top of page

“Hayvancılık can çekişiyor”

Tarım ve hayvancılığın kronik sorunlarını anlattı

14. Trakya Lüleburgaz Tarım ve Hayvancılık Fuarı’nda konuşan Rota Yem firma yetkilisi Yavuz Döner, hayvancılıkta artan yem maliyetleri, çoban krizi, gençlerin üretimden uzaklaşması ve üreticinin zararına satış yapmak zorunda kalmasının sektörü çıkmaza sürüklediğini söyledi. “Bugün hayvancılığı ayakta tutan yaşlılar. Gençler üretime değil masa başına yöneliyor” diyen Döner, tarım politikalarını da sert sözlerle eleştirdi.

Bu yıl 14’üncüsü düzenlenen Trakya Lüleburgaz Hayvancılık, Tarım, Süt Ürünleri, Tohum ve Gıda Fuarı yalnızca yeni teknolojilerin ve tarım ekipmanlarının sergilendiği bir alan olmadı, aynı zamanda sektörün yıllardır çözülemeyen sorunlarının da konuşulduğu önemli bir buluşma noktası haline geldi.

Fuarda yer alan Rota Yem firma yetkilisi Yavuz Döner, gazetemize üreticilerin yaşadığı ekonomik zorluklardan gençlerin hayvancılığa ilgisizliğine kadar birçok konuda dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

“HAYVANCILIK HER GEÇEN YIL DAHA DA ZORLAŞIYOR”

Uzun yıllardır sektörün içinde olduğunu belirten Döner, Türkiye’de hayvancılığın her geçen yıl daha da zorlaştığını söyledi.

Özellikle yem maliyetleri, işçi sıkıntısı ve üreticinin zararına çalışmasının sektörü çıkmaza sürüklediğini ifade eden Döner, “Bugün hayvancılığı ayakta tutan kesim artık yaşlı insanlar. Gençler bu işin içine girmek istemiyor. Böyle giderse birkaç nesil sonra üretici bulmakta çok daha büyük sorun yaşayacağız” dedi.

“TÜRK İŞÇİ BULUNMUYOR, ÜRETİCİ ÇARESİZ KALIYOR”

Hayvancılık sektöründe yaşanan iş gücü krizinin giderek büyüdüğünü belirten Döner, özellikle çoban bulmanın artık büyük bir problem haline geldiğini söyledi. Üreticilerin yerli işçi bulamadığı için yabancı uyruklu çalışanlara yöneldiğini ifade eden Döner, bu durumun da ayrı sorunları beraberinde getirdiğini anlattı.

Döner, “Yem pahalı, hayvana bakması pahalı, işçi bulunmuyor. Türk işçi bulamıyor üreticiler. Hep yabancı uyruklu kaçak işçilerle uğraşıyorlar. Ülkemizde zaten hayvancılık yapan insan sayısı azaldı. Çobanlık yapacak insan bulamıyorsun. Mecburen yurtdışından gelen insanlarla çalışılıyor. Bu sefer devlet ‘kaçaksın’ diyerek geri gönderiyor. Zaten bu işi yapan yok denecek kadar az. Bir de çalışanları gönderdiğinde insanlar tamamen hayvancılıktan kopuyor” diye konuştu.

Çobanlarla ilgili yeni düzenlemelere de değinen Döner, son dönemde çıkarılan kimlik uygulamasının olumlu bir adım olduğunu belirterek, “Devlet sonradan çobanlara yönelik bir düzenleme yaptı. Artık kimlik verilmeye başlandı. Bu tarz uygulamalar daha önce yapılmalıydı” ifadelerini kullandı.

“GENÇLER ÜRETİMDEN UZAK BÜYÜYOR”

Hayvancılığın bugün büyük oranda ileri yaş grubundaki insanların omuzlarında yürüdüğünü söyleyen Döner, gençlerin üretim kültüründen uzaklaştığını ifade etti. Özellikle şehir yaşamının gençleri üretimden kopardığını savunan Döner, insanların sofralarına gelen ürünün nasıl üretildiğini bilmeden yaşadığını söyledi.

