top of page

Balıkçılık onu 59 yıldır bırakmıyor!

18 saat önce
4 dakikada okunur

Lüleburgaz’ın emektar balıkçısı Sami Küçük, 17 yaşında başladığı meslekte geride bıraktığı 59 yılı ve hafızasından silinmeyen anılarını gazetemize anlattı.

1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü’nde Lüleburgaz’ın en yaşlı emektar balıkçılarından Sami Küçük ile bir araya geldik. 1955 doğumlu Küçük, balıkçılığa 12-13 yaşlarında akrabası Adnan Pamuk’un yanında başladı. 17 yaşında ise kendi işini kurarak seyyar balıkçılığa geçti. Bugün mesleği oğlu Hasan’a devreden Küçük, buna rağmen dükkândan uzak kalamıyor.

“Ben Sami Küçük. 1955 doğumluyum. Balıkçılığa 17 yaşımda seyyar olarak başladım. Sonra bugüne kadar geldik, çocuklara devrettik işi. Çocuğumun dükkânı var. Ben de yardımcı olmaya çalışıyorum. Bu balıkçılık bambaşka bir şey. Bağımlılık yapıyor. Bir türlü ayrılamıyorsun” diyen Küçük, mesleğin kendisi için bir yaşam biçimine dönüştüğünü söyledi.

Yaz aylarında balıkçılığın azalmasıyla barajlara ve derelere gittiğini anlatan Küçük, “İki tane, üç tane balık tuttum mu onunla mutluluk duyuyorum. Bir tarafa gitsen de aklında hep balık, hep dükkân. Balık kokusu mu diyelim, balık görüntüsü mü, içimize işlemiş” ifadelerini kullandı.

12 YAŞINDA BAŞLADI, 17’SİNDE KENDİ YOLUNA ÇIKTI

Küçük’ün balıkçılığa ilk adımı, akrabası Adnan Pamuk’un yanında oldu. Kardeş çocukları olduklarını belirttiği Pamuk’un yanında 12-13 yaşlarında çalışmaya başlayan Küçük, 17 yaşına kadar bu işi ondan öğrendi.

“Adnan Pamuk abimizin yanında yetiştik. Harçlık çıkartmak için çalışıyorduk. Bizi bu işe o aşıladı. Benim büyüğüm oydu, vefat etti. Ondan gördük, onun yanında yetiştik. 17 yaşında da ‘Ben kendim yapacağım bu işi’ dedim” diyen Küçük, böylece kendi balıkçılık serüvenini başlattı.

Sonraki yıllarda hayvancılık ve şoförlük yaptığını, birkaç yıl balıkçılığa ara verdiğini ancak sonunda yeniden mesleğine döndüğünü söyleyen Küçük, “Bereket versin, geçinip gidiyoruz” dedi.

20 KASA HAMSİYLE BAŞLAYAN 12 SAATLİK YOLCULUK

Küçük’ün kendi başına çıktığı ilk yıllarda yaşadığı en çarpıcı olaylardan biri, İstanbul’dan Kırklareli’ne yaptığı yolculuk oldu. Dönemin balıkhanesinin İstanbul Azapkapı’da olduğunu belirten Küçük, bir kış günü 20 kasa hamsi almak için İstanbul’a gittiğini söyledi. O yıllarda kışların çok sert geçtiğini, karın bir-iki ay yerde kaldığını anlatan Küçük, balıkları aldıktan sonra üç tekerlekli motorlarla Topkapı’ya getirildiğini belirtti.

Nakliye kamyonlarının Topkapı’ya geldiği dönemde akşama kadar araç beklediğini söyleyen Küçük, hava kararmaya yaklaşırken kırmızı bir kamyonun geldiğini gördü.

“Nereye gidiyorsun diye sordum. Kırklareli’ne gidiyorum dedi. Balıkları alır mısınız dedim. ‘Arabanın içerisinde yer yok ama arkada gelirsen seni alalım’ dediler. İki-üç dakika düşündüm. ‘Ne olursa olsun gideceğim’ dedim. Ya gideceğim ya da parayı geri alacağız” diye anlattı.

Balıklarla birlikte kamyonun arkasına binen Küçük, yolun yoğun kar ve buz nedeniyle uzadığını söyledi. Normalde İstanbul’dan Lüleburgaz’a dört-beş saatte gelen kamyonun Kırklareli’ne 12 saatte ulaştığını belirten Küçük, brandanın altında yaptığı yolculuğu şöyle anlattı:

“Yollar şimdiki gibi değildi. Her taraf buzdu. Brandanın altına girdim. On iki saat sürdü. Daha bir saat sürseydi donup kalacaktım.”

Kırklareli’ne gece saat 02.00-02.30 sıralarında vardığını söyleyen Küçük, balıkları indirdikten sonra kalacak yer bulamadığını belirtti.

“Dön dolaş sabaha kadar pazar yerinde kaldım. Sabah sekiz, dokuz oldu. Hiç uyku yok. O soğukta gençlik de varmış, dayanma gücümüz varmış. Akşama kadar balıkları sattım ama ben benden geçtim” dedi.

