Bir merakın peşinde 27 sene!
- Özlem KARAKOYUN

- 11 Ağu
- 7 dakikada okunur
17 yaşında bir konfeksiyon fabrikasında başlayan merakı, 27 yıllık meslek hayatına dönüştü. Bugün Lüleburgaz’da Erol Teknik’i işleten 43 yaşındaki İsmail Erol, 50 yılı aşkın geçmişe sahip dikiş makinelerini çöpe göndermek yerine hurdacılardan parça bulup yeniden çalıştırıyor. “Biz makineyi pansuman yapmayız, ameliyat ederiz” diyen Erol, bir makineyi kurtarmanın kendisi için yalnızca tamir değil, geçmişi yeniden ayağa kaldırmak olduğunu söylüyor.





Lüleburgaz’da bazı makineler için zaman durmuyor. Yıllar önce bir annenin ellerinde çalışan, sonra kızına veya oğluna kalan; kimi zaman yıllarca bir köşede, hatta kömürlükte bekleyen dikiş makineleri, Hürriyet Mahallesi Gönül Sokak No: 34/C’de bulunan Erol Teknik’te yeniden hayata dönüyor.
İşletmenin sahibi 43 yaşındaki İsmail Erol, hayatının 27 yılını dikiş makinelerine adadı. Yaklaşık bir yıldır kendi işletmesinde hizmet veren Erol, ev tipi ve sanayi tipi dikiş makinelerinin tamir ve bakımını gerçekleştirirken küçük elektrikli ev aletleriyle de ilgileniyor. Ancak Erol Teknik’i sıradan bir tamir işletmesinden ayıran en önemli özellik, eski makinelerin kolayca gözden çıkarılmaması.
Parçası bulunmayan bir makine geldiğinde “Yapılamaz” demek yerine hurdacıların yolunu tutan Erol, eski makinelerin peşine düşüyor. Başka bir makineden sökülen parçalarla yıllardır çalışmayan cihazları yeniden ayağa kaldırıyor. Bazen bir makinenin tamiri saatler sürüyor, bazen günlerce parça aranıyor. Ancak makine yeniden çalıştığında Erol’un yüzünde de müşterisinin yüzünde de aynı mutluluk oluşuyor. Erol’un bu işe nasıl başladığı ise en az bugün tamir ettiği makineler kadar dikkat çekici.
17 YAŞINDA “NASIL YAPIYORLAR?” DİYE BAKARKEN BAŞLADI
İsmail Erol’un dikiş makineleriyle hikâyesi, henüz 17 yaşındayken İstanbul’da çalıştığı konfeksiyon sektöründe başladı. O yıllarda tekstil ve konfeksiyon sektörünün oldukça hareketli olduğunu belirten Erol, fabrikaların aktif şekilde çalıştığını söyledi. Kendisi de konfeksiyon bünyesinde makinacılık yaparken, sahada makineleri tamir eden teknisyenleri görmeye başladı.
Erol, o günleri anlatırken mesleğe aslında bir merakın peşinden giderek başladığını belirtti.
“Merakla başladım ben bu işe. Bizim zamanımızda merak vardı. Şimdi artık merak diye bir şey yok gençlerde” diyen Erol, teknisyenleri gördükçe onların yaptığı işi öğrenmek istediğini söyledi. “Teknisyen arkadaşlar vardı, bizden büyüklerdi. Sahada hep makine tamircileri vardı. Hep özeniyordum onlara. ‘Nasıl yapıyorlar, nasıl yapıyorlar?’ diye bakıyordum” ifadelerini kullanan Erol, o dönemde kendisini bu mesleğe çeken şeyin merak olduğunu anlattı.
Bu merak onu Güney Koreli bir ustanın yanına götürdü. Fabrikada görev yapan ustalardan biri Güney Koreli “Mr. Kim” isimli bir ustaydı. Erol, bir gün yanına giderek kendisini de yetiştirmesini istedi. “Bir gün gittim ona, ‘Usta beni de alsanıza buraya. Yardımcı olun bana, beni de alın’ dedim” diyen Erol, ustasının ise önce kendisine mesleğin temelini bilip bilmediğini sorduğunu söyledi. Ustasının ilk sorularından biri “Takımları tanıyor musun?” oldu.
Erol, dikiş makinesi tamirciliğinde kullanılan aletleri bilmenin işin en önemli başlangıç noktalarından biri olduğunu ifade etti. Daha önce kısa bir süre kaportacıların yanında çalıştığı için aletlere biraz hâkim olduğunu belirten Erol, ustasının kendisine tek tek ekipmanları gösterdiğini söyledi. Alyan takımı, tornavida çeşitleri, İngiliz anahtarı, pense ve yankes gibi aletlerin ne işe yaradığını öğrenen Erol, kısa süre sonra kendisini tamir ekibinin içerisinde buldu. Ancak ustası onu hemen makinenin başına geçirmedi.
