“Zurna toprağın nefesidir”
- Özlem KARAKOYUN

- 18 Eyl 2025
- 6 dakikada okunur
İnsan kendi kültürünün sesini görünce, ona kayıtsız kalamıyor. Ben de kendimi en çok zurnada buldum.
Bizim iş biraz yolculuktur; davet nereye olursa, biz oradayız. Çünkü zurna sadece müzik değil, bir kültür taşıyıcısıdır.
Enstrüman bizim sözle ifade edemediğimizi icra ederek ettiğimiz ve o anki yaşantımızı ona yansıttığımız hissiyatlarımızı yansıttığımız bir alet.
Lüleburgaz’da koruma altına alınması gereken bir enstrümandır zurna: İyi analiz edilse, koruma altına alınması gerektiğini bilecekler. Hiçbir değerimiz yok kendi memleketimizde
Zurnanın nefesi biraz da toprağın nefesidir aslında.
Lüleburgaz’ın uluslararası zurna ustası Ahmet Özden, Lüleburgaz sevdasını ve zurnası ile çıktığı yolculukları Görünüm’e anlattı.






O sadece Lüleburgaz’da değil, tüm dünyada tanınan uluslararası bir zurna ustası. Ahmet Özden, Lüleburgaz doğumlu hayata müzikle gözlerini açmış bir adam.
Lüleburgazlılar onu Pinhani ile LÜBİFEST’te sahne alırken de gördü ama o daha önceden de çok kez bu grup ile beraber sahne almıştı.
Belki çoğu izleyici onu tanımıyordu. Ama onun için önemli olan onun tanınması değildi, kaybolmaya yüz tutmuş zurna kültürünü tanımalarıydı.
İşini aşkla yapan bir adam olduğunu mütevazi tavırlarından da anlamak mümkün olan Ahmet Özden Lüleburgaz sevdasını ve zurnası ile çıktığı yolculukları Görünüm’e anlattı.
Ahmet Özden ile kaba zurna bir bütün gibi görünüyor. Zurna üstadı Ahmet Özden’i biraz anlatır mısınız?
Ahmet Özden Lüleburgaz doğumlu 1962 yılı kayıtlı ama aslında 1960 doğumlu. İş hayatıma küçükken anne tarafımın uğraştığı dayılarımın yaptığı ticaret hayatıyla başladım. Ama baba tarafım müzikle uğraşıyordu, daha ağır bastı benim için ve müzisyen olmam lazım diye düşündüm.
Dedem meşhur Selanik’ten gelmiş Tahircik lakaplı Tahir usta. İyi ve bölgede çok önemli bir zurna icracısıydı. Burada birçok kişi ondan zurnayı öğrenmiş. Tabi ki bize de miras kaldı. Babam davul çalıyordu, amcalarım zurna. Evde bir zurna vardı, büyükbabamdan. Babam, ‘Üfle bakayım,’ dedi. Merakla üflüyorsun, çözüyorsun. Basit bir parçayı öğretmişti, ben Gamlı Hazan. Onunla başladım. Sonra köy düğünlerine gitmeye başladık. Dem zurna kullanıyordum. Miniktik, ‘Aa çalıyor!’ oluyor. Sevgi görüyoruz, karşılığında para takıyorlar. Amcalarımla 9 yaşında başlayıp 15-16 yaşına kadar devam ettiğim süreçte 16 yaşında kendi grubumu kurup köy düğünlerinde işimi yapmaya başladım. Tabi ticareti de bu dönemde aynı zamanda boş kaldığımda yapmış oldum. Her iki meslekte hayatımı idame ettirdim.
O kadar enstrüman arasından neden zurna?
Ben tenor saksafon çaldım askere gidene kadar. Çünkü babamda bandoda tenor saksafon öğrenip, burada Lüleburgaz’ın ilk orkestrasını kurmuştu. Babam tenor saksafon çaldığı için o enstrümandan faydalandım. Yani askere gidene kadar tenor saksafon çaldım. Bu arada zurna da çaldığım için, zurna o kadar çok perdeli aletin içinde az bir perdesi olan, hatta bana kullanımda daha rahat bir enstrüman oldu. Onun için geliştirdim. Buna müzikal anlatımda transpose deriz biz. Dizelerin ana kalıpların dışında da çalma yeteneğim yükseldi. O benim avantajım oldu. Zurna da tabii ki miras olduğu için dededen yadigardı. Biz de, bu kültürü devam ettiriyoruz en iyi şekilde. Bir de düşün, bizim topraklarda doğumda, düğünde, bayramda, askere uğurlamada hep zurna var. İnsan kendi kültürünün sesini görünce, ona kayıtsız kalamıyor. Ben de kendimi en çok zurnada buldum.
Sadece şehir içi mi performans veriyorsunuz?
