Bir sözün peşinde!
DÜNDEN DEVAM
Dünkü sayımızda 6 Şubat depreminin ardından hayatının yönünü değiştiren ve verdiği sözü LÜDAK’ta gönüllü olarak sürdüren Nihan Yılmaz’ın hikâyesinin ilk bölümünü aktarmıştık. Bugün ise bu hikâyenin sahadaki yüzüne, Yılmaz’ın arama-kurtarma çalışmalarında üstlendiği görevlere, kadın olarak karşılaştığı zorluklara, aldığı eğitimlere ve ekip arkadaşlarıyla kurduğu güçlü dayanışmaya odaklanıyoruz.




LÜDAK gönüllüsü Nihan Yılmaz, arama-kurtarma çalışmalarında üstlendiği görevler, aldığı eğitimler ve ekip arkadaşlarıyla kurduğu dayanışmayla dikkat çekiyor. “Bir erkeğin yapabileceği her şeyi yapabiliyorum” diyen Yılmaz, bir yandan zorlu görevlerde mücadele ederken diğer yandan her cana dokunmayı insanlık sorumluluğu olarak görüyor.
“BİR ERKEĞİN YAPABİLECEĞİ HER ŞEYİ YAPABİLİYORUM”
Yılmaz’ın hayat mücadelesi yalnızca LÜDAK’taki gönüllülük çalışmalarıyla sınırlı değil. 2010 yılında Büyükmandıra’da iş yerini açtığını, daha sonra buradan Lüleburgaz’a geçtiğini belirten Yılmaz, 2012’den bu yana burada olduğunu söyledi.
“16 yıldır kendi tırnaklarımla kazıya kazıya iki tane evladımla mücadele veriyorum. İşimi seviyorum, kendimi seviyorum, insanları seviyorum. İnsan kendini sevmeli. En önemlisi var. Aynaya baktığımda bugün de ‘İyi ki varım’ diyorum.”
Hayatı boyunca kendi ayakları üzerinde durduğunu belirten Yılmaz, “Çok şükür, elhamdülillah bu zamana kadar hiç kimseye muhtaç olmadım. Ayaklarımın üstünde yeri geldi iki iş yaptım, yeri geldi üç iş yaptım. Ama hiçbir zaman kimseye eyvallah etmedim” dedi.
Kendisinin pek çok işi yapabildiğini belirten Yılmaz, “Bir erkeğin yapabileceği her şeyi tek başıma yapabiliyorum. Ben prizlerimi de değiştiriyorum, lambalarımı da değiştiriyorum. Kapı kollarını da söker yaparım. Sana sıfırdan bir inşaat yapılması gereken kümes, kafes, bilmem neydi hepsini yapabilirim. Bağ bahçe iş yaparım, hayvan bakarım. Aklına gelebilecek her şey” diye konuştu.
İstanbul’da doğup büyüdüğünü ve köy hayatını evlendikten sonra tanıdığını belirten Yılmaz, buna rağmen hiçbir zaman kendisini başkasından eksik görmediğini ifade etti: “Ben İstanbul’da doğdum, büyüdüm. Hiç köy hayatı nedir bilmiyordum. Köye evlendim. Ama yine de kimsenin benden farklı olduğunu düşünmüyorum. İşte Ayşe mühendismiş. Mühendis olabilir ama ben onun gördüklerini 3-5 günde çözüp kendi başıma kurabilirim. O sistematik kurar, ben beyinle kuruyorum.”
YALOVA’DAKİ TATBİKATTA KADINLARIN GÜCÜ
Yılmaz, kadınların arama kurtarma çalışmalarında üstlenebileceği görevleri Yalova’da gerçekleştirdikleri bir tatbikatta yakından gördüklerini söyledi.
“En son mesela Yalova’ya bir tatbikata gitmiştik. Orada bir kadının gücünü gördük. Elimizde matkaplarla yerleri delip işte üç kat merdivenle üç kata çıkıp belimizde matkaplarla falan böyle orayı delip, molozları kenara atıp alta merdivenle inip işte üçüncü kattan sedyeye gerçek canlı arkadaşlarımızdan birini bağlayıp aşağıya indirdik.”
Tatbikatın kendilerinde gerçek bir kurtarma çalışması hissi oluşturduğunu belirten Yılmaz, “O anı bile hani onu oradan çıkartmanın bile böyle bizim tüylerimizi diken diken etti. Sanki gerçek bir anı yaşayıp gerçekten bir insanın yüreğine dokunmuşuz gibi herkes birbirine sarılıyor falan. Başardık” dedi.
“BİR ANNE RUHUYLA HER TATBİKATA GİDİYORUM”
Yılmaz’ın LÜDAK’taki rolü teknik görevlerle de sınırlı değil. Ekip arkadaşlarının uzun süren çalışmalarda ihtiyaç duyabileceği yiyecekleri de hazırladığını söyleyen Yılmaz, bunu bir anne ruhuyla yaptığını ifade etti:
“Mesela ben bir anne ruhuyla her tatbikata giderken böreği, poğaçayı, kurabiyeyi yapıyorum. Paketliyorum. Bazısı almış oluyor. ‘Abla sen getireceksin diye hiçbir şey almadık’ diyorlar.”
Çantasının her zaman hazır olduğunu belirten Yılmaz, “Benim çantamda mutlaka krakerlerim, çerezlerim her şey vardır. Kan şekerimiz düştüyse çikolata vereyim. Çerez vereyim, şunu vereyim, bunu vereyim. Çünkü yememiz de gerekiyor. Ayakta durabilmemiz için o kadar saat o alanda dolaşabilmemiz için” dedi.