BİR YIL SADECE İZLEDİ, SONRA GECE 03.00’E KADAR ÇALIŞTI
Erol, ustasının kendisini yaklaşık bir yıl boyunca yanında gezdirdiğini söyledi. Bu süreçte ustası makineleri tamir ederken kendisi yalnızca izledi. “Hiçbir şey yaptırmadan sadece izlememi sağladı. ‘Ben yapacağım, sen izleyeceksin, göreceksin. Ben sana ne zaman tamam, usta oldun dediğim zaman o zaman sen sahaya gireceksin’ dedi” ifadelerini kullanan Erol, yaklaşık bir, bir buçuk yıl boyunca ustasıyla birlikte sahada gezdiğini anlattı. Dikiş makinelerinin son derece hassas olduğunu vurgulayan Erol, milimetrik ayarlarla çalışan makinelerde en küçük ayrıntının bile büyük önem taşıdığını söyledi.
“Bu makineler çok hassas, milim ayarlarla çalışıyor. Çok ince ölçülerde ayarları var. Hepsi de ölçü ölçü. Biz hep notlarını aldık” dedi.
Ardından beklediği gün geldi. Ustası bir makineyi Erol’un önüne koyarak tamir etmesini istedi. Saat 16.00 olduğunu bugün bile çok iyi hatırladığını belirten Erol, makinenin başına geçtiğini söyledi. “Makineye bir başladım. Gece saat üçte bitti makine. Gece saat üçe kadar herkes gitti fabrikadan. Bir o kaldı, bir ben kaldım” diye konuştu. Saatler boyunca makinenin başından ayrılmayan Erol, sonunda tamiri tamamladı. Ustasına makinenin olup olmadığını sordu.
Ustası makineyi kontrol etti. Ve ertesi sabah Erol’un hayatında yeni bir dönem başladı. Erol, sabah işe geldiğinde kendisi için hazırlanmış bir takım çantası gördüğünü anlattı. “Bana takım çantası hazırlamış. ‘Sen artık oldun, sahaya’ dedi” ifadelerini kullanan Erol, böylece tamircilik serüveninin profesyonel anlamda başladığını söyledi.
TEKNİSYENLİKTEN AR-GE YÖNETİCİLİĞİNE, ORADAN ÇİN’E
İlk ustalık deneyiminin ardından Erol’un öğrenme isteği bitmedi. Tam tersine, mesleğin her ayrıntısını öğrenmek için kendisini geliştirmeye devam etti. Eğitimlere, seminerlere ve kurslara katıldığını belirten Erol, çalıştığı fabrikadaki patronlarının da kendisine büyük destek verdiğini söyledi. “Patronlarım çok destek oldular. Yardımcı oldular, eğitimlere gönderdiler, kurslara gittim” diyen Erol, yalnızca tamir etmeyi değil, makinelerin nasıl üretildiğini de merak ettiğini ifade etti.
Bu merak onu Çin’e kadar götürdü. Makinelerin üretildiği yerleri görmek istediğini belirten Erol, Çin’e giderek dikiş makinelerinin nasıl üretildiğini yerinde incelediğini söyledi.
“Çin’e gittim. Orada gördüm makinelerin nasıl yapıldığını. Ya bu iş biraz merak işi. Dibini araştırman lazım” dedi.
Erol, yıllar içerisinde şirket bünyesinde teknisyenlik görevine yükseldi. Ardından şeflik yaptı. Daha sonra ürün geliştirme ve Ar-Ge bölümüne geçti. Bir süre Ar-Ge bölümünün yöneticiliğini de yaptığını belirten Erol, böylece yalnızca arıza gideren bir teknisyen değil, makinelerin geliştirilmesi ve üretim süreçlerinin iyileştirilmesi konusunda da deneyim kazandı.
Özellikle konfeksiyon sektöründe operasyonları birleştirmek ve maliyetleri düşürmek amacıyla özel sistemler üzerinde çalıştığını söyledi.
“Ben hep böyle sıradan tamirlerle uğraşmadım. Hep böyle alengirli işlerle uğraştım. Spesiyel işlerle uğraştım” diyen Erol, bazı makinelerde aparat sistemleri geliştirdiklerini, kimi zaman makineyi keserek farklı bir sisteme dönüştürdüklerini anlattı.
27 yıllık meslek hayatının ardından emekli olduğunu belirten Erol, mesleği bırakmak yerine kendi işletmesini açmaya karar verdi. “Günün sonunda emekli olduk. Erol Tekniği açmaya karar verdik. Erol Tekniği açtık. Yaklaşık bir yıldır da burada faaliyet gösteriyoruz” dedi.
