EKONOMİDEN ÖNCE ÇEVRE VE İKLİM DENGESİZLİĞİ
- Vicdan ALADAĞ

- 26 Mar
- 3 dakikada okunur
Dünya genelinde çoğunluk ekonomiden önce çevreyi tercih ediyor
Dünya genelinde kamuoyunun önceliklerine ilişkin yayımlanan yeni bir araştırma, iklim ve çevre politikaları açısından dikkat çekici bir eğilime işaret etti. Araştırmaya göre, küresel ölçekte insanların çoğunluğu, ekonomik büyüme ile çevrenin korunması arasında bir tercih yapılması gerektiğinde çevreyi önceliklendirmeyi tercih ediyor.

Amerika’da yayınlanan 92 ülkeden elde edilen geniş kapsamlı anket verilerine göre dünya genelinde katılımcıların yaklaşık % 58’inin çevre korumasını ekonomik büyümenin önünde tuttuğunu ortaya koymuştur.
Siyasi söylemlerde ekonomik büyümenin baskın bir hedef olarak öne çıktığı ancak verilerin bu algıyla örtüşmediği, insanların çoğu zaman “ekolojik ve sosyal refahı” öncelediği vurgulandı.
Bölgesel farklılıklar dikkat çekiyor
Araştırma sonuçları, çevre önceliğinin coğrafi olarak homojen dağılmadığını da ortaya koydu. Buna göre:
§ Batı Avrupa, Güneydoğu Asya, Amerika kıtası ile Avustralya ve Yeni Zelanda’da çevreyi önceleyen yaklaşım daha güçlü
§ Doğu Avrupa, Orta Asya, Afrika ve Orta Doğu’da ise ekonomik büyüme ihtiyacının daha belirleyici olduğu görülüyor
Araştırmacılar, bu farklılığın büyük ölçüde ülkelerin refah düzeyi ve kalkınma öncelikleriyle bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor.
Klasik demografik kalıplar her yerde geçerli değil
Önceki çalışmalar çevreyi önceleyen bireylerin daha çok genç, eğitimli ve liberal eğilimli olduğunu ortaya koyarken, bu araştırma özellikle Batı dışı ülkelerde bu kalıpların her zaman geçerli olmadığını gösterdi.
Bazı ülkelerde erkekler, daha yaşlı bireyler veya düşük gelir grupları arasında da güçlü çevre desteği gözlemlendi. Bu durum, çevre hassasiyetinin sanılandan daha geniş ve heterojen bir tabana yayıldığını ortaya koyuyor.
Büyüme odaklı yaklaşım tartışmaya açılıyor
Araştırma bulguları, küresel ölçekte yalnızca ekonomik büyümeye dayalı kalkınma modelinin giderek daha fazla sorgulandığına işaret ediyor. Bulgular, sürdürülebilirlik, refah ve çevresel koruma ekseninde yeni politika yaklaşımlarına yönelik toplumsal zeminin güçlendiğini gösteriyor.
Ancak araştırmacılar, çevreyi önceleme eğiliminin doğrudan ekonomik küçülme politikalarına destek anlamına gelmediğini de özellikle vurguluyor.
Çalışma, iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma politikaları açısından önemli bir kamuoyu sinyali sunuyor. Veriler, farklı coğrafyalarda geniş bir kitlenin çevreyi önceleyen politikalara destek vermeye hazır olduğunu gösterirken, ekonomik büyümenin tek öncelik olarak görülmediğini de vurguluyor.
İklim sistemi, “tarihteki en dengesiz” döneminde
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), iklim sisteminin "tarihte hiç olmadığı kadar dengesiz hale geldiği" uyarısında bulundu.
WMO tarafından yayımlanan “Küresel İklimin Durumu 2025” raporuna göre, 2015-2025 dönemi en sıcak 11 yıl olarak kayda geçti.
2025’te ise Sanayi Devrimi öncesi döneme kıyasla hava sıcaklığı yaklaşık 1,43 derece daha sıcak ölçülerek en sıcak ikinci ya da üçüncü yıl oldu.
Aşırı sıcaklar, şiddetli yağışlar ve tropikal fırtınalar gibi aşırı hava olayları dünya genelinde büyük yıkım ve aksamalara yol açtı, bu da birbirine bağlı ekonomik ve sosyal sistemlerin kırılganlığını ortaya koydu.
Ayrıca Dünya’nın iklim sistemi “şimdiye kadar gözlemlenen en dengesiz haliyle” kayıtlara geçti.
Rapora göre okyanuslar ısınmaya devam ederken, son 20 yılda dünya genelinde insanların yıllık kullandığı enerjinin yaklaşık 18 katına eşdeğer ısıyı emiyor.
Aynı dönemde buzulların erimesi hızlanırken, Arktik deniz buzu rekor seviyelere yakın düşük düzeylere indi, Antarktika’da ise üçüncü en düşük seviyeye geriledi.
İlk kez “Dünya’nın enerji dengesizliği” temel iklim göstergesi olarak öne çıktı. Bu dengesizlik, son 20 yılda belirgin şekilde artarak 2025’te rekor seviyeye ulaştı. Bu da Dünya’nın uzaya yaydığından daha fazla enerjiyi tutması anlamına geliyor.
“Tüm iklim göstergeleri kırmızı alarm veriyor” Bulgulara ilişkin yapılan açıklamalarda, “Gezegenimiz sınırlarının ötesine sıcak yılını yaşadı. Bu artık tesadüf değil, harekete geçme çağrısıdır.” ifadesi kullanıldı.
Beşeri faaliyetlerin doğal dengeyi giderek daha fazla bozduğunu ve bu sonuçlarla binlerce yıl yaşamaya devam edileceği vurgulandı.2025’teki aşırı hava olayları, binlerce kişinin ölümüne, milyonlarca kişinin etkilenmesine ve milyarlarca dolarlık ekonomik kayıplara yol açtı.

