top of page

Mahallenin İnci ablası!

“Hayalini emekle büyüttü”

17 yaşında başladığı çalışma hayatında yönetici asistanlığından muhasebeye, müşteri temsilciliğinden girişimciliğe uzanan bir yol çizen İnci Saraç, bugün Hanımeli Çay Evi’nde hem ev yapımı lezzetleriyle hem de mahalle kültürünü yaşatan yaklaşımıyla Lüleburgazlıların gönlünde yer ediniyor.

Lüleburgaz’da Hanımeli Çay Evi’nin işletmeciliğini yapan 45 yaşındaki İnci Saraç, yıllardır sürdürdüğü çalışma hayatındaki tecrübelerini kendi işletmesine taşıyarak örnek bir başarı hikâyesine imza attı.

Üç kız annesi olan Saraç, 7 yıl önce İstanbul’dan Lüleburgaz’a taşındı. Hayatının büyük bölümünü çalışarak geçirdiğini belirten Saraç, henüz 17 yaşında iş hayatına atıldığını ve o günden bu yana üretmekten hiç vazgeçmediğini söyledi. Yönetici asistanlığı, muhasebe ve müşteri temsilciliği gibi beyaz yaka mesleklerde uzun yıllar görev yapan Saraç, insan ilişkileri konusunda edindiği deneyimi bugün işletmesinde değerlendirdiğini ifade etti.

İnsanlarla iletişim kurmayı her zaman sevdiğini söyleyen Saraç, işletmeciliğin en önemli taraflarından birinin de insanı tanımak olduğunu belirtti. İngilizce bilmesi ve Bulgarcayı anlayabilmesi sayesinde yerli müşterilerin yanı sıra kente gelen yabancı misafirlerle de rahatlıkla iletişim kurabilen Saraç, özellikle Bulgaristan’dan gelen ziyaretçilerin işletmeye yoğun ilgi gösterdiğini söyledi. Dil avantajının müşteri memnuniyetine olumlu yansıdığını belirten Saraç, farklı kültürlerden insanlarla sohbet etmekten büyük keyif aldığını ifade etti. Yabancı müşterilerin hem işletmeye hem de kent ekonomisine katkı sunduğunu dile getiren Saraç, Lüleburgaz’ın kültürel çeşitliliğinin ve göçmen geçmişinin işletmesine de yansıdığını belirterek, gelen misafirlerin kendilerini evlerinde gibi hissetmeleri için özel çaba gösterdiğini kaydetti.

Çay evine gelen müşteriler arasında ilkokul öğrencilerinden 90 yaşındaki vatandaşlara kadar çok geniş bir yaş aralığı bulunduğunu anlatan Saraç, “Herkesle her yaş grubuyla anlaşırım. Müşterilerimin yaşı ilkokuldan başlıyor, 90 yaşına kadar çıkıyor. Kimisi okuldan çıkıyor tostunu yemeye geliyor kimisi de evde sıkılıyor sohbet etmeye çay içmeye geliyor.” dedi.

MUTFAKTAKİ YETENEĞİ İŞLETMEYE DÖNÜŞTÜ

Yıllar boyunca çevresinden mutfaktaki becerileriyle ilgili övgüler aldığını belirten Saraç, yemek yapmanın kendisi için yalnızca bir uğraş değil, aynı zamanda bir tutku olduğunu anlattı. Aile içinde düzenlenen mevlitlerde ve kalabalık organizasyonlarda mutfaktaki sorumluluğun çoğu zaman kendisine verildiğini söyleyen Saraç, “Elimin her zaman lezzetli olduğunu söylerler. Ailede mevlit olsa pilavı kavurmayı bana yaptırırlardı” ifadelerini kullandı.

Özellikle sarma yapımındaki ustalığıyla aile içinde bilindiğini belirten Saraç, “Okul kermes yemeklerinde en zor işlerden biri sarma hazırlamaktır. Çocuklarım sarmayı seçerdi hep. ‘Anne sen yaparsın, senin yaptığın sarma diğerlerinden çok güzel oluyor’ derlerdi” sözleriyle mutfağa olan ilgisinin yıllar öncesine dayandığını anlattı.

Bu yeteneğini yıllar sonra kendi işletmesinde değerlendirme fırsatı bulduğunu belirten Saraç, müşterilerine mümkün olduğunca ev lezzetlerini sunmaya çalıştığını ifade etti. Hazır ürünlerden uzak durduklarını söyleyen Saraç, işletmede sunulan birçok ürünün kendi ellerinden çıktığını vurguladı.

KIŞA 600 KİLOYA YAKIN MENEMEN HAZIRLIYOR

Hanımeli Çay Evi’nin en dikkat çeken özelliklerinden biri de ev yapımı ürünleri. Kış hazırlıklarını büyük bir titizlikle yaptığını söyleyen Saraç, özellikle menemen üretiminin ciddi bir emek istediğini belirtti.

“Menemeni 500-600 kilo kavanozluyorum kışın. Kendi hazırladığım menemeni işletmemde satıyorum” diyen Saraç, ürünlerin doğal ve ev yapımı olması nedeniyle müşteriler tarafından yoğun ilgi gördüğünü söyledi.

