top of page

Babaannemin Höşmerimi

Nazlı Işık Tan yazdı...

ree

Geçenlerde bir arkadaşım sordu:“Nazlı, höşmerim yapmayı biliyor musun?”Gülümsedim, içim bir an Lüleburgaz’ın eski sokaklarına, babaannemin mutfağına gitti.“Bilmez miyim?” dedim, “Ben o höşmerimin kokularıyla büyüdüm.”

Höşmerim…Adını söylerken bile insanın içi ısınır. Kimisi “höşmelim”, kimisi “hoşmerim” der. Ama bizim tarafımızda adı kadar tarifi de bambaşkadır.

Bizim höşmerimde un kavrulmaz. Taze, yağlı, tuzsuz peyniri eritir, sonra unu azar azar eklerdik. Babaannem karışımı oklava ile öyle bir karştırırdı ki sanırsınız meditasyon yapıyor. Komşular ‘’şeker de ekle’’ dese de asla pişerken şeker eklemezdi.

“Tatlı ateşte değil, gönülde olur. Şeker eklersen ruhu kaçar.” Derdi.

Babaannem her şeyi kendi yapardı:Peyniri sabahın köründe mayalardı, tereyağını yayıkta çalkalardı, unu değirmenden getirirdi, şekeri ise Alpullu’dan alırdık. O zamanlar her tatlı bir emek, her lokma bir hikâyeydi.

Höşmerim pişip tabağa alındığında ise asıl sihir başlardı:Sıcak sıcak, güneş gibi parlayan Alpullu toz şekerini serper, tatlıyı incitmeden şekillendirirdi. Bir lokma alınca hem göz hem gönül doyurdu.

Şimdi peynir marketten, un paketle, şeker ithal… Tatlar da duygular da biraz eksik. Ama bazen düşünüyorum… Höşmerimin asıl tadı peynirden, yağdan, şekerden değil, babaannemin ellerinin sıcaklığından, o sabırlı bekleyişten geliyordu.

Şimdi biri “Hadi höşmerim yapalım” dese, elim gider ama yüreğim eski tencerede kalır. Çünkü bazı tatlar damakta değil, insanın geçmişinde saklı kalır. Ve işte o tatlar, en çok da yürekte pişer…

 

bottom of page