi gerekeceğini belirtti. Bu ülkemiz için azımsanamayacak bir rakam.
Enerji verimliliğinin ardından en öncelikli konu olarak temiz enerji dönüşümü geliyor. Burada da en büyük alan elektrifikasyon. Özellikle sanayi ve bina tarafında elektrifikasyonu başardığımız ölçüde dışa bağımlılıktan kurtulabileceğiz.Türkiye’nin yüksek güneş potansiyeli ve çok iyi rüzgâr potansiyeli var. Her yıl dışarıya para ödeyeceğimize, Türkiye’ye güneş ve rüzgâr santralleri, depolama santralleri kurabiliriz. Bu bizi dışa bağımlılıktan kurtaracaktır.
Not: Bahadır Sercan GÜMÜŞ’e teşekkürler.