“Ben bütün gün sahadayım” diyen Döner, “Bu işi artık son demlerini yapan yaşlılar sürdürüyor. İşin yüzde 80’ini yaşlılar yapıyor. Gençlerin oranı yüzde 20 bile değil. Gençler ahırın kokusundan çekiniyor. Ama et döner köfte yerken kimse kötü demiyor. Türkiye’de peynir üç öğün tüketiliyor. Sabah kahvaltıda, öğlen işçilerin sofrasında, akşam da sofralarda peynir var. Peynirin olmadığı masa yok ama o peynirin nasıl üretildiğini, hangi emeğin verildiğini kimse düşünmüyor” dedi.

Toplumun üretimden giderek uzaklaştığını belirten Döner, gençlerin yalnızca masa başı işlere yönlendirilmesinin büyük hata olduğunu söyledi.

“HAYVANCILIK EĞİTİMİ ORTAOKULDAN BAŞLAMALI”

Hayvancılığın çocuk yaşta sevdirilmesi gerektiğini vurgulayan Döner, eğitim sisteminde uygulamalı tarım ve hayvancılık bölümlerinin yer alması gerektiğini ifade etti. Çocukların küçük yaşlardan itibaren üretimle iç içe büyümesinin hem sektörün geleceği hem de ülke ekonomisi açısından önemli olduğunu söyledi.

“İlkokul bittikten sonra insanlar kendine yol seçiyor” diyen Döner, “Hayvancılık ortaokuldan itibaren sevdirilebilir. İçinde hayvan sevgisi olan çocuklar okul çağında bunun eğitimini alırsa daha bilinçli büyür. Daha kaliteli, daha kalifiye çiftçiler yetişir. Daha iyi genetik hayvanlarımız olur. Dünyanın en kaliteli hayvanını getiriyoruz ama sürdürülebilir şekilde büyütemiyoruz” diye konuştu.

Türkiye’de üretimin bilimsel yöntemlerle yapılmadığını savunan Döner, “Adamlar hayvanı 13 ayda kesime gönderiyor, biz iki yıl bekletiyoruz. Düve 40 gün sonra tohumlanacakken biz bir sene bekletiyoruz. Çünkü işi planlı ve bilimsel yapamıyoruz. Bu da maliyetleri artırıyor” ifadelerini kullandı.

“HERKES MÜHENDİS OLACAK DİYE BİR ŞEY YOK”

Meslek liseleri ve uygulamalı eğitim konusuna da değinen Döner, gençlerin yalnızca beyaz yakalı işlere yönlendirilmesini eleştirdi. Türkiye’de ara eleman sorununun giderek büyüdüğünü belirten Döner, üretim yapan insan yetiştirmenin önemine dikkat çekti.

“Ortaöğretimde hayvancılık ve çiftçilik dalı açılırsa çok iyi olur” diyen Döner, “Bunun lise seviyesinde bir eğitimi olmadığı için insanlar hayvancılıktan uzak kalıyor. Herkes mühendis olacak diye bir şey yok. Bu ülkenin motor tamircisine de ihtiyacı var, kaportacısına da, hayvan bakıcısına da ihtiyacı var” dedi.

KÖY ENSTİTÜLERİ GERİ GELMELİ

Aynı firma çalışanı Aytolan Özturan ise, ‘’Köy enstitüleri geri gelmeli.’’ diyerek Döner’in konuşmasını savundu.

O esnada bir vatandaş “Benim oğlum ziraat mühendisliği okuyor ama masa başı iş istiyor. Ben de ‘Çok beklersin oğlum’ dedim. Çünkü herkes masa başı iş arıyor ama üretim tarafına kimse girmek istemiyor. Masa başına alınan kişi sayısı belli.” ifadelerini kullandı.

“ÜRETİCİ SÜTÜ ZARARINA SATIYOR”

Tarım ve hayvancılıkta en büyük sorunlardan birinin üreticinin maliyetinin altında satış yapmak zorunda kalması olduğunu söyleyen Döner, özellikle süt üreticisinin ciddi zarar ettiğini ifade etti.

Döner, “Sektör birbirine düşman. Süt üreticisi sütü üretiyor sanayiye satacak, sanayi adamın boğazını sıkıyor. Ben sütü 20 liradan fazla almam diyor. Devlette diyor ki tamam diyor uluslararası süt konseyi koymuş her şeyden bir haber. Tamam 20 lira seni kurtarır. Ama adam 25’e üretiyor mal ediyor. Arada 5 lira her gün litrede zarar ediyor. Bunu koruyup kollayacak bir sistem yok. Bakanlık izin veriyor. Sanayici tamam diyor ben bakanlığın dediğinden bir kuruş yukarıya vermem. Bu taraftan da gerçek işi hayvancılık olan insan sermayesini ailesini bütün yatırımıyla girmiş, işin içinden çıkamıyor. Zarar var çünkü çıkamıyor. Bıraktığı an zarar. 100bin yatırdıysa çıkacağı zaman 30bin lira geçmiyor eline. Dışarıdan da ayrıca kredi borcu var.” dedi.