Hayır. Burada, şehir dışında ve yurtdışında çaldım çalıyorum ve gücüm yettiğince de bizim toprakların sesi olmaya devam edeceğim. Çoğu bilindik büyük ülkelere gittim, bir Hindistan‘a gitmedim sanırım. Kalan birçok ülkeye ve Türkiye’nin doğusunda birkaç şehir hariç birçok şehre gittim. Bazen bir köy düğününde sabaha kadar çalarız, bazen de büyük şehirde bir sahnede binlerce kişiye… Ama zurnanın özü değişmez. Şehirde mikrofonla da çalsam, köyde çıplak nefesle de çalsam aynı ruh çıkar.
Bizim iş biraz yolculuktur; davet nereye olursa, biz oradayız. Çünkü zurna sadece müzik değil, bir kültür taşıyıcısıdır.
Her enstrümanın bir enerjisi olduğunu biliyoruz. Kemanın farklı, piyanonun farklı, gitarın farklı gibi birçok enstrümandan bahsediyoruz. Sizce zurnanın enerjisi nasıl?
Doğru diyorsun, her sazın bir nefesi, bir ruhu vardır. Keman ince ince ağlatır, piyano kibar kibar konuşur, gitar gönül teline dokunur. Ama zurna öyle değil… Zurna bir köyün düğününde davulla omuz omuza çalınca, bütün meydanın enerjisini yerinden oynatır.
Zurnanın nefesi biraz da toprağın nefesidir aslında. O yüzden kim dinlerse dinlesin, ister köylü olsun ister şehirli, içinde mutlaka bir kıpırtı uyanır. Zurna tabii ki gruplarda bir kemanın yanında çaldığında kemanın sesini ses dizaynını örten güçlü bir alet, çıkan sesin alt sese bir çaput koyup sesi biraz daha kıstığında kemanla beraber meşk edebilir. Tabii ki o dediğiniz anlamda da keman ne kadar duygusal oluyorsa, zurna da o kadar duygusal olur. İcracıya bağlı yani. İcracı eğer o atmosferi aşk meşkle yaşıyorsa eğer onu da enstrümanına yansıtır.
Diğer yörelere göre bizim yöremizdeki zurnanın farkı ne?
Türkiye olarak biz çok güzel bir mozaik taşlarıyız birbirimizin tamamlıyoruz. Bu kültürde her yörede güzeldir, tabii ki biz de Trakyalı olduğumuz için bizim enstrümanımız en güzel deriz. Ama parantez açarak söylüyorum Trakya enstrümanının özelliği her tarz müzikte eşlik edecek şekilde olduğu için bizim zurnamız, biraz daha gruplarda çalabilecek kapasitede.
Ege tarafında efe gibi çalar; mert, tok ve biraz da meydan okur. Karadeniz’de hızlıdır, horona ayak uydurur. İç Anadolu’da ağır havalarla insanı düşüncelere salar. Doğu’da ise öyle yanık yanık gelir ki, dinleyenin ciğerine işler. Ama bizim yörenin zurnasında başka bir sıcaklık vardır. Bizim hava kıvraktır, oynatır; davulla buluşunca yerinde duramazsın. Ezgilerimiz insanımızın neşesine, coşkusuna göre şekillenir. Yani bizim zurna, bizim insan gibi: samimi, içten ve biraz da delişmen.
Zurna bir insan olsaydı karakteri nasıl olurdu?
Çok güçlü olurdu. İnsanlarda olan her şey enstrümanlarda da var. Zurna bir insan olsaydı, öyle sessiz köşeye çekilip duran biri olmazdı. Meydancı olurdu, yiğit olurdu. Ne düşünüyorsa, ne hissediyorsa pat diye söylerdi. Samimi, içten, hiç maskesi olmayan bir insan. Bir de zurna hem ağlar hem güler. Yani bazen yanık yanık ağıt yakar, bazen de öyle bir neşe saçar ki herkes ayağa kalkar. O yüzden karakteri hem duygusal, hem de coşkulu olurdu.
Biz yaşadığımızı ifade ediyoruz duygulu anımızda çok duygulu çalarız kızdığımızda çok sert çalarız. Bu insanın kendi benliği gibi bir şey. Enstrüman bizim sözle ifade edemediğimizi icra ederek ettiğimiz ve o anki yaşantımızı ona yansıttığımız hissiyatlarımızı yansıttığımız bir alet.
Geçmişe baktığınızda aklınıza gelen acı ya da tatlı, dönüm noktam dediğiniz anılarınız var mı?
