top of page

ALIN SÜPÜRGERİ ÇOK İŞİMİZ VAR !

MESUT SARIOĞLU YAZDI...

ree

Bölgede yaşayan herkesin her gün kişi başına 230  litre su tükettiğini yazdığımdan bu yana gören ya da telefonumu bilen kim varsa şaşkınlık nidaları ile bu verinin doğru olup olmadığını soruyor. Arayan soran herkese cevap vermek beni mutlu ediyor. Açıklamamım ardından son sözümü söylüyorum;

‘ Şaşırmak yetmez, bunları şaşırmanız değil birlikte  düşünmemiz için yazdım.’

İlaç niyetine bir gıdım öneri bile gelmedi. Genel eğilim topu yerel yönetime atmak ve işin içinden sıyrılmak yönünde. Ama kazın ayağı artık öyle değil. Şebeke hatları değiştirilirken yaşanan susuzluk haline bile katlanamayan bir halkız biz. Emin ağanın ‘ Yerin altına para gömecek kadar salak mıyım ben ‘ ideolojisi bir süre kesintili su almamıza  neden olunca, mevcut başkanı çarmıha germe yarışı vardı kasabada. O fragman bile değildi. Ana hat değişiyordu, ama yaşlı kovboy zamanında Fen İşleri birimi lav edilince, şehrin alt yapı hafızası da yok olmuştu. O yüzden planlanan değişim sarktı ve kısa süre susuz kaldık. Oysa size anlattığım verilerde alt yapı sorunu değil topyekun susuzluk sorunu başımıza bela olacak.

Bir koyun sürüsü misali peşinden sürüklendiğimiz vurdumduymazlık hepimizi bir maştırapa suya mahkûm edecek. Hem de öyle elli yıl sonra falan değil. Beş bilemediniz on yıl sonra ilk kallavi tokadı yiyeceğiz. Topyekun şapşallıktan, topyekun bir dikkate ve dirence iltica etmeliyiz.

Toplum olarak ‘bana ne be bana ne beni dert mi tutar ’  minvalindeki kaçamağımız bu konuda artık hiçbir işe yaramayacak.

Yerel yönetim açıkça bu konuyu gündeme taşımalı, halkı su konusunda bilinçlendirmeli. Özellikle çocuklara yönelik su temalı eğitim programları geliştirmeli ki gelecekte su konusunda bilinçli bir toplum yaratalım.. Yetişkinlerden pek umudum yok o yüzden, gerekirse boşa akan suyun hesabını tutup, sorunu cezalandırma yöntemi ile çözecek.

Ankara yok olan yeraltı sularımız için yapılacak işlerin yol haritasını çıkarmalı. Bölgeye, asgari ücretli göçü dışında hiçbir katkısı olmayan ama yeraltı sularımızı hortumlayan tekstil fabrikaları bölge dışına çıkarılmalı. ( Ki sadece ekonomik nedenlerle değil yeraltı su kaynaklarının tükenmesi ile de göçe başladılar. Fizana kadar yolları var. ) Tarım bakanlığı yeraltı sularını kullanan tarım ürünleri yerine daha az yeraltı suyu kullanan ürünlerin ekimini zorunlu kılmalı.

Uzmanlara göre sofraya gelen bir kilo dana eti için tüketilen su miktarı 15 ton. İnanmadınız biliyorum ama bu veriler TUİK’ ten değil bu alanda bilimsel çalışmalar yapan bilim adamlarından geliyor. Bu yüzden bölgedeki büyük baş hayvancılık tasfiye edilip bölge doğasına uygun küçük baş hayvancılığa geçilmeli. Bölgede cirit atan yabancı menşeli hayvancılık şirketleri halkın su hakkı için gerekirse kendilerine ve hayvanlarına Uruguay gemi bileti alınarak, atta gönderilmeliler. Uruguay’ın yağmur ormanları var, biz de ise orman kaldı, ne de yağmur.

Kaynaca’daki su kaynağı üç beş hayvan çiftliği ve bir iki tekstil fabrikasına kurban edilmeden rezerv alanlarda biriktirilerek halkın kullanımına açılmalı. Ergene boyundaki çiftliklere arıtma tesisi kurma zorunluluğu getirilip denetimler yapılmalı. Hem sularımızı hem ozon tabakamızı kirletip karını alıp kenara çekilenlerden hesap sorulmalı. Köylerin Ergeneye arıtılmamış su bırakmasının önüne geçilmeli. İl Genel Meclisi köylere tuvalet yapma gibi şirinlik  projelerini erteleyip bölgenin bu temel sorununa odaklanmalı.

Alınacak yüzlerce önlem var. Bunları günler boyu yazabilirim. Ama biliyorum ki sıkılırsınız.

Asıl çözüm yolu,  alınacak önlemlerden çok,  bizim yurttaş olarak gelmekte olan felaketi fark etmemizden geçiyor.

Topu sadece yerel ya da genel yönetime atmaktan vazgeçme zamanıdır.

Çünkü hepimiz susuz kalacağız.

Yakın gelecek bir damla suya ihtiyacımız olacak. Önce kendi evimizin önünü süpüreceğiz sonra da aynı kararlıkla suyumuzu çalanlardan hesap soracağız.

Yorumlar


bottom of page