“Lüleburgaz bir sanat kasabası olabilir”
- Özlem KARAKOYUN

- 31 Mar
- 3 dakikada okunur
27 Mart Dünya Tiyatro Günü kapsamında Uçaneller Kuklaevi Genel Sanat Yönetmeni Mesut Sarıoğlu ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin dördüncü ve son bölümündeyiz. Sarıoğlu, söyleşinin son bölümünde tiyatronun gelişmesi için vasatın değil nitelikli işlerin desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Lüleburgaz’ın güçlü bir tiyatro geçmişine sahip olduğunu belirten Sarıoğlu, kentin uluslararası kukla festivali ve “Kukla Dostu Şehirler Birliği” gibi projelerle dünyada bir sanat kasabası olarak anılabileceğini söyledi.



27 Mart Dünya Tiyatro Günü kapsamında Uçaneller Kuklaevi Genel Sanat Yönetmeni Mesut Sarıoğlu ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin dördüncü ve son bölümündeyiz. Önceki bölümlerde sanat yolculuğunu, tiyatronun bugünkü durumunu ve Lüleburgaz gibi bir kentte tiyatro yapmanın zorluklarını değerlendiren Sarıoğlu, bu bölümde ise çözüm önerilerini ve geleceğe dair hedeflerini paylaştı.
Lüleburgaz’ın tiyatro geleneği açısından Türkiye’de önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Sarıoğlu, sanatın gelişebilmesi için “iyi olanın tercih edilmesi ve desteklenmesi gerektiğini” ifade etti.
Tiyatroda vasatlığın alkışlanmasının kültürel gelişimi engellediğine dikkat çeken Sarıoğlu, gençlerin bu alanda ilerleyebilmesi için ustalarla çalışmasının ve daha nitelikli üretimlerin teşvik edilmesinin önemine değindi.
Söyleşinin son bölümünde Sarıoğlu, Uçaneller Kuklaevi’nin önümüzdeki dönem planlarını da anlattı. Uluslararası kukla festivali düzenleme hedeflerinden “Kukla Dostu Şehirler Birliği” üyeliği girişimine kadar birçok projeyi paylaşan Sarıoğlu, Lüleburgaz’ın dünyada bir “sanat kasabası” olarak tanınması için çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti.
ÇOK OLUMSUZ BİR TABLO ÇİZDİNİZ. PEKİ NE YAPILMALI?
Lüleburgaz tiyatro sanatı ile ilgili olarak Türkiye’nin çorak ve vasat ortamında iyi örneklerden biri aslında. 1960’lardan beri bu kasabada tiyatro yapılıyor. Çorlu, Babaeski, Kırklareli merkez ya da aynı ölçekteki kasabalara göre en önlerde yer alan bir yer. Benim anlatmaya çalıştığım şey sevgili Budak abinin 1860’larda 1990’lara kadar yaptığı oyunları ya da benim 1990 ile 2024 arasında sahnelediğim oyunları tekrar etmenin kimseye faydası yok. Bu basit bir vasat döngü. Bu döngüden biz Uçaneller olarak çıktık. Ve bu çizgi dışı iş, tiyatro alanında kasabanın adını tüm dünyaya duyurdu.
2000’şerin başındaki Genç Oyuncular deneyimi de farklı bir enerji taşıdığı için Türk tiyatrosuna yeni oyuncular kazandırdı. Bu çıkış noktalarının iyi analiz edilmesi gerek. Yani bu potansiyel bu kasabada var ama her yapılan işi alkışlamak vasatlığa kan nakli oluyor.
Peki ne yapmalı sorunuza gelince söyleyeceğim tek şey var; ‘seçici ve seyirci olarak iyi olan işler tercih edilmeli ve desteklenmeli. Sırf kalabalık görünsün diye vasat işlere yer veren ve vasat işleri destekleyen yönetim anlayışına bunun beyhude bir çaba olduğu anlatılmalı. Gençler tiyatro ile ilgilenirken kendi aralarında top çevirmekten vazgeçip bu işin ustaları ile çalışmalılar. Bakın biz kukla konusunda gerçekten eğitimli ve usta isimlerle çalışmasaydık bu noktaya gelemezdik. Uçaneller ulusal ve uluslararası ödülleri olan ve dünyanın şimdilik yarısını dolaşmış olan bir ekip. Tiyatro ile ilgilenen gençler bu alanın hobi olduğu zaman ve zeminin lise grupları ile sona erdiğini kabul etmeliler. Okul tiyatroları aileler ve yakın arkadaşlar için yapılır. Kötü işler çıksa da yakınlıklar bu durumu alkış aşamasında tolere eder. Ama okul tiyatrosu dışında bir iddia ortaya konuyorsa yapılan işim iyi olması gerekir.
Yapılacak çok iş var ama başlangıç olarak bu işe gönül veren arkadaşların yaptıkları işte kendilerinin değil seyircini kendisini iyi hissetmesi gerektiğini kavramaları gerekiyor.
Bir başka şey de bu işe destek olmaya çalışan belediyenin ezberlerden ve bu ezberlerin doğurduğu vasatlıktan vazgeçip kendine yeni bir sanat yolu haritası çizmesi gerekir. Yönetenleri ezberleri ya da öfkeleri olabilir ama bu durumun kurumlara yansıması doğru değildir. Yerel yönetimler ‘fiyat_ fayda’ konusunda hassas olmalıdır. İki yıldır yapılan etkinlik için harcanan bütçe ile dünya ölçeğinde işler getirilebilir Lüleburgaz’a. Bu sadece tiyatro alanı ile de sınırlı olmaz. 500_600 kişinin arasında dönen işlere ayrılan bütçelere bir daha dikkatlice bakmakta fayda olduğunu düşünüyorum.
ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDEKİ PLANLARINIZ NELER?
Önümüzdeki yıl yapılacak tiyatro festivaline katılmayı hak etmek için çok çalışacağız. Şaka yapıyorum. O organizasyona katılmak için bizim bütün projelerimizi dondurup eve dönmemiz ve sıradanlaşmamız gerekiyor. Bunu yapmamız mümkün değil Dünyada daha Lüleburgaz’ın adını duymamış 100’ü aşkın ülke var. O ülkelerin çocuklarına da Lüleburgaz’ın bir sanat kasabası olduğunu anlatmadan durmak yok.
Bir uluslararası kukla festivali yapacağız. Bizim belediyeyi iki yıldır bekliyoruz ama onlar son olarak bir yıl daha bekleyin dediler. Biz bu festivali hiçbir kuruma dayanmadan yapmıştık yine yaparız. Buradaki ısrarımız kasabanın uluslararası nitelikte bir festivali olması için. Ayrıca bizim kasabanın ‘Kukla Dostu Şehirler Birliği’ üyesi olması için girişimlerimiz son aşamada. Biz bu teklifi ilk yaptığımızda bu şehirleri sayısı 9’du, belediyeden yanıt beklerken 17’ye çıktı. İlk teklifte olsaydı şimdi tüm dünyada bu kimlikle tanınan bir kasaba olacaktık. Bu iş için mali bir külfet te yok. Bir kukla salonu, dünyaca tanınan bir kukla ekibi yeterli. Biz bir da kukla müzesi önermiştik belediyeye.
Beklemeye devam ediyoruz. Godo’yu beklesek, gelme ihtimali daha yüksek olurdu. Festival için ve kukla şehri için farklı alternatiflerle görüşmelere başladık. Üzülüyoruz ama bu hayali gerçekleştirmeden bu toprakları terki diyar etmemeye yemin ettik. (Özelde Burgaz, olmadı Trakya)