KÖMÜRLÜKTEN ÇIKAN MAKİNE, ANNESİNDEN KALAN HATIRA
Erol Teknik’in tezgâhında yalnızca arızalı makineler bulunmuyor. Her makinenin arkasında farklı bir hikâye var. Erol, müşterilerinden birinin annesinden kalan çok eski bir dikiş makinesini getirdiğini söyledi. Müşteri makinenin ayarlanmasını istedi. Erol makineyi elden geçirdi, gerekli ayarları yaptı ve yeniden dikiş dikebilir hale getirdi.
Bir başka makine ise yıllarca kömürlükte beklemişti. “Kömürlükten çıkartmışlar. Kömürlükten geldiğinde buralar hep pas içindeydi komple” diyen Erol, makineyi revizyona aldıklarını ve yeniden çalışabilecek hale getirdiklerini anlattı.
Bu tür makinelerde en büyük sorunlardan biri ise parça bulabilmek. Ancak Erol, eski makinenin parçası bulunamadığında onu çöpe göndermeyi kabul etmiyor. “Ben müşteriye diyemiyorum ki o makinenin parçasını bulamam. ‘Al bunu götür, başka yerde yaptır’ ya da ‘Bunu at çöpe’ diyemem” dedi.
Bunun yerine hurdacıları dolaşıyor. Eski makineleri hurdacılarda aradığını söyleyen Erol, ihtiyaç duyduğu parçaları başka makinelerden söktüğünü belirtti. “Çalışanları eskiye değer vermeyip hurdacıya veriyorlar makinelerini. Gidiyorum hurdacıları geziyorum. Eski makineyi buluyorum. Parçasını alıyorum üzerinden. O kişinin makinesini ayağa kaldırıp ona teslim ediyorum” diye konuştu.
Kullandığı parçaların ardından kalan makineyi de yeniden hurdaya verdiğini belirten Erol, yöntemin zahmetli olduğunu ancak sonuçtan memnun kaldığını söyledi. “Çok uğraştırıcı ama işi başarınca ben de mutlu oluyorum, makine sahibi de mutlu oluyor” dedi.
Erol, tamir anlayışını ise dikkat çekici bir benzetmeyle anlattı. “Biz makineyi pansuman yapmayız, ameliyat ederiz.”
Makine kendisine geldiğinde önce arızanın boyutunu belirlediğini söyleyen Erol, basit bir müdahaleyle çözülebilecek durumlarda gerekli bakımı yaptıklarını ancak kendilerine gelen makinelerin çoğunun kapsamlı tamir gerektirdiğini ifade etti.
“Genelde bize pansumanlık makine gelmez. Hep ameliyatlık gelir. Alırız onu operasyona yaparız” dedi.
GECENİN BİR VAKTİ FABRİKAYA ÇAĞRILDI, SABAH MAKİNEYİ HAZIRLADI
Dikiş makinesi tamirciliği Erol’a yalnızca teknik bir meslek değil, uykusuz geceler ve unutulmaz anılar da bıraktı. İstanbul’da çalıştığı dönemde özellikle konfeksiyon atölyelerinden gecenin bir saatinde arızalar için çağrıldığını anlatan Erol, bazı zamanlar çalışanların makinelerinin gece bozulduğunu söyledi. Akşam saat 20.00’de mesaisi biten bir işletmede vardiyalı çalışanların makine arızası nedeniyle kendisini evinden aldırdığı günler olduğunu belirten Erol, arızayı giderdikten sonra makineyi yeniden işletmeye hazır hale getirdiğini anlattı.
Bazen fabrikada kimsenin kalmadığı saatlerde tek başına çalıştığını ifade eden Erol, “Uykuna girer. Kalkarsın tekrar gidersin. Fabrikada kimse yok. Sakin kafayla yapar, sabaha hazır edersin” dedi. Ancak mesleğin en büyük zorluklarından birinin, saatlerce süren emeğin küçücük bir hata nedeniyle boşa gitmesi olduğunu söyledi. Bir makineyi tamamen bitirdiğini, her şeyin doğru olduğunu düşündüğü halde sıkılmamış tek bir vidanın makine çalıştırıldığında büyük bir arızaya yol açabildiğini anlatan Erol, böyle durumlarda bütün işlemi baştan yapmak zorunda kaldıklarını ifade etti. “Bütün yaptığın emek çöpe gider. Hadi en başa tekrar dönersin. En büyük hayal kırıklıklarından birisi bu işte” dedi.
Erol’a göre tamircinin en büyük düşmanlarından biri de dalgınlık. “Bazen çok fazla kafayı verdiğin zaman bildiğin şeyi göremezsin. Çok ince bir noktadır. Her zaman yaptığın şeydir ama kafan dalgın olduğu için orayı kaçırıyorsun” diyen Erol, tamir sırasında konsantrasyonun önemine dikkat çekti.