Sistemin üreticiyi korumadığını belirten Döner, “Gerçek işi hayvancılık olan insanlar bütün sermayesini, ailesini, yatırımını bu işe vermiş durumda. Ama zarar ettiği için çıkamıyor. Çıkmaya kalksa da eline yatırımının çok küçük kısmı geçiyor. Bir de üstüne kredi borcu var” ifadelerini kullandı.

“TARIM BAKANLIĞI EN KÖTÜ YÖNETİLEN BAKANLIK”

Tarım politikalarını sert sözlerle eleştiren Döner, sektörün plansız yönetildiğini savundu.

Tarım Bakanlığı’nın büyük bütçelere ve imkanlara sahip olmasına rağmen üreticiyi koruyamadığını söyleyen Döner, “Türkiye’de iki tane kocaman binası olan tek bakanlık Tarım Bakanlığı. Binalar büyük, gösterişli ama Türkiye’nin en kötü yönetilen bakanlığı yine Tarım Bakanlığı” dedi.

Sektörde üreticiyle sanayicinin karşı karşıya getirildiğini belirten Döner, devletin piyasada denge kurması gerektiğini söyledi.

“DEVLET DESTEK DEĞİL, HAKEM OLSUN”

Devlet desteklerinin tek başına çözüm olmadığını savunan Döner, asıl yapılması gerekenin üretici ile alıcı arasında adil bir sistem kurmak olduğunu ifade etti.

“Devletin destek verdiği her sektör sıkıntılı sektördür” diyen Döner, “Devlet hiçbir şeye destek vermesin. Devlet sadece hakem olsun. Devlet buğdayı üretsin desin ki sen buğdayı ürettin senin değerin bu. Para kazanılan bir sektörde destek verirsen insanı tembelleştirirsin. Ama sen üretilen ürünü kontrol edersen iyi analiz edersen alana da satana da ortada hakemlik yaparsan kimse kimseyi kandıramaz.” ifadelerini kullandı.

“DOĞUNUN OTU TÜRKİYE’NİN BESİSİNİ KARŞILAR”

Türkiye’nin çok büyük bir üretim potansiyeline sahip olduğunu belirten Döner, özellikle Doğu Anadolu’daki meraların değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“Kars, Ardahan, Erzurum, Bingöl, Muş, Ağrı gibi bölgelerdeki otlaklarla Türkiye’nin besi ihtiyacı karşılanabilir” diyen Döner, “Oradaki erkek danaları tren yollarıyla batıya taşıyabiliriz. Atatürk nasıl yurdu demir ağlarla ördüyse bunun devamı gelmeli. En ucuz nakliye yolu demiryolu. Kamyon maliyetleri üreticiyi eziyor” dedi.

“HOLLANDA KADAR OLAMADIK”

Türkiye’nin tarım potansiyeline rağmen üretimde geri kaldığını söyleyen Döner, Hollanda örneğini verdi.

“Hollanda Konya kadar yer. Dünyaya Amerika’dan sonra en çok tarım ürünü satan ülke. Lale zamanında da Osmanlıdan da iki tane lale gidiyor. Şimdi dünyaya lale soğanı satıyorlar. Adamlar deniz seviyesinden aşağıda. Hafriyatla doldurup tarım alanları açıyorlar denizde. İnsan istese niyet iyi olsa halis olsa her şey yapılır. Önemli olan üretimi istemek. İstediğinde her şeyi başarıyorsun.” ifadelerini kullandı.

“FUARLAR SEKTÖRÜ AYAKTA TUTUYOR”

Fuarların sektör açısından büyük önem taşıdığını söyleyen Döner, üreticilerin bu organizasyonlarda hem yenilikleri gördüğünü hem de bilgi alışverişinde bulunduğunu belirtti.

Döner, “İnsanlar burada teknolojiyi takip ediyor, yenilikleri görüyor, alışveriş yapıyor, sosyalleşiyor. Güncel konulara hakim oluyorlar. Bu fuarlar üreticinin kendini sürekli yenilemesini sağlıyor” dedi.

bottom of page