top of page

Sevginin adı: Ayça

Lüleburgaz’a bağlı Kırıkköy’de yaşayan Ayça Varol’un yaşam hikayesi, bir annenin yıllara yayılan sabrı ve eğitimin gücüyle umut veren bir başarıya dönüştü. Down sendromuna rağmen hayata güçlü tutunan Ayça, sevgi, emek ve kararlılıkla birçok engelin aşılabileceğini bir kez daha gösterdi.

21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü kapsamında Özel Burgaz Irmak Rehabilitasyon ve Eğitim Merkezi’ni ziyaret ettik.

Merkezde eğitim gören 30 yaşındaki Ayça Varol’un yaşam öyküsünü, annesi Esma Varol’dan dinledik.

Gazetemize konuşan 64 yaşındaki Esma Varol, kızını 34 yaşında dünyaya getirdiğini, Ayça’nın down sendromlu olduğunu ise henüz 2 aylıkken öğrendiğini belirterek o günden bugüne uzanan süreci tüm açıklığıyla anlattı.

Kırıkköy’den Lüleburgaz’a yıllardır süren eğitim yolculuğunun sabır, emek ve kararlılıkla nasıl şekillendiğini paylaşan Varol, bir annenin vazgeçmeyen mücadelesinin çocuğunun hayatını nasıl değiştirdiğini gözler önüne serdi.

O günü hala dün gibi hatırladığını belirten Varol, yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı: “Hastalanmıştı bir gün, doktora götürdük. Daha 2 aylıktı. Doktor bana önce ‘Çocuğunuzda bir problem var.’ dedi. Bu cümleyi işittikten sonra orada donakaldım. Sonra ardından, ‘Çocuğunuz down sendromlu. Yürüyemeyebilir, konuşamayabilir, yemeğini yiyemeyebilir. Her şeye hazırlıklı olun’ dedi.” O an büyük bir şok ve belirsizlik yaşadığını ifade eden anne Varol, eve döndükten sonra bir süre bu durumu kabullenmekte zorlandığını, ancak zamanla kızının gelişimiyle birlikte umudun yerini aldığını söyledi.

Ayça’nın gelişim sürecinde en büyük rolün eğitim ve aile desteğine ait olduğunu vurgulayan Esma Varol, kızını çok küçük yaşlardan itibaren eğitimle buluşturduklarını belirtti. Yıllardır Kırıkköy’den Lüleburgaz’a düzenli olarak gidip geldiklerini ifade eden Varol, bu sürecin hem maddi hem manevi büyük bir fedakarlık gerektirdiğini söyledi. “Ayça’nın eğitimi için aynı gün içinde iki farklı merkeze götürdüğüm çok oldu. Bazen çok yorulduk ama hiçbir zaman bırakmadık” diyen anne Varol, kızının eğitim başarısını şu sözlerle anlattı: “Ezberi çok iyi, yazısı inci gibi. Otuz kişinin doğum tarihini ezbere bilir, unuttuğunu hiç görmedim Bir gördüğü insanı bir daha unutmaz. Sayılarla arası çok iyi. Haftada bir hikaye bitirir.”

Ayça’nın en zorlandığı süreç ise konuşmayı öğrenme dönemi oldu. 8 yaşına kadar yalnızca “anne” ve “baba” diyebilen Ayça, bazı kelimeleri yanlış söyleyerek kendini ifade etmeye çalışıyordu. “Muz diyemezdi, ‘zum’ derdi. Çekiç diyemez, ‘çekit’ derdi. Bazen ne dediğini sadece biz anlardık” sözleriyle o günleri anlatan Varol, bu sürecin sabır, tekrar ve yoğun emek gerektirdiğini belirtti. Bu noktada özellikle öğretmeni Hande’nin büyük katkısı olduğunu söyleyen anne, “Öğretmeni bana Ayça’nın söyleyemediği kelimeleri yazardı, biz de evde sürekli tekrar ederdik. Günlerce aynı kelimeyi çalıştığımız olurdu ama hiç pes etmedik. Zamanla yavaş yavaş konuşması açıldı” dedi.

