Sobanın Başındaki Masallar
- gorunumhaber

- 28 Ağu 2025
- 2 dakikada okunur

Nazlı Işık Tan yazdı...
Bu akşam yağmurla birlikte çocukluğum düştü aklıma. O kış akşamları… Evimizin küçük salonunda soba yanar, üzerindeki borudan çıkan çıtırtılarla ev dolup taşardı. Sanki soba sadece evi değil, yüreğimizi de ısıtırdı. Annem o çok istediğim kırmızı eldivenleri örerken, ben babamın dizine başımı koymuş, gözlerimi kapatmışım.
“Keloğlan bir gün yola çıkmış…”
Ne çok özlüyorum O sesi; sanki dünyanın en güvenli yorganıydı üzerimde. Daha ilk cümlede göz kapaklarım ağırlaşır, ama yine de uyumamak için direnir, masalın sonunu yakalamaya çalışırdım. Babam anlatırken, sobanın alevi gölgelerle odayı dans ettirir, ben kendimi başka âlemlere yolculuk eder gibi hissederdim. Keloğlan, Karakaçan ve ben rüyalar aleminde buluşur maceradan maceraya koşardık.
Ama bir masalı hiç unutmam… Babam başlamıştı:“Bir zamanlar uzak bir köyde, geceleri yıldızlarla konuşan küçük bir kız yaşarmış…”İşte orada uyuyakalmışım. Masalın sonunu hiçbir zaman öğrenemedim. Belki de babam da tamamlamadı. Ama yıllar geçti, ben büyüdüm, evlendim, çocuklarım oldu… Hâlâ içimde o yarım kalan masal var. Belki de hiç bitmesini istemediğimden bir sonu olmasını istemedim. Bir yıldız kaydığında hâlâ fısıldarım: “Baba, o küçük kız ne oldu?”
En çok da babamın sesinde gizli olan huzuru özlüyorum. O ses, sadece masalı değil, dünyayı da taşıyordu bana. Onun dizinde uyuyakalmak, hayatımın en huzurlu zamanlarıydı.
Bugün çocuklara bakıyorum. Ellerinde tabletler, kulaklarında kulaklıklar. Masallarını çizgi filmlerden, bilgisayar oyunlarından öğreniyorlar. Belki renkli, belki çok sesli… Ama bir şey eksik: Sesin sıcaklığı. Masalı anlatanın sevgisi. Bir çocuğun gözünün içine bakarak, kelimeleri onun kalbine bırakan anne babanın sesi…
Benim çocukluğumda masallar huzurdu, aileydi, sevgiydi. Masallar, sobanın dumanına karışıp evimizin tavanında bir yıldız gibi parlıyordu. Şimdi masal gibi evlerde masallar kayıp. Çocuklar babalarının annelerinin dizinde değil, ekranın soğuk ışığında uyuyor ve aynı soğuk ekrana uyanıyor telaşla; bir koşuşturmaca, bir curcuna evin içinde.
Ben çocukluğumu özlüyorum, ellerim üşüyor. Balkona çıkıp gökyüzüne bakıyorum. Yıldızlar beni bekliyor sanki. Sessizce fısıldıyorum,“Anne… Hiçbir eldiven kırmızı eldivenlerim kadar ısıtmıyor. Senin elinin lezzetini hiçbir zaman tutturamıyorum biber dolmasında.
Sonra babama sesleniyorum. “Baba… Her yıldız bir kelime, her bulut bir cümle… Dinle beni, olur mu?” Hiç bitmeyen bir masal anlatacağım sana.
O küçük kız sizi çok özledi.’’