İKİ TANE 500 KİLOLUK KÖPEK BALIĞI

Küçük’ün meslek hayatındaki en dikkat çekici olaylardan biri ise 1993 yılında yaşandı. Balıkçı arkadaşı Recep ile birlikte iki adet yaklaşık 500’er kilogramlık köpek balığıyla karşılaştığını anlatan Küçük, balıkların toplam ağırlığının 1 tona ulaştığını söyledi.

“İki tane beşer yüz kiloluk köpek balığıydı. Geldik bahçeye, yüzdük onları. O zaman millet köpek balığını tanımıyor. ‘Köpek balığı’ desen almayacak, satamayacaksın. Ben de ‘Mersin balığı’ dedim. Eti de ona benziyordu” diye konuştu.

Balıkların hamsi ağlarının içerisinde kaldığını ve balıkçıların kurtulmak için kendilerine verdiğini belirten Küçük, araçlarına yüklemekte zorlandıkları balıkların kuyruklarının 5-6 metreye ulaştığını söyledi.

Etinin beyaz, hafif kırmızımsı ve dana etini andırdığını belirten Küçük, balıkların yaklaşık bir-bir buçuk saat içerisinde satıldığını anlattı. Köpek balığının sağlık açısından faydalı olduğuna dair o dönem duyduğu bilgileri de aktaran Küçük, balığın kanser hastaları tarafından da tüketildiğini söyledi.

TRT’DEN KANAL D’YE KADAR EKİPLER GELDİ

Bir süre sonra köpek balıklarıyla ilgili haberlerin yayılması üzerine televizyon ekiplerinin Lüleburgaz’a geldiğini belirten Küçük, TRT’nin yanı sıra Kanal D, ATV ve Antalya Televizyonu ekiplerinin de röportaj yaptığını söyledi.

Ancak ekipler geldiğinde balığın önemli bir bölümünün satılmış olduğunu anlatan Küçük, başından geçen ilginç olayı şöyle aktardı:

“Balığın kafasını kesmiştim. Sabah dükkânı açmaya geldim, bir baktım kalabalık var. Kameralar var. İki bayan vardı. ‘İnternette gördük, köpek balığını çekmeye geldik’ dediler. İstanbul’dan özel gelmişler. Üç saat beni beklemişler.”

Balığın yalnızca kafasının kaldığını söyleyen Küçük, çekim ekibi için çözüm üretmeye çalıştığını belirtti.

“Kafayı çıkardım. Balığı uzattım ama balık kısalmıştı. Altı metrelik balığın ortasında yaklaşık iki metrelik boşluk vardı. Sandıklar, çeşitli malzemeler ve bezlerle ortasını kamufle ettik. Kafası ve kuyruğu duruyordu. Böyle çekim yaptılar” dedi.

MERT GÖLÜ’NDE 10 YIL

Küçük’ün balıkçılık hayatında İğneada Mert Gölü’nün de önemli bir yeri bulunuyor. Yaklaşık 10 yıl gölde çalışan Küçük, 18-19 yaşlarında burada çadır kurarak balık tuttuğunu söyledi.

Yaz sonu ve sonbahara doğru gölde kaldığını belirten Küçük, o yıllarda İğneada’da gece saat 00.00’dan sonra elektriklerin kesildiğini, telefonla iletişimin de bugünkü kadar kolay olmadığını anlattı.

Bir gece meyhaneden çıktıktan sonra çadırına gittiğini ve uyuduğunu söyleyen Küçük, saatler sonra uyandığında çadırının suyla dolduğunu fark etti.

“Yağmur nasıl yağıyor. İki-üç saat, belki dört saat sonra ıslaklıkla uyandım. Yarı belime kadar suyun içinde yatıyorum. Çadırın içine su girmiş. Gece üç-dört gibiydi. Ormanın içerisindesin, her taraf su. ‘Allah’ım ne yapacağım ben’ dedim. Bir tarafa dönüyorum, bir tarafa dönüyorum. Kahve yok, hiçbir şey yok. O tarafa gitsen köpekler yiyecek. Sabaha kadar dön dolaş. Ateş de yakamıyorsun, her taraf su” diye anlattı.

Bütün bu zorluklara rağmen Mert Gölü’nde balık tutmanın kendisi için büyük keyif olduğunu söyleyen Küçük, o günleri hâlâ unutamadığını belirtti.

DEVAMI YARIN

59 yıllık balıkçılık serüveninin ilk bölümünde Sami Küçük’ün mesleğe nasıl başladığını, 20 kasa hamsiyle çıktığı 12 saatlik zorlu yolculuğu, 1 tonluk köpek balıklarıyla yaşadığı ilginç olayı ve Mert Gölü’nde geçen unutulmaz günlerini anlattık.

Ancak Küçük’ün hafızasında kalan hikâyeler bunlarla sınırlı değil… İki kez patlayan livarlar, gölde kaybolduğu gece, tek seferde yakaladığı 800 kilo kefal, seyyar balıkçılık yaptığı dönemde yaşadığı ilginç olaylar ve mesleği ikinci kuşağa devrettiği yıllar yarınki bölümde.

bottom of page