“ZAMAN İÇİNDE BÜYÜK BİR DEĞİŞİM GÖSTERDİ”

Zaman içinde büyük bir değişim gösteren Ayça, bugün kendi hayatını büyük ölçüde bağımsız sürdürebilen bir birey haline geldi. Kişisel bakımından ev işlerine kadar birçok konuda yetkin hale gelen Ayça’yı anlatan annesi, “Temizlik yapar, çamaşır katlar ama öyle düzgün katlar ki dümdüz olur. Kışlık gıda hazırlığı yapar benimle beraber, örgü örer. Bir kere gösterdim, hemen öğrendi. Bahçeye çıkar toprakla uğraşmayı çok sever” ifadelerini kullandı. Ayça’nın öğrenmeye olan ilgisinin hiç azalmadığını vurgulayan Varol, kızının günlük yaşamda sürekli üretmeye ve öğrenmeye devam ettiğini söyledi.

“OKUMA YAZMAYI ÖĞRENMESİ DÖNÜM NOKTASI OLDU”

Ayça’nın hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri okuma yazmayı öğrenmesi oldu. Bu sürecin kendisi için büyük bir gurur kaynağı olduğunu dile getiren Esma Varol, “En çok bunun için uğraştım. 8 yaşında başladı ve diğer çocuklarla aynı şekilde öğrendi. Şimdi bir yere gittiğinde kimseye ihtiyaç duymuyor, kendi işini kendi halledebiliyor, yazılanı okuyabiliyor” dedi. Bugün düzenli olarak kitap okuyan, hikayelerle ilgilenen ve derslerini kendi başına yapan Ayça’nın bu başarısı, ailenin en büyük mutluluklarından biri olarak öne çıkıyor.

Sosyal açıdan da büyük bir gelişim gösteren Ayça, eskiden insanlardan çekinen bir çocukken bugün herkesle iletişim kurabilen, güler yüzlü ve sevgi dolu bir birey haline geldi. Köyde herkes tarafından tanınan ve sevilen Ayça’nın, girdiği ortamlarda kısa sürede kendini kabul ettirdiğini belirten anne Varol, “Eskiden insanlardan kaçardı, şimdi herkesle konuşuyor, herkes onu seviyor. Girdiği her yerde kendini sevdiriyor” sözleriyle kızının değişimini anlattı.

Toplumdaki önyargılara da değinen Esma Varol, zaman zaman karşılaştıkları bakışların kendilerini üzdüğünü ancak buna rağmen hayata güçlü tutunduklarını söyledi. “Bazı insanlar yolda yürürken dönüp dönüp bakıyor. Bu insanı üzüyor ama ben onlara ‘Onun senden eksiği yok, fazlası var’ diyorum” ifadelerini kullandı. “Bir çocuğun ‘farklı’ olması, onun eksik olduğu anlamına gelmiyor; asıl eksiklik, insanların bunu anlayamamasında. Ben bunu Ayça’yla öğrendim. O bana hayatta hiçbir şeyin umutsuz olmadığını, sevginin en zor kapıları bile açtığını gösterdi. Bugün dönüp baktığımda şunu net söylüyorum: Ayça’yla birlikte yaşadığım her zorluk, aslında bana verilen en büyük güç oldu.” sözleriyle Ayça’nın kendini ayakta tutan bir güç kaynağı olduğunu belirtti.