Bir başka kişinin “acil” diyerek araya girmesinin bile bütün dikkati dağıtabildiğini belirten Erol, böyle durumlarda yapılan işlemlerin yeniden kontrol edilmesinin gerektiğini söyledi.
“DİKİŞİ KİMSE BİTİREMEZ”
Bugün tekstil sektörünün geçmiş yıllardaki hareketliliğinden uzak olduğunu belirten Erol, sektörün durağanlaşmasının tamir işlerine de yansıdığını söyledi. Geçmişte konfeksiyonların çok daha yaygın ve aktif olduğunu belirten Erol, o dönem sanayi tipi makinelerdeki arızaların daha yoğun olduğunu ifade etti. Bugün ise işletmede daha çok ev tipi dikiş makinelerinin arıza ve bakım taleplerinin bulunduğunu belirten Erol, hedeflerinin fabrikalar ve terziler olduğunu söyledi. Ancak terzilerdeki fiyat politikalarının vatandaşlara pahalı geldiğini ve bunun sonucunda insanların bazı dikiş işlerini evlerinde yapmayı tercih ettiğini belirten Erol, “İnsanlar artık evde makine alıp kendi dikiş işlerini hallediyorlar” dedi.
Sanayi tipi makinelerde ise şu anda ciddi bir arıza talebi olmadığını ifade eden Erol, ev tipi makinelerin daha yoğun olduğunu söyledi. İşletmenin yalnızca tamir için gelen müşterilere hizmet vermediğini belirten Erol, yeni dikiş makinesi satın almak isteyenlerin de Erol Teknik’e geldiğini ifade etti.
Halk Eğitim Merkezi’nde dikiş kurslarına katılan kursiyerlerin de işletmeye sık sık uğradığını söyleyen Erol, kursiyerlerin makineleri konusunda destek aldığını belirtti. Ancak Erol’un dikiş makinelerine bakışı yalnızca ekonomik veya teknik bir çerçevede değil.
Ona göre dikiş, nesiller boyunca aktarılan bir kültür. “Bu dikiş olayı bizim nenelerimizden, teyzelerimizden, annelerimizden kalmış. Bugünümüze gelmiş” diyen Erol, bu geleneğin gelecekte de devam edeceğini söyledi. “Bundan sonra da böyle devam eder, bitmez. Dikişi kimse bitiremez. Çünkü bu başka bir şey” ifadelerini kullandı.
Bu düşüncesini destekleyen bir anısını da paylaşan Erol, kısa süre önce 70’li yaşlarında bir kadının evine servis için gittiğini anlattı. Yaşlı kadının yürüyecek durumda dahi zorlandığını belirten Erol, buna rağmen kadının dikiş dikmeye devam ettiğini söyledi. Üstelik kullandığı makinenin annesinden kaldığını belirten Erol, kadının bildiklerini torunlarına da öğretmeye çalıştığını ifade etti.
Erol, “Gerçekten bak, hâlâ o yaşa rağmen insanlarda merak var. Ve torunlarını öğretmeye çalışıyor” dedi. Yaşlı müşterilerinin bazılarının makinelerini işletmeye getiremediğini belirten Erol, bu nedenle evlere servis hizmeti de verdiklerini söyledi. “Arıyor, ‘Oğlum ben getiremiyorum, çok yaşlıyım. Gelip benim makinemi alır mısın?’ diyor. Geliyorum evine, makinesini alıp getiriyorum. Yapıp geri götürüp teslim ediyorum. Çok müşterim var öyle benim” ifadelerini kullandı.
İsmail Erol için 27 yılın sonunda meslek hâlâ bitmiş değil.
17 yaşında “Bu makineleri nasıl tamir ediyorlar?” diyerek başlayan merakı, bugün Hürriyet Mahallesi’ndeki küçük işletmesinde devam ediyor. Bir makine geldiğinde önce arızaya bakıyor, ardından geçmişine…
Bazen anneden kalmış bir hatıra, bazen kömürlükte unutulmuş bir emek, bazen de yıllardır çalışmayan bir makine çıkıyor karşısına. Parçası yoksa hurdacıya gidiyor. Ayarsızsa yeniden ayarlıyor. Paslıysa revizyona alıyor. Gerekirse gece yarısına kadar başından kalkmıyor. Çünkü onun için mesele yalnızca makineyi çalıştırmak değil. 27 yıldır yaptığı işin temelinde hâlâ 17 yaşındaki o merak var. Erol, mesleğini tek cümleyle anlatırken de bunu açıkça ortaya koyuyor: “Bu işin temelini merak etmezsen bu işi yapamazsın.”
Yıllar önce İstanbul’daki bir konfeksiyon fabrikasında başlayan hikâye, bugün Lüleburgaz’da devam ediyor. Ve Erol Teknik’in kapısından içeri giren her eski makine, belki de bir başka hikâyenin yeniden başlamasını bekliyor.