Beni en çok etkileyen hayatımın dönüm noktası olan Okay Temiz ile 1990 yılında tanışmam oldu. Zaten o zaman Fikri Sağlar dönemiydi, Sağlar Kültür Bakanı olmuştu. Biz o zamanlar Kültür Bakanlığı sanatçısı olacaktık. Gerekli raporları evrakları ayarlamıştık işte sonra şimdi de olduğu gibi siyaset Türkiye vatandaşlarının hayatını etkileyen bir olgu oldu. O zamana da yansımıştı ve bizim işimiz iptal olmuştu. Siyasi güçlü olan kişiler o grubu kurmuş oldular. Biz 11 veya 15 kişilik grupla Kültür bakanlığı sanatçısı olacaktık. Şu an 2025 yılında düşünebiliyor musun Kültür bakanlığı sanatçısı olmuş mahalli bir müzisyen ve çok önemli mahalli kültürü yansıtan enstrümanın. Kültür Bakanlığında değer gören bu iş, Lüleburgaz’da aynı değeri göremedi.
Lüleburgaz’da koruma altına alınması gereken bir enstrümandır zurna: İyi analiz edilse, koruma altına alınması gerektiğini bilecekler. Hiçbir değerimiz yok kendi memleketimizde. O zamanlar devlet sanatçılığı projesi işi iptal olunca, Okay Temiz Türkiye’yi terk etti Finlandiya‘ya yerleşti ve oradan idare etti. Biz dünya ülkelerini gezdik, onunla buluşmam tabii ki benim için büyük bir avantaj oldu. Müzik anlayışım değişti. Zurnanın alaylarda çaldığı gruplarda çalamadığı saplantısını bozduk, o tabuları devirdik yani. Kullanabilen bir usta olursa her grupta çalar. Grubun ifade edeceği rengi anladığı an, o tarzda eğer aleti kullanacak ustalığı varsa o grupta paylaşılmaz bir adam olur ve o enstrüman orada renk alır, olması gereken olur. Mesela benim ikincim yok kaba zurnada Türkiye genelinde. Kaba zurnanın unutulmaya yüz tutan bir enstrüman olduğunu düşünüyorum Lüleburgaz’da.
Davul zurnanın da olduğu, ama birçok enstrümanın da olduğu bir bando kurmak çok isterim yaşadığım süreçte.
Amerika’nın en ünlü saksafoncusu Pharoah Sanders ile İstanbul’da Cemal Reşit Rey konser salonunda iki gece konser verdik. İkimiz nefesli sazlı enstrümanlar kullandık. Bir de Amerikalı bir müzisyen piyano kullandı. Okay Temiz’de efektli aletler ritimler falan. İkimiz solist olarak sahne aldık ve bayıldı halk. O gece bana teklif geldi o zaman pozitif şirketi vardı. Dediler Ahmet abi ben sana proje yapacağım ama Okay Temiz’i Türkiye’de konserlerinden yavaş yavaş çekiliyorsun, yurtdışı kesinlikle. E tabi Lüleburgaz’da köylerden gelmişim köylerde benim hayatım geçti, biz de sevgi saygı çok önemliydi tabii teklifi hemen reddettim. Dedim olur mu ya zurnayı böyle bir değere konmuş bir kişiliği nasıl terk ederim bırakabilirim. Bu gibi bir dönüm noktası olabilecek şeyi bile ben saygıdan dolayı reddettim ve Pharoah Sanders ile yapmış olduğum konser benim için çok önemli bir dönemdi zurnanın ne kadar değerli bir enstrüman olduğunu az da olsa ifade ettik orada. İki gece Cemal Reşit Rey ve bir gecede Ankara Hilton‘da konser verdik. Konserlere gelen konservatuvar öğrencileri, Amerika’dan çok önemli bir müzisyen gelmiş birçok alet çalıyor 7-8 parça alet var zurnayı herkes merak ediyorlar, bizim bildiğimiz zurna mı diye sıraya geçip zurnayı incelediler. Türkiye’de bilinen bir enstrüman çalıyorum ama herkes çok bildiğini zannediyor, hiçbir şey bilmiyorlar ve orada öğreniyorlar diyorlar ki evet bizim ülkemizin ve yöremizin Trakya’mızın bir zurnacısı bu kadar güzel eşlik edebiliyormuş deyip, niye şimdiye kadar başka yerlerde izlemedik diye üzüntülerini belirttiler.
Lüleburgaz Belediyesi’nden bir beklentiniz var mı?
Ben Lüleburgaz aşığıyım, Lüleburgaz’da doğdum ve dedelerimiz mübadelede göçle gelmişlerdi. Esas Lüleburgazlı benim, babam da Lüleburgazlı. Ben Lüleburgaz için Amerika’da teklif gördüğüm halde Amerika’yı geri çevirdim, Hollanda’da Amsterdam’da orkestrada büyük teklif gelmesine rağmen geri çevirdim. Tüm bunları Lüleburgaz‘ı sevdiğim için yaptım ama burada hiçbir değerimiz yok.
Söz de var ama icraatta yok. Bir beklentim yok, ama kültürümüze faydalı olmak elimden geleni yaparım. Keşke yaptıklarımızı bir gözden geçirseler. Kim bu adam ne yapıyor diye. Yurtdışında Lüleburgaz’ın ilk kültür elçiliğini bile ben yaptım.