“Ayça benim sırtımda bir kambur değil, aksine bana destek olan bir evlat” diyen Esma Varol, kızına duyduğu sevgiyi en net şekilde bu sözlerle ifade etti. Aile içindeki dayanışmaya da dikkat çeken anne, eşinin de sürecin her aşamasında büyük destek verdiğini belirtti. Günlük yaşamda birbirlerini tamamladıklarını söyleyen Varol, küçük detayların bile birlikte çözüldüğünü anlattı. “Mesela Ayça ayak tırnaklarını kesemez, benim de gözüm görmez. Babası keser, hiç üşenmez, hiçbir zaman şikâyet etmez. Evde herkes birbirine destek olur” diyerek aile içindeki uyumu vurguladı. Ayrıca annesinin yatalak olması nedeniyle zaman zaman onun yanında kaldığını, bu süreçte Ayça’nın babasıyla evde kaldığını, birlikte vakit geçirip sohbet ettiklerini ve hatta zaman zaman tatlı tatlı atıştıklarını da anlattı.

Ayça’nın dini hassasiyetinin de zamanla geliştiğini belirten Esma Varol, başörtüsünü bir öğretmeninden etkilenerek kendi isteğiyle takmaya başladığını söyledi. “Kendi istedi, çok sevdi. Öğretmeninin dine olan yaklaşımı onun da ilgisini çekti. Şimdi başını her gün kendi yapar, iğnesine kadar kendisi takar. Kıyafetine göre başörtüsünü seçer, süslüdür benim kızım” diyerek kızının bu konudaki özenini anlattı.

Ayça’nın 2 yaşından beri eğitim aldığını vurgulayan Varol, çevreden gelen “Hala okula mı gidiyor?” sorularına ise net bir cevap verdi: “Bastonu elime alana kadar götüreceğim. Eğitimden asla vazgeçmeyeceğim.” Bu sürecin kendileri için bir zorunluluk değil, bilinçli bir emek ve hayatın doğal bir parçası olduğunu ifade eden Varol, yıllar boyunca Ayça’nın gelişimini adım adım takip ettiklerini söyledi. Ayça’nın okula büyük bir istekle gittiğini, sabahları hazırlık yaparken bile heyecanlandığını belirten anne Varol, “Öğretmenlerini ve arkadaşlarını görmek onu çok mutlu ediyor, orada kendini daha güçlü hissediyor” dedi. Eğitimin sadece akademik değil, sosyal anlamda da Ayça’ya çok şey kattığını vurgulayan Varol, onun zamanla daha özgüvenli, daha iletişime açık bir birey haline geldiğini ifade etti.

Hamilelik sürecine dair kendisine yöneltilen “Down sendromlu olduğunu bilseydiniz aldırır mıydınız?” sorusuna ise Esma Varol’un cevabı net oldu: “Onun yaşama hakkını almaya hakkım yok. Ben onu Allah’tan böyle kabul ettim. İyi ki benim kızım. O güne dönsem yine doğururdum.”

Down sendromuna dair öğrendiği bazı fiziksel özellikleri de paylaşan Varol, Ayça’nın avuç içi çizgisinin düz olduğunu, bunun down sendromlu bireylerde görülebilen bir özellik olduğunu ifade etti.

“BENZER DURUMDA OLAN AİLELERE DE SESLENDİ”

Benzer durumda olan ailelere de seslenen Esma Varol, sevgi ve disiplinin önemine dikkat çekerek şu uyarıda bulundu: “Onları asla yalnız bırakmayın, her zaman yanlarında olun. Ama her istediklerini de yapmayın. Hayatın gerçeklerini öğrenmeleri gerekiyor. Bazen ağlasalar bile ‘hayır’ demeyi bilin. Çünkü en büyük gelişim sevgiyle birlikte verilen doğru eğitimle olur.”

Kırıkköy’den Lüleburgaz’a uzanan yılların emeği, Burgaz Irmak Rehabilitasyon ve Eğitim Merkezi’nde devam eden eğitim süreci ve bir annenin hiç bitmeyen mücadelesi… Esma Varol’un hikayesi, 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü’nde bir kez daha gösterdi ki; sevgi, sabır ve eğitim bir araya geldiğinde hayatlar değişebiliyor, imkansız denilenler emekle ve inançla gerçeğe dönüşebiliyor.

bottom of page