İşletmede hazırlanan limonataların da büyük ilgi gördüğünü belirten Saraç, “Limonata da ev yapımı günlük çıkıyor” dedi. Her gün taze olarak hazırlanan ürünlerin müşteriler tarafından tercih edildiğini söyleyen Saraç, insanların artık doğal ve katkısız ürünlere yöneldiğini ifade etti.

Kahve kültürünün de işletmenin önemli parçalarından biri olduğunu anlatan Saraç, bu yönünün aileden geldiğini söyledi. “Kahveci usulü. Babam da kahveciydi. Baba mesleği” diyen Saraç, müşterileriyle kurduğu samimi ilişkinin temelinde de bu kültürün bulunduğunu belirtti.

GÖÇMENLERİN ÖZLEDİĞİ LEZZETLERİ YAŞATIYOR

Lüleburgaz’ın göçmen nüfusunun yoğun olduğu bir kent olduğunu da belirten Saraç, işletmesinde Balkan kültürüne ait lezzetlere de yer verdiğini söyledi. Bunlardan birinin de Bulgaristan’da oldukça bilinen “Prensesa” olduğunu ifade eden Saraç, bu lezzetin özellikle göçmen müşteriler tarafından ilgiyle karşılandığını anlattı.

Saraç, “Prensesa yapıyoruz. Bulgaristan kahvaltılığı. Sucuk kaşar ağırlıklı yapıyoruz. Kıymalı kaşarlısı da var. Lüleburgaz’da pek yok. Buraya gelen göçmenler şaşırıyor ve mutlu oluyorlar” dedi.

Annesinden öğrendiği tarifleri de yaşatmaya devam ettiğini belirten Saraç, “Annemin yaptığı tarhanayı burada yapıyorum” diyerek geleneksel lezzetlerin unutulmaması için çaba gösterdiğini söyledi.

HAYALİNİ KURDUĞU İŞLETMEYİ AÇTI

Kendi işletmesine sahip olma fikrinin yıllardır aklında olduğunu söyleyen Saraç, aslında deniz kenarında bir işletme açmayı hayal ettiğini anlattı.

“Hep deniz kenarında bir işletme açmak istemiştim. Kendi işletmem olsun istedim. Burada nasip oldu” diyen Saraç, hayatın onu Lüleburgaz’a getirdiğini ve burada yeni bir yaşam kurduğunu söyledi.

İşletmesini açma sürecinde en büyük destekçilerinden birinin Cengiz Azman olduğunu belirten Saraç, “Cengiz Azman’ın desteği ve inancıyla bu işe giriştim. Desteği çok büyük buradaki tüm dükkân sahiplerine karşı” ifadelerini kullandı.

İlk dönemlerin kolay geçmediğini belirten Saraç, özellikle işletmenin ilk altı ayında yoğun bir mücadele verdiğini anlattı. Yeni bir iş kurmanın hem maddi hem manevi açıdan zorlukları olduğunu belirten Saraç, zamanla müşteri kitlesi oluşturarak bu süreci atlattığını söyledi.

“İlk 6 ay zor geldi bana. Ama sonrasında insanların sevgisi, desteği ve takdiri bana güç verdi” dedi.

SABAH 7.30’DAN AKŞAM 10’A KADAR ÇALIŞIYOR

Başarısının arkasında disiplinli çalışmanın bulunduğunu söyleyen Saraç, haftanın her günü işletmesinin başında olduğunu belirtti.

“Sabah 7.30, akşam 10. Her gün çalışıyorum. Her sabah dinlenmiş bir şekilde geliyorum. Bu işi yapmam gerekiyor dedim ve sürdürüyorum” diyen Saraç, işletmeciliğin büyük fedakârlık gerektirdiğini söyledi.

Gün içerisinde sürekli hareket halinde olduğunu belirten Saraç, “Günlük 25 bin adım atıyorum çalışma koşuşturmasında” ifadelerini kullandı. Yorucu tempoya rağmen işini severek yaptığını söyleyen Saraç, insanların memnuniyetinin bütün yorgunluğunu unutturduğunu belirtti.

“MAHALLENİN İNCİ ABLASI OLDUM”

Zamanla müşterileriyle arasında güçlü dostluklar oluştuğunu söyleyen Saraç, bugün çay evinin yalnızca bir işletme değil, aynı zamanda mahalle kültürünün yaşatıldığı bir buluşma noktası haline geldiğini ifade etti.

“Mahallenin İnci ablası oldum” diyen Saraç, insanların kendisine duyduğu güvenin en büyük mutluluğu olduğunu söyledi.

“Çok güvenilir olduğumu düşünüyorum. Eski mahalle kültürünün de merkezi oldum. Biri anahtar mı bırakacak bana bırakır, bir emanet mi bırakacak bana bırakır. Bu şekilde güvenilir dostluklar edindim” dedi.

İşletmesine gelen çocuklardan yaşlılara kadar herkesle güçlü bağlar kurduğunu anlatan Saraç, insanların kendisini ailelerinden biri gibi gördüğünü söyledi.

Kadınların hayallerinden vazgeçmemesi gerektiğini vurgulayan Saraç, yıllardır çalışarak edindiği tecrübeleri şu sözlerle özetledi: “Kadınlar kendilerine güvensinler. Bir insanın yaptığını herkes yapabilir. Herkes takdir ediyor beni ve ben bundan da güç alıyorum. Kadın isterse her şeyi yapar.”

bottom of page