Özellikle gece yapılan çalışmalarda hava koşullarının da zorlayıcı olduğunu belirten Yılmaz, “Gece gidiyoruz, soğuk oluyor. Birbirimize montlarımızı veriyoruz, yeleklerimizi veriyoruz” ifadelerini kullandı.
TELSİZDEN DRONE’A UZANAN EĞİTİM
LÜDAK’ın şu anda akreditasyon sürecinde olduğunu belirten Yılmaz, bu süreçte çalışmaların daha sıkı yürütüldüğünü söyledi. “Şu anda mesela bir akredite sürecindeyiz. Daha fazla görüşüyoruz. Daha fazla sıkı tutmaya çalışıyoruz işleri.”
Kendisinin de bu süreçte sorumluluk almaktan kaçınmadığını belirten Yılmaz, “Bayanlarda telsiz sınavına girdim. İlk telsizi ben aldım. İstedim çünkü dedim ki ne gerekiyorsa onu yapacağım” dedi. Daha sonra drone ehliyeti aldığını söyleyen Yılmaz, “Arama kurtarma çalışmalarında drone çok önemli. Hem çalışmayı hızlandırıyor hem de zorlu görevlerin üstesinden gelmekte yardımcı oluyor” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, LÜDAK’ın birbirini tanımayan insanları bir araya getirerek zamanla nasıl bir aile oluşturduğunu da bu açıdan önemli bulduğunu belirtti: “Biz birbirini tanımayan bir oluşum olarak dernek olduk. Dediğim gibi bir telefonla benim çok canım acıyor, sizinle sohbet etmeye ihtiyacım var dediğim anda hiç tereddütsüz yanımda olurlar.’’
Dernek üyelerinin eğitim ve tatbikatların yanı sıra birbirlerinin zor zamanlarında da yanında olduğunu belirten Yılmaz, “Yeri geliyor işte tatbikat amaçlı, eğitim amaçlı toplanıyoruz. Yeri geliyoruz diyoruz hadi kafa dağıtmak için hep birlikte bir şeyler yapalım, vakit geçirelim. Bu çok güzel bir şey. Güzel zamanlarımızı da paylaşıyoruz. Acı zamanlarımızı da hep birlikte atlatmaya çalışıyoruz. Aile olmak böyle bir şey herhalde” dedi.
“HER CAN İÇİN ÜZÜLMELİ İNSAN”
Yılmaz’ın insan ve hayvanlara yönelik yaklaşımında da aynı merhamet anlayışı öne çıkıyor. Geçtiğimiz haftalarda yaşanan bir yangında, dükkândaki kedinin yangını fark ederek sahibini uyarmaya çalıştığını anlatan Yılmaz, insanların kedinin davranışını anlayamadığını söyledi.
“Dükkânda kedi yangını fark ediyor. Sahibine gidiyor, geliyor, gidiyor, geliyor, gidiyor, geliyor. Anlamamış insanlar. Oysa ki o uyarı vermek istemiş içeridekilere.” Kendisinin de bir kedisi olduğunu belirten Yılmaz, hayvanların insanların duygularını ve fiziksel durumlarını hissedebildiğini ifade ederek, “Benim de kedim var. Bir yerim ağrısın gelir mutlaka orada debelenir, debelenir, debelenir. Oranın geçtiğini hissederim” dedi.
İnsanların yalnızca kendi çevresindeki insanların acısına değil, tanımadığı insanların yaşadığı kayıplara da duyarlı olması gerektiğini söyleyen Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Herkes elini vicdanına koymalı bence. Yani işte ‘O benim hayatımda biri değil, ben onu tanımıyorum. Ölürse ölsün, ne yapayım?’ dememeli. Çünkü bugün ondaysa yarın bizde. Mutlaka her can için üzülmeli insan ya. Can çünkü. Bu hayvan da olabilir, insan da olabilir.”
Nihan Yılmaz’ın hikâyesinde 6 Şubat depremi, kaybedilen bir genç kız ve verilen bir söz birbirinden hiç ayrılmıyor. O gün telefonda ulaşmaya çalıştığı 22 yıllık dostunun acısı, Yılmaz’ın hayatında bir yaraya dönüşmek yerine bir sorumluluğa dönüştü.
Bugün gecenin bir yarısı gelen kayıp ihbarında dükkânını kapatıp dakikalar içinde hazırlanan, tatbikatlarda matkap kullanan, telsiz sınavına giren, drone ehliyeti alan, saatlerce sahada arama yapan ve ekip arkadaşları için çantasına yiyecek koyan Yılmaz, bütün bunları tek bir düşünceyle sürdürüyor.
O gün arkadaşının yanında olamadı. Bugün ise başka bir ailenin “Nerede?” diye beklediği bir insan için sahaya çıkıyor. Ve yıllar önce verdiği sözü hâlâ taşıyor: “Bir yüreğe dokunabilmek çok güzel.”
Yılmaz’ın bütün bu mücadelesinin özünde ise insanlık anlayışını anlatan şu sözleri yer alıyor: “Bugün sen bir iyilik yaparsın, yarın belki o iyilik seni bulur. Bulmasa bile insanlık görevimiz. Ben yapmazsam, sen yapmazsan, o yapmazsa kim yapacak?”



