Bir ömürlük okuma yolculuğu!
- Özlem KARAKOYUN

- 12 Şub
- 3 dakikada okunur
“Gözüm gördüğü sürece okuyacağım”
Lüleburgaz’da yaşayan Ayla Balkan, çocukluğundan bu yana süren okuma tutkusuyla örnek oluyor. Yaklaşık 30 yıldır kütüphanenin düzenli okuru olan Ayla Balkan için kitap, bir alışkanlık değil hayatın kendisi. Pandemide bile kitaplardan kopmayan 80 yaşındaki Ayla Balkan için okumak vazgeçilmez bir ihtiyaç. Balkan, çocukluğundan bugüne kitaplarla kurduğu bağı gazetemize anlattı.



Lüleburgaz’da yaşayan 80 yaşındaki Ayla Balkan, kitaplarla kurduğu ilişkiyi bir alışkanlıktan çok, hayatın doğal bir parçası olarak görüyor.
Verem Savaş Dispanseri’nden emekli olan Balkan, yaklaşık 30 yıldır kütüphanenin düzenli kullanıcısı.
Ancak onun okuma serüveni resmi kayıtlardan, üyeliklerden ve raflardan çok daha önce başlıyor.
“Çocukluğumdan beri kütüphane kullanıcısıyım. İlkokul çağından beri elimde hep kitap vardı” diyen Balkan, okumanın kendisi için bir zorunluluk değil, içten gelen bir ihtiyaç olduğunu söyledi.
Balkan’ın kitapla kurduğu bu bağın temelinde ise annesinin etkisi büyük.
“Annem terziydi ama okumayı çok severdi. Takvim buldu mu arkasındakileri okurdu. Kitap buldu mu okurdu. Yarısı kopmuş bir kitap olsa bile yine okurdu” sözleriyle çocukluk evini anlatan Balkan, o günlerin yokluk içinde geçen ama merakla dolu zamanlar olduğunu ifade etti.
Babasının ise daha çok gazete okuduğunu belirten Balkan, evdeki okuma kültürünün bu şekilde şekillendiğini dile getirerek, “Babamın kitap okuduğunu görmedim, sadece gazete okurdu. Ama evde yazılı bir şey olması bile bizi okumaya yaklaştırıyordu.” dedi.
Kitaplara ulaşmanın zor olduğu yıllarda, Ayla Balkan için okul en önemli kapı olmuş. Okul sıralarında kitapla kurduğu bağı şu sözlerle anlattı: “Bir öğretmenim vardı. Ellerinde kitaplarla gelirdi, ‘Kim daha çok soru bilirse bu kitaplar onun olur.’ diye bizleri okumaya teşvik ederdi. Okulda kitap alabilmek için öğretmenimin sorduğu bütün sorulara cevap verirdim. Kitap almak benim için bir ödüldü.”
Parayla alınan kitapların çok sınırlı olduğunu vurgulayan Balkan, okuma yolculuğunun büyük ölçüde kütüphaneler sayesinde şekillendiğini söyledi.
Arkadaşlarımızla kitap paylaşırdık diye devam eden Balkan, “Parayla aldığım kitap çok azdır. En çok kütüphane sayesinde okudum. Bir de arkadaşlarımızla kitap paylaşırdık. Okuduğumuz kitabı birbirimize verirdik. Böylelikle yeni kitap almak zorunda kalmazdık.” diye konuştu.
Kütüphane, Ayla Balkan’ın hayatında yalnızca kitap alınan bir yer değil; aynı zamanda zor zamanlarda yalnızlığı azaltan bir dayanışma alanı olmuş. Pandemi dönemini anlatırken bu bağı özellikle vurguluyor:
“Pandemi döneminde kütüphane hiç beni yalnız bırakmadı. Bir kitap getirirlerdi, ben okurdum. Bitince geri alırlardı, sonra yenisini getirirlerdi. O günlerde kitaplar bana arkadaş oldu.”
‘POLYANNA’ HAYATINDA ÖZEL BİR YERE SAHİP
Okudukça güçlendiğini, düşündükçe hayata daha farklı baktığını söyleyen Balkan, bazı kitapların ise insanın hayatında özel bir yere sahip olduğunu dile getirdi. Çocukluğundan bu yana defalarca okuduğu Polyanna bu kitaplardan biri.
“Polyanna kitabım var. Onu asla vermiyorum. Çocukluğumdan beri kaç kere okuduğumu bilmiyorum. O kitap benimle büyüdü. Ne zaman mutsuz olsam, üzgün olsam hemen açar bir sayfasını okurum ve keyfim yerine gelir.” diyor.
Edebiyatın insanı zenginleştirdiğine inanan Balkan, şiir ve roman arasındaki bağı da kendi cümleleriyle anlatıyor:
“Bir şiir açtığın zaman bir roman oluyor. Bir dize seni alıp başka bir hayata götürüyor. Yazanlara Allah razı olsun.”
Okuma zevki yıllar içinde değişmiş olsa da kitapla olan bağı hiç kopmamış. Artık bazı türlerden uzak durduğunu ifade eden Balkan, tercihlerini şöyle açıklıyor:
“Artık polisiye okumak istemiyorum. Günümüzde yaşanan kötü olaylar zaten hepimizi üzdüğü için daha sakin, daha düşündüren şeyler okumayı seviyorum.”
Yaşına rağmen okuma konusunda kararlı olduğunu da net bir şekilde dile getiriyor: “Gözüm gördüğü sürece okuyacağız. Okumadan geçen bir gün eksik bir gün gibi geliyor.”
Kitapları biriktirmeyi değil, paylaşmayı tercih eden Balkan, sahip olduğu kitapların büyük bölümünü kütüphanelere ve köy okullarına bağışlamış.
“Ben kitap istiflemem. Elimde olan çoksa hemen veririm. İsteyen birine veririm. Kitap dolaşmalı” sözleriyle bu anlayışını özetledi.
RIFAT ILGAZ İLE TANIŞMAYI İSTEMİŞ
Balkan okuma hayatı boyunca kendisini en çok üzen olayın Rıfat Ilgaz’ın Lüleburgaz’a gelişi ve o zaman kendisi ile tanışma fırsatını kaçırdığını söyledi. O günleri, “Lüleburgaz’a gelmişti. Çarşıda kitap imzalıyordu. Kuyruk vardı ama işim de vardı onu halledip dönerim diye işimi yapmaya gittim. Dönünce bir baktım kimse yok. O günü hatırladıkça kendimce kızıyorum.” sözleriyle sitem içerisinde anlattı.
Kitapların yanı sıra izlenen diziler ve programlar konusunda da seçici olduğunu vurgulayan Balkan, eğitici içeriğin önemine dikkat çekti: “Kitapların da dizilerin de kesinlikle eğitici olması gerek. Eski aile dizileri çok güzeldi. En azından hayatın gerçeğini öğrenebiliyorduk.”
Ayla Balkan’ın hikayesi, okumanın bir yaş meselesi olmadığını, kitapların insanı hiçbir koşulda yalnız bırakmadığını ve paylaşıldıkça anlam kazandığını bir kez daha gözler önüne seriyor.


