top of page

AYRILIKÇI GÖRÜŞ FAALİYETLERİ

14 Eki
2 dakikada okunur

İÇERİDE ENTEGRASYON DİYORLAR, DIŞARIDA ULUSLARARASI STATÜ ARIYORLAR

PKK/KCK bağlantılı KNK, 3 Ekim’de Brüksel’de “Kürtlerin Birleşmiş Milletler’de Temsili Konferansı” düzenledi. Toplantıda ortak Kürt temsili, “dört parça”, uluslararası statü, kendi kaderini tayin, öz yönetim ve demokratik konfederalizm kavramları öne çıktı.

KNK’nin kurucu anlayışı Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında bölünmüş bir “Kürdistan” kabulüne dayanıyor. Brüksel’de de bu anlayış uluslararası temsil ve statü talebine dönüştürüldü.

KCK yöneticisi ortak temsil mekanizması, ortak komite, imza kampanyası ve Kürt Ulusal Konferansı çağrısı yaptı; KCK’nin süreci bütün gücüyle desteklediğini açıkladı. DEM Parti milletvekili de aynı toplantıda yer aldı.

Öcalan’ın “demokratik konfederalizm” anlayışının “içsel kendi kaderini tayin” çerçevesinde değerlendirilmesi de siyasi hattın yönünü gösteriyor:

Ayrı halk → kendi kaderini tayin → öz yönetim → demokratik konfederalizm.

Konferansın sonuç bildirgesinde Türkiye, İran, Irak, Suriye ve diasporadan milyonlarca imzanın BM’ye sunulması, ortak temsil komitesi kurulması ve Kürt siyasi parti ve örgütlerinin bir “Ulusal Konferans” toplaması kararlaştırıldı. BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri başta olmak üzere devletlerden destek istendi.

İçeride “demokratik Cumhuriyete entegrasyon”, dışarıda “ayrı ulusal özne ve uluslararası statü” dili kullanılıyor.

“Federasyon istemiyoruz” deniliyor; demokratik konfederalizm savunuluyor.

“Özerklik istemiyoruz” deniliyor; öz yönetim konuşuluyor.

“Ayrı devlet istemiyoruz” deniliyor; dört parçayı kapsayan ortak siyasi temsil ve uluslararası statü aranıyor.

Türkiye açısından ölçü; kavramların adı değil, ortaya çıkarılmak istenen siyasi yapıdır.

Üstelik bütün bunlar, 7595 sayılı Kanun PKK/KCK’nın ve “bununla bağlantılı her türlü oluşumun” fiilî varlığının sona ermesini esas almışken ve PKK kendini feshetti algısı güçlendirilirken yapılıyor.(PKK sözde kendini feshetmişti. Bu nasıl feshetmekse.)

Silahla gerçekleştirilemeyen hedefler yeni kurumlar, yeni kavramlar ve uluslararası hukuk diliyle de sürdürülüyor.

Brüksel toplantısı bu açıdan yalnızca bir konferans değildir. Buradaki toplantı konusunun hukuki meşruiyeti de yoktur. Ancak bu Kürt meselesini uluslararası alanda “PKK-terör-güvenlik” ekseninden çıkarıp “ulus-kendi kaderini tayin-statü” eksenine taşıma girişimidir.

Bu da uluslararası destek üreterek Türkiye üzerinde siyasi baskı oluşturabilecek yeni bir zemin arayışıdır.

Bir sonraki aşamada dikkat edilmesi gereken risk şudur: silah bırakmış örgüt mensuplarının demokratik siyasete katılması adına açılacak hukuki alanın, bu ayrı siyasi öznenin Türkiye içinde kurumsallaştırılmasının meşruiyet zeminine dönüşmesidir.

Silah bırakmak önemlidir.

Ama silahla değiştirilemeyen Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet, millet, ülke ve egemenlik esasları, başka araçlarla tartışmaya açılamaz.

Hiçbir uluslararası kurum ve dış güç buna zemin oluşturmamalıdır. Buna zemin hazırlayanlara karşı tepki dile getirilmelidir.

"Türkiye Cumhuriyeti devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir."

"Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini korumaktır."

"Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir."

"Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır."

"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir."

 Milli birlik ve beraberliğimizin korunması, ayrılıkçı görüş ve düşüncelerin gündeme getirilmemesi için yetkili kişi ve kuruluşların mutlaka ama mutlaka gerekli tepkiyi göstermeleri gerekir. Bu gün bu ayrılıkçı faaliyetlere tepki göstermeyenlerin gündeme gelebilecek başkaca etnik taleplerin önüne geçmesi mümkün olmayacaktır.

 

bottom of page