Kasabada tiyatro mücadelesi!
- Özlem KARAKOYUN

- 6 gün önce
- 3 dakikada okunur
27 Mart Dünya Tiyatro Günü kapsamında Uçaneller Kuklaevi Genel Sanat Yönetmeni Mesut Sarıoğlu ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin üçüncü bölümünde Sarıoğlu Lüleburgaz’da tiyatro yapmanın görünmeyen zorluklarını anlatırken, “amatör tiyatro” anlayışının gençleri sınırladığını ve uluslararası başarılara rağmen yerelde yeterli destek görmediklerini vurguladı.




27 Mart Dünya Tiyatro Günü kapsamında Uçaneller Kuklaevi Genel Sanat Yönetmeni Mesut Sarıoğlu ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin üçüncü bölümünde, Sarıoğlu, tiyatronun küçük şehirlerdeki varoluş mücadelesini mercek altına aldı.
İlk iki bölümde sanat yolculuğunu ve tiyatronun günümüzdeki durumunu değerlendiren Sarıoğlu, bu bölümde ise Lüleburgaz gibi bir kentte tiyatro yapmanın avantajlarını ve zorluklarını örneklerle anlattı. “Amatör tiyatro” anlayışının gençlerin potansiyelini sınırladığını vurgulayan Sarıoğlu, tiyatronun bir hobi değil, kolektif ve disiplinli bir üretim alanı olduğunun altını çizdi.
Uçaneller Kuklaevi’nin yıllara yayılan üretimine rağmen yerelde yaşanan görünmezlik sorununa da değinen Sarıoğlu, kasabalarda sanatın gelişimi önündeki yapısal engellere dikkat çekti.
Uluslararası başarılarla dolu bir yolculuğa rağmen yerelde yeterince destek görmediklerini ifade eden Sarıoğlu, bu durumun yalnızca Lüleburgaz’a özgü olmadığını belirtti.
Sarıoğlu’nun, tiyatroya dair değerlendirmeleri ve dikkat çeken tespitleriyle söyleşinin üçüncü bölümü…
LÜLEBURGAZ GİBİ BİR ŞEHİRDE TİYATRO YAPMAK TİYATRO İLE UĞRAŞMANIN AVANTAJLARI YA DA ZORLUKLARI NELERDİR?
Eğer hedefiniz boş vakitlerin pozitif kullanılması ise zorluğu yok avantajı çok bir işle uğraşıyor olursunuz. Oyuncu bulmak kolay, salon ücretsiz, birkaç kez oynanacağı için seyirci probleminiz yok ve finalde mutlaka bir buket çiçeğiniz var. Hatta seçilmişler veya atanmışlar tarafından takdir edilmeniz de garanti.
Peki bu hal ne kadar gerçek? Bu soru kasabanın kültürel değişimi için çok önemli. Vasatlığın aşılması için ‘amatör tiyatro yapıyoruz’ kavramının terk edilmesi zorunluluğu var. Çünkü bu kavram gençlerin enerjilerini ve düşlerini törpüleyen bir hal. Ama bu ülkenin her yerine yapışkan bir hal olarak gençleri kuşatıyor.
Tiyatro bir hobi değildir. Hobiler kişiseldir. Oysa tiyatro kolektif bir yapıdır. Bu nedenle bir hobi gibi ya da amatörce yürümez. Böyle olduğunda ortaya bazen iyi bazen ızdırap verici müsamereler çıkar. Tiyatro ile uğraşmak isteyen gençler önce kollektiflerini oluşturup, sonrasında da bu konuda uzman insanlarla çalışarak eylem içinde olgunlaşmalıdırlar.
Amatör kısmı bir yana bıraktığımızda bizim Uçaneller Kuklaevi gibi oluşumlar için kasabada sürekli sahne açmak zor. Bunu ekonomik açıdan söylemiyorum. Eğer amatörseniz ve yılda bir iki kez perde açıyorsanız kasaba ve kasaba aydınları ille yönetim kadroları sizi takdir edip, ayakta alkışlıyorlar. Bu alanda hiç istisna yok. İyi ya da kötü iş çıkarmanızın zerre önemi yok. Alkış ve takdir garanti. Ama bizim gibi her hafta sonu üç dört kez perde açıyorsanız ve bu işi 24 yıldır kesintisiz yapıyorsanız kasabanın çocukları hariç görünmez ve bilinmez oluyorsunuz. Amatör tiyatrolara sürekli yardım eden, salon tahsis eden çalışma alanı sağlayan (ki görevidir), iş dünya çapında bilinip tanınan bir gruba gelince motorları kapatıp üç maymun moduna geçiveriyor. Bu sadece bizim bu kasabada yaşadığımız bir sorun değil. Mersin’de Antalya’da Ordu’da ve daha pek çok şehirde benzer durumlar yaşıyor arkadaşlarımız.
PEKİ BU NEDEN KAYNAKLANIYOR?
Hiç kimse kendi köyünde peygamber olamaz diye bir söz vardır bizim kültürümüzde. Hangi alanda çalışırsa çalışsınlar, işini iyi yapanlar yönetenlere ya da kurumlara biat etmezler. Biat yoksa destek olmadığı gibi bir anda köstek ortaya çıkar. Yönetenler iktidarları için daima vasat olanlarla yola devam ederler.
Bakın biz dünyada 36 ülke gezdik. 160‘ı aşan uluslararası festivalde ülkemizi ve Lüleburgaz’ı temsil ettik. Avusturalya ve Antartika dışında gösteri yapmadığımız kıta yok. Küba, Meksika, Kolombiya, Çin, İran, Endenozya, Tunus, Güney Kore, Fransa, İtalya ve daha pek çok ülkede sahnelerde Lüleburgaz’dan geldiğimizi söyledik dünya çocuklarına. Ama kasabadaki ulusal nitelikteki tiyatro etkinliğine iki yıldır davet edilmiyoruz.
DAVET ALMAMAK SİZİ ÜZDÜ MÜ?
Ben bu örneği kasabanın kültürel perspektifi için verdim. Bizim davet edilip edilmemizin hiçbir önemi yok. Hindistan’dan geçen ay döndük. Yıllardır Sarıyer dışında bilinmeyen bir topluluk ikinci kez etkinliğe geliyor ve bu kasabanın kaynaklarından faydalanıyor. Uzun yıllar önce biz davet etmiştik. Oyunun ortasında paralarının yarısını alamadıkları için oyuna çıkmama ile tehdit etmişlerdi o dönemki organizasyonu. Ben bir koşu eve gidip sevgili annemin kenara koyduğu küçük altınları getirip vermiştim Sebahattin’e (ki yıllarca aynı sahneyi ve salonu paylaşmışlığımız vardır) Türk tiyatrosunda sen ben bizim oğlanın bildiği bu ekip davet edilirken, bizim ekibe nezaketen bile olsa bir çağrı gelmemesi, kasabada iyi işler yapmanın ve kasabaya dünyada bilinirlik kazandırmanın bedeli sanırım. Bunun çok önemi yok aslında. Biz Türkiye’de şu ana kadar yapılmış en büyük ve kapsamlı Uluslararası Kukla Festivali’ni yaptık 2013 yılında. Bu festivale iki kez seyyar satıcılara kesilen ‘sesli yayın yapma’ cezası kestiler. Aynı festivalde bir zabıta ordusu salonumuzu kapatmaya kalkıştı.
Kasabalar böyledir deyip yolumuza devam ettik.
DEVAMI YARIN…


